ÜÇ BEYİN

ÜÇ BEYİN  **Çeviri: İbrahim ELİBAL**
İnsan soyunun böylesine zor ve karmaşık problemlerle yüzyüze geldiği günümüzde çok yönlü ve etkili düşünmenin gelişmesine oldukça büyük bir ihtiyaç vardır. Tüm bu ülkelerin benimsediği demokratik ideallerle uyumlu, özellikle umut vaadeden gençlerin entellektüel gelişimlerini, insani ve yardım severlik bağlamında teşvik eden bir yol olmalı.
 Bunun yerine, bu ülkelerin çoğunun öğretim ve sınav sisteminde hemen hemen gelenekselleşmiş bir sistem buluruz. Kısmen okulların ve toplumların baskıcı doğaları yüzünden neokortikal fonksiyonların büyük bir kısmının hala bilinmemesi ve buna gereken önem verilmemesine rağmen, bazen, günümüz amerikan televizyonları ve filimlerindeki seks ve saldırganlığın çekiciliğinin hepimizde gelişmiş bir r-kompleksin varlığı olgusuna işaret edip etmediğini merak ediyorum. Carl Sagan,””The Dragons of Eden””(Cennetin Ejderhaları),1977 s.202-203
Carl Sagan’ın yorumları oldukça iddialı. Bilim ve teknoloji alanında önemli mesafeler katettik. Tüm bilgi birikimimiz ve teknolojimize rağmen, ülke savunması; güç, hakimiyet ve zaptetme hiyerarşisi; ve benliğin yoğun bir şekilde ortaya konulması başkalarıyla olan ilişkilerimizde neden hala böylesine önemli bir rol oynamaktadır? Ve işimizde kullanıdığımız yöntemleri değiştirirken karşılaşacağımız güçlüklerle, bir okulun idare şeklinin değişmesinin neden bu denli zor olmaya devam ettiği sorusu arasında nasıl bir bağlantı olabilir?
Birleşik Devletler Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü eski başkanı, Paul MacLean’ın önerdiği bir
açıklama var(1969,1978) MacLean’in teorisi yaygın olarak “”Üç Beyin Teorisi”” (The Triune Brain Theory) olarak bilinir, çünkü ona göre insan kafasında bir yerine üç beyin ulunmaktadır. Ayrıca yine MacLean’e göre, Sagan’ın bahsettiği oranların en akla yatkın açıklaması üç beyinimizden en ilkelinde yer alan kalıtımsal/atalarımıza ait yaşamı sürdürme modelinin varolmasıdır. Ayrıca davranışları merhamet, gelecek kaygısı, ileriye yönelik planlar yapabilme yeteneği ve yaşayan diğer türlerle empati kurabilme yeteneğince yönlendirilirken insan oğlunun gelişiminin mümkün olabileceğini; fakat bu gelişim beyne en son eklenen kısmın –prefrontal korteks- büyük ölçüde kullanımını gerektirdiğini de
belirtmektedir.Elbette beynin evrimsel gelişimi üzerine kurulmuş başka modellerde vardır. (Bkz.,Ornstein ve Tompson, The Amazing Brain, 1984). Buna rağmen üç beyin teorisi eğitimciler için çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu, davranışı farklı ve işe yarar bir şekilde elealmamızı sağlarken, ilgili psikolojik
ve sosyolojik teorilerle uyumluluğunun yanısıra değişikliğin ortaya çıkması için uygun bazı yönergelerin verilmesini de sağlamaktadır.

ARKEOLOJİK BEYİN ARAŞTIRMALARI
MacLean kendi çalışmasını, beynin evrimsel gelişim tabakalarının zamanla değişimini araştıran bir arkeoloğun çalışmasıyla karşılaştırır. MacLean, insan oğlunun geçirdiği evrimsel süreçlerdeki ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sırasıyla oluşmuş üç belli başlı beyin tabakası tanımlamıştır. Bunlar
Sürüngen Sistemi (Reptilian System) veya R-Kompleks, Limbik Sistem ve Neokortekstir. Bu
tabakaların her birinin ayrı ayrı işlevleri olmasına rağmen, aslında her üçüde birbiriyle sürekli etkileşim halindedir. MacLean’ın teorisi, bazı yönlerden Freud’un Bilinç’i id, ego ve süperego olarak üçe ayırmasını; Platon’un ruhun yapısını üç tabakaya veya seviyeye ayırmasını; Socrates’in üç seviyeli tinsel yaşamını ve diğer bu tür üçlü teorileri anımsatmaktadır.

KARDEŞ ÜÇLEMESİ/BİR ARADA YAŞAYAN ÜÇ KARDEŞ

Öncelikle, bu teoride yer alan üç tabakayı aynı çatı altında yaşayan üç kardeşe benzetebiliriz. En büyük kardeş, R-Kompleks: Yaşamın sürdürülmesiyle görevlidir. Bu görevler, yiyecek sağlama, atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılması ve genel güvenlik ve rahatlığı gözetmeyi kapsamaktadır. Davranışlarının büyük bir çoğunluğu gelenekselleşmiş/ritüelleşmiş ve otomatik davranışlardır ve değişime karşı güçlü bir direnç geliştirmişlerdir. Dile kendine özgü bazı yöntemlerle karşılık vermesine rağmen kesinlikle dili kullanmaz.
İkinci kardeş, Limbik Sistem: derinden hisseder. Duyguları denetlemesi yanısıra yeni bilgilerin hatırlanması ve olayların organizasyonunda önemli bir rol oynar. Ayrıca savaşmayı ya da kaçmayı seçerek kişisel güvenliğin sağlanmasıyla da uğraşmaktadır. En büyük kardeşin aile üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmasını engelleyen ve beslenme kaynağı olarak hizmet veren Limbik Sistem, en büyük ve en küçük kardeş arasındaki dengeyi korumaya çalışır.
Kardeşlerin en küçüğü olmasına rağmen, en geniş alana yayılmış olanı Neokortekstir: O yöneticidir, dili kullanabilir, beste yapabilir ve karmaşık analizlerle uğraşır. Biçimsel,
kullanıma hazır ve soyut düşünebilme yeteneğine sahiptir; Geleceği tahmin edip planlayabilir ve genel olarak çok zekidir.
Bu üç kardeşin her biri diğer kardeşin davranış ve kararlarıyla bir ölçüde ilgilidir. Üçü birbirini destekleyebildikleri gibi çatışma halinde de olabilirler. Herhangi bir tehditin varlığı sezildiğinde büyük olasılıkla en büyük kardeş hakimiyeti ele alacaktır; çünkü böyle bir zamanda öncelik güvenliğin sağlanması ve yaşamın devam ettirilmesindedir. Bununla birlikte, hep birlikte hareket ederek başarılı bir
şekilde çok büyük tehlikelerin üstesinden gelebilirler.

[Kalıtımsal/Atalarımızdan Kalan Beynimiz-Sürüngen Kompleks]
Sürüngen beyin (ya da R-Kompleks) büyük oranda beyin sapını kapsamaktadır. Amacı, fiziksel
olarak yaşamı devam ettirme ve bedenin bütünlüğünü korumakla yakından ilişkilidir. Beyindeki
sindirim, üreme, dolaşım, solunum ve gerilim yaratan durumla başaçıkabilmek için savaşmayı ya da
kaçmayı seçme merkezlerinin hepsi öncelikli olarak bu sistemde bulunmaktadır. Çünkü sürüngen beyin
temelde fiziksel olarak yaşamın sürdürülmesiyle görevli olup yönettiği davranışlarda hayvanların
yaşamlarını sürdürme davranışlarıyla yakın benzerlikler göstermektedir. Bireysel hakimiyet alanı
belirlemede, üremede ve toplumsal hakimiyet kurmada önemli roller oynamaktadır. R-Kompleks
davranışları belirleyici özellikleri otomatik olmaları, gelenekselleşmiş davranışalara sahip olmaları ve
değişime karşı çok dirençli olmalarıdır.
MacLean (1978), John Locke’un doğduğumuzda beynimizin boş bir alana (tabula rasa)
benzediği ve soluma gibi temel yaşamı sürdürme mekanizması dışında tüm davranışların öğrenildiği
şeklindeki önermesini kabul etmemektedir. Ona göre insan ve hayvan dünyaları arasında bir çok
benzerlik vardır. Örneğin, gösterme davranışı gibi.

Eğer tüm insanların davranışları öğrenilmiş davranışlar ise tüm zekamıza ve kültürel olarak
belirlenmiş davranışlarımıza rağmen öyleyse neden hala hayvanların yaptığı tüm bu sıradan şeyleri
yapmaya devam ediyoruz? Kertenkeleler arasındaki toplumsal hiyerarşi sürekli yinelenen meydan
okuma ve barış imzalama gösterileriyle korunur. Bu gösterinin bileşenlerini sözde barış gösterilerinde ve
evliliklerde de görürüz. Öğretmenler hem sınıf içinde hem de dışında bu tür gösteriler görmeye
alışkındırlar. Başat kertenkele diğer kertenkeleleri kendisine boyun eğmek zorunda birakmasına rağmen,
bu kertenkelelerin bölgelerine giren yabancıya saldırırken başat kertenkeleye katılmaları oldukça
ilginçtir. Aynı kafese kapatılmış kertenkeleler yabancı bir kertenkeleye karşı birleşeceklerdir. İnsan
davranışlarının tümünün sonradan öğrenildiğini iddia eden birisi kendine şu soruyu sormalı: “”lise ve
üniversite öğrencileri yeni gelen öğrencilere kötü şakalar yapıp, onlar üzerinde hakimiyet kurmayı
kertenkelelerin yabancılara karşı nasıl birleştiklerini okuyarak mı öğrendi?”” (s.319-320)

MacLean’a göre insan oğlunda tanımlanabilir kategoride sürüngen davranışlar bulunmaktadır.
Aşağıda bazı örnekler verilmektedir.

ALAN SAVUNMASI
“”Benim evim””, “”benim ailem””, “”benim ülkem””, “”benim odam”” ve “”benim koltuğum””
örneklerinde görüldüğü gibi kendimizin olan şeyleri hem somut hem de soyut sahiplik duygusuyla
koruruz. Aday öğretmenlerin öğretmenleri onlara yemekhanede ve öğretmenler odasında nerede
oturduklarına dikkat etmelerini hatırlatmak zorundadır. Çünkü kıdemli öğretmenler odadaki yerlerinin
yeni gelenler tarafından “”kapılmış”” olduğunu gördüklerinde hoşgörülü olmayabilirler. Yine aynı şekilde,
üniversite öğrencileri de okula geldikleri ilk gün bir sıraya oturacak ve otomatikmen dönemin geri kalan
kısmında da o sıraya oturmaya devam edeceklerdir.

SÜSLENME VE GELENEKSELLEŞMİŞ GÖSTERİ
“”Bana bakın, ben özelim”” duygusuyla karekterize olan ve bizi yerimizden zıplatarak ilgimizi
çeken şeyleri yaparız. Nihayet kırmızı bir Porsche satın aldığımızda buna kendimiz bile inanabiliriz.

YUVA KURMA DAVRANIŞLARI
Bu tür davranışlar, kendilerini evi düzene sokmak, dekore etmek, kendi kişisel kullanışımıza
göre düzenlemek vb. şekillerde ortaya çıkarırlar. Örneğin, orası çocuklarımızı yetiştirdiğimiz yerdir. Bu
nedenle yeterli yerimiz (oda sayısı gibi) kilerimiz ve techizatımızın (dolap ve raflar gibi) yanısıra
renklerinde bu amaca uygun olmasına önem veririz.

TOPLUMSAL HİYERARŞİNİN KORUNMASI
Görünüşte demokratik sürecin işlemesi ile yakından ilgili olmasına rağmen, organizasyonların
çoğu “”hakimiyet hiyerarşisi”” diye adlandırdığımız şey üzerine kurulmuştur. (Eistler 1987) Hakimiyetin
kökenleri biyolojik, entellektüel, toplumsal ve fiziksel üstünlüğü idrak edilmesi gibi faktörlere dayanır.

EŞ SEÇME GELENEĞİ
Gençler ve yetişkinler bu konuyu kendi yöntemlerine göre elealırlar. Flört tüm dillerde eş seçme
anlamına gelir.

SÜRÜ DAVRANIŞI
Sürü davranışı toplumsal benzerlikle çok yakından bağlantılı olup her yerde karşılaşılabilir.
Örneğin okullarda bazı hareketleri kendilerine maleden öğrenciler arasında sürü davranışı örneğini
görmek mümkündür. Ve bazen de ortak saç ve giyim sitili ve “”grup”” standartlarına uygun davranışlar bu
tür davranışlar olarak tanımlanabilir.

DİĞER GRUP DAVRANIŞLARI
R-Kompleks, çete ve diğer türdeki grup üyeliklerini gözlemleyebileceğimiz yararlı bir mercek
görevi görür. Çetelerin tipik özellikleri bazen şiddete başvurarakta olsa, kendi bölgelerini
savunmalarıdır. Bu tür gruplara üye olma genellikle gelenek haline gelmiş bir kabul töreni gerektirir.
Diğer şeylerde olduğu gibi lidere seçilmesi ve güçlülüğü, üyelerin lidere gösterdiği saygı hakimiyet
hiyerarşisinin önemini yansıtmaktadır. Bir grubun sembolü o grubun normlarını da belirlemektedir.
Çünkü sembol, üyelerin birlikte zaman geçirme eyiliminlerini ve yine onların grupça onaylanan
davranışları sergilemelerini temsil eder.

İsopraxic Davranışlar : MacLean’a göre biyolojik olarak motive edilen davranışların çapraz-
sınıflandırılmasında ilginç bir yol daha vardır. Bu tanımlar aynı zamanda, bazı grup davranışlarını açığa
kavuşturmuştur. MacLean, İsopraxic Davranışları, bir gruptaki iki ya da daha fazla üyenin aynı şeyleri
yaparak iletişim kurabildiği davranışlar olarak tanımlar. Bu davranışlar üyenin taklit yeteneğiyle
yakından ilgilidir. Çünkü bunlar belli bir gruba özgü olup grubun kimliğini korumasına yardım eder.
Örneğin, bir futbol maçında gol atan takımın üyelerinin sevinçlerini kendilerine özgü şekilde
göstermeleri ya da giysilerinde Yunan alfabesi vb. gizli bir işaret taşımaları gibi.

Saplantısal Davranışlar ve Yeniden Canlandırma Davranışları: Bu tür davranışlar katı
gelenek ve göreneklere sıkı sıkıya bağlılık ve yapılagelen şeylere uyma ile karekterizedir. Birkez
başlanmaya görsün şartlar büyük ölçüde değişmiş olsa dahi, o şey tekrar tekrar yapılacaktır. İşte bir
takım batıl inançların kökeni de buradan kaynaklanmaktadır.

Alışkanlık haline getirdiğimiz şeyleri sürekli güçlendiren yanımız bu alışkanlıklarda bir aksama
olduğunda bundan haberdar olmamızı sağlayabilecek büyük bir güce sahiptir. Programda değişiklik
öneren birinin de çok iyi bileceği gibi, duygusal ve mantıksal bütünlüğü bozmanın, kurumsallaşmış bir
rutini ortadan kaldırmadan daha emin bir yolu yoktur. Bu, sanki gökyüzünün üzerimize düşmesi gibi bir
şeydir. Bu rutinleri güçlendiren herşey güven arttırıcı ve yatıştırıcı bir etkiye sahip olabilir. (MacLean,
1978,s.322)

Değişime karşı büyük bir direnç geliştirmiş büyük bir alışkanlık yığını ya da üyelikle ilgili bir
çok kuralı barındıran, üniversitedeki kardeşlik kız kardeşlik ve her türden bir sürü grup (öğretmenleri de
kapsayan) bu şekilde açıklanabilir.

Tropistic Davranışlar: Bu tür davranışlar eğitimciler için özel bir önem taşırlar. Çünkü çocuğun
ya da öğrencinin gelişimindeki öğrenim dönemleriyle yakından ilgilidirler. Bu dönemlerden en belirgin
olanı, cinsel kimliğin ortaya çıkışı ile ilgili olanıdır. Fakat her bir dönem, spesifik fetişler, tutkular ve
kendini çoğunlukla saç ve giyim sitiliyle gösteren modalarla karekterizedir.

Aldatıcı Davranışlar: Hayvanların aldatıcı davranışlarda bulunma nedeni ya avından veya
düşmanından daha hızlı davranmak ya da onları şaşırtmaktır. Bu tür davranışlar insan oğlunda, numara
yapma, yalan söyleme ve tuzak kurma gibi doğrudan karşısındakini yıkmayı amaçlayan saldırganlık
şeklini alırlar.

Son yıllarda haberlerde sık sık rastladığımız, din adamlarının suçluluk oranındaki artışa
değinmeden aldatıcı davranışlardan sözetmek mümkün değildir. Eğer kültür bize “”dürüstlüğün en iyi
politika olduğunu”” öğretiyorsa neden öyleyse insanlar salt aldatma deneyimini yaşamak için böylesine
büyük riskleri gözealıyorlar? Yeni kuşaklara öğrettiğimiz oyunlar neden aldatma taktiklerini ve
terminolojisini ödüllendirmeye böylesine imkan tanıyor? Öğrencilerin oyun alanını terk eder etmez sınıf
içinde de aynı yarışma ve hayatta kalma ilkelerini de terketmeleri nasıl beklenebilir? (MacLean
1978,s.324)

KAPIDAKİ GARDİYAN-LİMBİK SİSTEM

Limbik sistem, ikinci evrimsel süreçteki beyin, primer duygu merkezlerini barındırır. Olaylarla
duygular arasında bağlantı kurmada çok öenmli bir yeri olan amygdala’yı ve beynin lokal hafızayla
uğraşan en önemli bölümü olan hippocamus(beyinde bulunan iki beyaz çıkıntıdan her biri)’u içerir.
O’Keefe ve Nadel gibi, MacLean de kitabının dördüncü bölümünde hippocamusun rolünün bağlamsal
hafızalarla yakından ilgili olduğunu belirtir. Hippocamus, septal bilgiyi ve diğer alanlarda oluşturulmuş
içsel bilgiyi, “”duyusal sistemden hemen yanı başındaki kortikal alana gönderirlen”” (Isaacson 1982)
dışsal bilgiyi algılar. Bu nedenle Bağlamsal(Contexual) hafızalar iç ve dış dünyamızın birleşiminden
oluşur. Limbik sistem kendini, yeme, seks, özellikle koku alma duyumuz ve yaşam zincirinin devamı
için gerekli ihtiyaçlardan oluşan primer aktivitelerde olduğu gibi genç kuşakları yetiştirme ve sevgiyle
ilgili duyguları da içeren duygu ve hislerin oluşumunda ve sergilenmesiyle ilgili aktivitelerde de
göstermektedir. Limbik sistem ve Neokorteksin ya da üç beyinin birleşmesiyle bu tür koruyucu ve sevgi
dolu hisler gittikçe daha da karmaşıklaşmaktadır.

Limbik sistem, Isaacson (1982)’un “”kendi kendinin bilincine varma, özellikle de bedenin içsel
durumunun farkında olmaya ve hissettiklerimize karşı doğanın tecrübesel ilk adımı”” olarak adlandırdığı
anlamda, “”insani”” sistemlerin ilkidir. Bazı düşüncelere göre Alturistic/Özgeci davranışların başlangıç
merkezi Limbik sistemdedir. (Sagan1977) Çünkü Limbik sistem içsel ve dışsal yaşantımızdan elde
edilen mesajları birleştirme yeteneğine sahip olup R-Kompleksi ve onun ritüelleşmiş davranışları
sergileme tercihini, alışılmış karşılık verme biçimini engelleme görevini yerine getirir. Limbik sistem,
bu anlamda bize kendi kalıtımsal/atalardan kalma cevaplarımızı yeniden kodlama şansını verir.

“”DÜŞÜNEN”” BEYNİMİZ-NEOKORTEKS

Neomammalian beyin olarakta adlandırılan Neokorteks, insan beyninin 5/6’sını kapsar. Beynin
dış kısmını oluşturan Neokorteks yaklaşık buruşturulmuş bir gazete sayfası ebatları ve görüntüsündedir.
Konuşma ve yazmayı da içeren dili yaratır ve bu anlamda da diğer iki beyinden farklıdır. Duyusal
verilerin işlenmesi büyük ölçüde Neokorteksde meydana gelir. Mantıklı ve formal
işletimsel(operational) düşünebilmeyi sağlar ve bizim ileriyi görerek geleceğe ilişkin planlar
yapabilmemize de olanak sağlar. Neokorteks kapestesini bilim ve sanat alanlarında ortaya koyar ve o
kadar zengin ve karmaşıktır ki onu burada tam anlamıyla değerlendirebilmemiz mümkün değildir.

DÜŞÜNCE VE DUYGULARIN BİRBİRİNE BAĞLILIĞI

Beynin her üç tabakasının da birbiriyle karşılıkı etkileşimde bulunduğundan daha önce
bahsetmiştik. Bunun anlamı, bu tabakaların birbirlerini yalnızca etkilemeleri değil; kavramlar, duygular,
davranışlar gibi eğitimde ele aldığımız bileşenlerden hiçbirinin birbirinden ayrı olmadığıdır. Elbette,
birbirine bağlılığın hangi boyutlarda olduğu tam olarak bilinmemektedir. Olası duyguların aralığı dahi
bilinmemektedir. Bu nedenle, hem Ekman(1985) hem de Clynes)1977), her insanın bir dizi primer
duyguya sahip duyguya sahip olduğunu belirtmişlerdir. Fakat her ikisinin tanımı arasında küçük farklar
bulunmaktadır.

Bununla birlikte Limbik sistemin hem duygu hem de hafızayla ilgilendiği olgusu gözönünde
bulundurulduğunda, duygu ve kavram arasında birbirine bağlılık beklenen bir durumdur. Çevremize
baktığımızda bunun bir çok örneğini görebiliriz; mutlu aile ve başarı hatıraları acı ve kayıplarla ilgili
hatıralr. Örneğin; fen bilimleri ve bilgisayarla ilgili fobilerimiz; bizi büyüleyen konular ve hobilerimizle
ilgili sayısız hatıramız.

MacLean’a göre “”bir duyguyla bağlantı kurulamadığı sürece hiçbirşeyin varolması mümkün
değildir””(Holden 1979). Duygular düşündüklerimize ve yaptıklarımıza gerçeklik duygusu katar. Yine,
Rosenfield(1988)’e göre, hafızayı harekete geçiren türde duygular olmadan, hafızanın oluşması mümkün
değildir. Yani, öğrenmenin en iyi şekilde olması için öğrencinin istekli bir biçimde katılımı
sağlanmalıdır.

Tüm bunlara ek olarak kavramlar gerçekte duygular tarafından şekillendirilirler; ve Lakoff’un
Kadınlar Ateş ve Tehlikeli Şeyler(1987) adlı yapıtında da gösterdiği gibi, duyguların kendisi zaten
kavramsal olarak zengindir. Lakoff kendi savını eğreltileme yoluyla destekler. Ona göre, örneğin
kızgınlığı elealdığımızda aşağıdakiler gibi deyimler kullanırız:

-Kızdırıcı sözlerdir
-İçten içe kaynıyor
-Gözleri ateş saçıyor
-Öfkesinden içi içini kemirdi. (s. 388)

Bu örnekte “”ateş””in mecazi anlamları gösterilmektedir. Ayrıca kızgınlığın bir çok yüzü de vardır
ve diğer duygular için olduğu gibi kızgınlık için de bir çok eğreltileme yapılabilir. Bu nedenle, insan
sevinçten uçabilir veya içi içine sığmaya bilir. Bunun anlamı, öğrencilerin düşünce ve yöntemleri
kavrama kapestelerini etkileyen duygusal düzeyi ve yoğunluğu göstermektir. Yine aynı şekilde,
duygulardan arındırılmış içeriğin anlaşılması daha zordur. Arkadaşlık, dostluk, düşmanlık, sorumluluk
ve meydan okuma gibi bir çok kavramın kişiye ifade ettiği anlam, bunların ne kadar duygu yüklü ve
değerli olduğunu ortaya koyar.

Birine bir şeyi tam anlamıyla öğretebilmek için konunun kendine anlam veren tüm parçalara
sinmiş olması gerekir. İnsanlar konuyu kendilerine arzettiği öneme bakarak değerlendirmelidir. Bunun
anlamı, hem duygusal hem de derinden gelen dürtü ve ihtiyaçları kabul etmek demektir. Duygular,
öğrenimimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Öğrettiğimiz birşeyin duygusal bileşenlerini görmezden gelirsek
öğrencilerimizi konunun anlamlılığından yoksun bırakmış oluruz.

EĞİTİM İÇİN DAHA İLERİ DÜZEYDE ÇIKARIMLAR

MacLean’in teorisinin sezgisel bir çekiciliği vardır ve bu deneyimi yaşayan herkese, öğretmenler
de dahil, bir anlam ifade etmektedir. Okullarda, kurumlarda ve sokaklarda gerçekte olan biteni
anlamamıza yardımcı olabilir. Bu kitapta da gösterdiğimiz gibi eğitim için bazı temel fakat faydalı
tavsiyelerde bulunmada kullanılabilir. MacLean’in teorisini basite yani öteden beri bilip yaptığımız
şeylere indirgeyemeyiz. Beyin hakkında yapılan araştırmaların da gösterdiği gibi, beynin tüm bölgeleri
birbiriyle karmaşık bir şekilde ektileşim halindedir. Herhangi bir durumda beynimizin üç bölümünden
yalnızca birinin çalıştığını varsaymak tamamen yanlıştır. Yapabileceğimiz tek şey beyindeki özel bir
merkezin baskınlığını varsayarken kalan kısmın da o merkezi desteklediği, eğitimin ve gerçekte tüm
toplumun hakim merkezi desteklediğini varsaymaktır.

Günlük hayatta eş seçme ve kendi bölgemizi savunma gibi temel hedeflerimize ulaşmak için
Neokorteksin çok geniş entellektüel kapasitesini sıklıkla kullanırız. Öğrenciler bunu yapar. Aileler bunu
yapar. Öğretmenler bunu yapar. Toplum bunu yapar. Çünkü farkında olsak da olmasak da üç beyin de eş
zamanlı olarak çalışmaktadır.

Neokorteksimizi örneğin, karşı cinsi etkileyici parfümler üretmek ve canlı, sağlıklı ve daha
dolgun saçlara sahip olarak daha çekici olmak için saç bakım bilgimizi artırmakta kullanırız. Çelik
Manolya filminde Olympia Dukakis’inde söylediği gibi “”diğer insanlarla ve hayvanlarla aramızdaki fark
kullandığımız aksesuarlardır.”” Giyim, plastik cerrahi ve dişçilik hakkındaki bilgilerimiz cinsel
çekiciliğimizi artırmak ve karşı cinsle ilişki geleneğimizi süsleyip püslemek için kullanılır. Aynı şekilde
dilin, sanatın ve beden dilinin gücünü ve zerafetini de bu uğurda kullanırız. Neokorteks, R-Kompleks
ritüellerini süsleyip püslemek için kullanmamız alışkanlık haline gelmiş yaşamı sürdürme
yöntemlerimizi devam ettirip korurken bile büyük bir gelişme sağlıyormuş hissine kapılmamızı sağlar.

ÖĞRETİMDE ÜÇ BEYİNİN ÖNEMİNİ KABUL ETME

ALIŞKANLIK HALİNE GELMİŞ DAVRANIŞLAR POZİTİF OLARAK
SERGİLENMELİDİR

Fiziksel ve sportif oyunlar, temel içgüdüsel/içtepisel dürtülerimizi tatmin ederler. Bunlar, daha
gelişmiş öğrenmeyi başlatan doğal araçlardır. Oyunların her türü çocuklar ve yetişkinler için gayet
doğaldır. Dili, formülleri ve yeni bilgileri oyun yoluyla inceleme, temel R-Kompleks ihtiyaçlarımızdan
biri olan oyun ile öğrenme arasında bir bağ oluşturmaktadır.

SOSYAL ETKİLEŞİM VE DUYGUSAL YETERLİLİK, YAŞAMIMIZI
SÜRDÜRMEMİZDE VE OLAYLARI KAVRAMAMIZDA MOTİVE EDİCİ
OLUP ÖNEMLİ BİR ROLE DE SAHİPTİR.

Ortak öğrenmeye; iletişim becerilerine benzer ve çatışan duyguları ve ihtiyaçları olan
insanlardan oluşan karmaşık bir toplumda nasıl yaşacağımızı öğrenmeye en az “”bilişsel gelişim”” kadar
önem gösterilmelidir. Çoğunlukla çete ve özel gruplarda olumsuz bir şekilde sergilenen, kişilerin
birbirilerine karşı duyduğu derinden bağlılık bilgimizi genişletmek için çok önemli bir araç olabilir.
Çeşitli tartışmalara ve dinletilere katılma tarihi olay ve kişileri sahnede canlandırma ve tıbbi, toplumsal
ve diğer bilimsel problemlerin çözümü için paneller düzenleme toplumsal etkileşim ve ait olma
ihtiyacımızı içeren entellektüel olarak iddialı davranışlarımızdan yalnızca bir kaçını oluşturmaktadır. Bu
tür yöntemler, aynı zamanda (başkalarının ilgisini çekmek için süslenme) göze çarpma ihtiyacımıza da
hitabettiği gibi beceri ve yeteneklerimizi geliştirmeye de hitabedebilir.

OKULLAR R-KOMPLEKS TERCİHLERİNİ YENİDEN YÖNLENDİRME
GEREĞİ DUYARLAR

Bir ortaöğretim öğrencisinin enerjisinin çoğu toplumsal aktivitelere yönlendirilmiştir: nasıl
giyineceğine; hangi şampuanı kullanacağına; ve karşı cinsin ilgisini çekmek için kur yapma ritüellerini
nerede ve nasıl sergileyeceğine karar vermek gibi. Öğrencilerin, toplumsal geleneklerin ve duygulardan
arındırılmış entellektüel meydan okumanın, onların yaşayacağı eğlenceyi ve tatmin duygusunu
sınırlayacağını unutmaması çok önemlidir.

Bunun alternaitfi ise örneğin bilimsel bir araştırma veya yaratıcı yeteneklerin sergilendiği bir
konuda, gerçek heyacanı yaşayan öğrenciye yardım etmektir. Aynı zamanda, alışkanlık haline gelmiş
davranışları hakkında kafa yoran, daha gelişmiş ve iddialı yaşama ve öğrenme yolu arayan öğrenciye de
yardım edilmelidir. Elbette ki, en önemli sorun yeniden yönlendirmenin mümkün olup olmadığıdır.

GELECEK UMUDU-PREFRONTAL KORTEKSİMİZ

Merhamet ve başkaları için endişelenme duyguları 20.yy’dan önce de varolmasına rağmen bu
duygular hala önemlerini korumaktadırlar. Öğretimin önemi gittikçe artmaktadır. Çünkü bu sayede
öğrencilere daha iyi seçimler yapabilmek için karmaşık problemleri değerlendirebilme becerisi
kazandırılır. Fakat bildiğimiz kadarıyla merhamet, empati kurma ve bunlarla bağlantılı diğer özellikleri
değerlendirme de IQ testlerinden daha çok kullanılan başka bir test daha yoktur. Daha gelişkin insani
işlevlerimiz henüz araştırılmaya dahi başlanmamışken, neden bilişsel öğrenim, mekanik fikir öğrenimi
ve yapay zeka bizi böylesine büyülüyor? Toplumumuzda güdü ve değerlerimizin gelişmişliğine
yorabileceğimiz başarılara gereken değeri vermediğimiz görülüyor.

Duygusal faktörlerin ve ritüelleşmiş sürüngen davranışların varlığının kabul edilmesi salt kendi
başına eğitimin gelişmesini sağlayamayabilir. Çünkü kontrol merkezi hala beynin daha ilkel
bölümlerindedir. Ayrıca, güzelliği anlama, merhamet duyma ve hayata değer verme becerilerimiz
okulda geliştirilebilir. Bu nedenle, MacLean’e göre prefrontal korteks beynin insan türünün yaşamını
sürdürmesini sağlayan bölümüdür.

Prefrontal korteks, neokorteksin alnımızda yer alan bir bölümüdür. Prefrontal korteksin yokluğu,
ölçülebilen IQ değerleri üzerinde anlamlı hiçbir değişiklik yaratmamasına rağmen uyarlanabilir
davranışlar/adaptive behaviours olarak adlandırılan nöropsikolojik becerilerin gelişiminden sorumlu
olduğu da bilinmektedir. Bu beceriler arasında, planlama, analiz, mantık silsilesi kurma, yanlış yaparak
öğrenme, istenmedik karşılıkların değiştirilmesi ve soyutlama becerileri yer almaktadır. Bu nedenle,
merhamet duygusu ve empati kurabilme yeteneğinde bir artış mümkün olacaktır. Çünkü kendimizi
başkalarının yerine koyabilecek bilişsel beceriyi edinebiliriz.

Yaşamı sürdürmenin anlamı, son zamanlara kadar “”düşmanlar””a karşı -hastalık, açlık ve doğal
afetler gibi düşmanlara karşı- kazanılan fiziksel bir zafer demekti. Dahası, haklarında fazla bilgimiz
olmayan en son tehditler diğerlerinden daha karmaşık ve gelişmişlerdir. Bunların arasında, varlığımızı
yağmur ormanlarının varlığına bağlayan ekolojik sorunları kavrama; herkesin bilmek istediği ve üstüste
binmiş sorunları anlayabilme yeteneği yer alır. Bu tehtitler, Birleşik Devletler’in dünya nüfusunun
%4’ünü oluşturduğu halde, dünya kaynaklarının %60’ını kullanması; günde bin İlaç Bağımlısı Anne
Bebeğinin dünyaya geldiği ve Amerikan çocuklarının %27’sinin Fetal Alkol Sendromu ile doğması gibi
olaylara bakış açımızı belirleyen olguların yarattığı sorunların değerlendirilmesini de gerektirir.

Karşılıklı düşünerek hareket etme, duyulacak hoşnutluğun ertelenmesini ve merhamet duyarak
ve empati kurarak karmaşık olanı anlama becerisini gerektirir. Bu nedenle, prefrontal korteks hepimiz
için büyük bir önem taşır. MacLean’e göre tüm bu özellikler yeni şartlara uyum sağlayarak yaşamın
sürdürülebilmesi için gerçekten önemlidir.

Hiç balıkçılın kursağında yakıcı salgılar tarafından yavaş yavaş sindirilirken kıvranıp duran bir
balık gördünüz mü acaba? Öksürerek ölü hava keseciklerini vücutlarından atmaya çalışan kuşlar
duydunuz mu? Ya da gecenin bir yarısı onlara öksürük şurubu vermek için uyandınız mı? Peki fareyle
oynayan bir kedi gördünüz mü? Duyulan ızdırap, yakıcı güneşin şekillerini bozduğu yıldız tozları gibi biriktikçe birikir. Öyleyse doğa neden, dünyayı merhamet duygusu ve göğsünde bir kalp taşımayla tanıştıran neokortekse, yavaş yavaş, derece derece bir şeyler eklemeye devam ediyor? Alturism, empati bunların hemen hemen hepsi yeni terimler. Alturism-“”ötekine”” empati-“”kendinin karşıdakinin yerine koyma””… Yaşayan başka varlıkların sorunlarıyla ilgilenen bir yaratığı ilk kez tasarlarken, büyük balığın küçük balığı yuttuğu bir dünyada, doğanın 180 derecelik bir dönüş yapma girişiminde bulunduğu görülüyor. (s. 339-340)


Yazan: Mc Lean Çeviren: İbrahim Elibal

8 Yorum
  1. 29 Haziran 2011
  2. 29 Haziran 2011
  3. 28 Temmuz 2011
  4. 30 Temmuz 2011
  5. 01 Ağustos 2011
  6. 02 Ağustos 2011
  7. 06 Ağustos 2011
  8. 07 Ağustos 2011

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.