SERGÜZEŞT

Hayat herkes için biraz zordur ama çocuk yaşta anne koynundan koparılmış, yeni bir ülkeye sürgün edilmiş bir köleyseniz çok daha zordur… Dilber, sürgünün, özlemin, dünya üzerinde kadın olmanın en acı hallerini yaşayan bir insan… Sami Paşazade Sezai’nin iyiyle kötüyü, siyahla beyazı keskin hatlarla ayırdığı bu eserini daha yeni bir Türkçeyle hazmı kolay okuyacaksınız. Vapurun sesini duyuyor musunuz? Limana bir gemi daha yanaşıyor…

SERGÜZEŞT

SAMİ PAŞAZADE SEZAİ

2 PERDE

UYARLAYAN: SÜSEM ASLAN

İSKELE
Güçlü bir vapur düdüğü… Sisli bir atmosfer… Kadınlar gemiden iner. Kırbaçlı sahipleri peşlerinden gider. Gelen giden vapur düdüğü… Esirler ve sahipleri devinimle hareket eder.
Kırbaç sesleri, sevişme seslerine karışır. Vapur düdüğü…
ŞARKI Esiriz biz siz bilmezsiniz
Uzak diyarlardan geliriz
Fiyat biçerler derimize
Yüzümüze, etimize
Ancak ölüm özgür kılar
Yaşamak esarettir bize…

HACI ÖMER : Safa geldiniz, cariyeler nerede?
SATICI : İşte buradalar.
HACI ÖMER : Kaç tane
SATICI : Üç tane Çerkez güzeli
HACI ÖMER : Güzel mi gerçekten?
SATICI : (esirlerden birinin yüzünü kavrar) Şu mavi gözlere bak! Bir paşa buna bir hazine verir.
Hacı Ömer üç kızın etrafında dolanır. Dişlerine bakar, endamlarını süzer. Bir kese altın çıkarır, tacire verir. Kızlar yeni sahiplerinin önüne düşüp uzaklaşır. Etrafta pazarlık yapan başka tacirler de vardır.

HACI ÖMER’NİN EVİ
Hacı Ömer bir evin kapısını çalar, karısı karşılar, kızları süzer
LETAFET : Bu ikisi güzel! Bu küçük kız hastalıklı bir şeye benziyor. Bunu buraya ölsün diye mi getirdin?
HACI ÖMER : Biz de bunu bin liraya almadık ya! Tam yüksek kaldırımdaki Mustafa Efendinin karısının istediği gibi bir küçük.
LETAFET : ( Köşede sinik duran Şehriban’ı Hacı Ömer’in önüne itekler)
Bunu geri gönderdiler. Pek asiymiş. Terbiyesini beğenmemişler.
HACI ÖMER : ( Şehriban’a) Kırbacımı getir!
Şehriban istifini bozmaz. Hacı Ömer celallenir.
HACI ÖMER : Kırbacımı getir dedim sana!
ŞEHRİBAN : Kalk kendin al!
Hacı Ömer Şehriban’ı enseler. Elini kavrar. Duvardan kırbacı aldırır. Beyaz bir perdenin arkasına geçerler.
HACI ÖMER : Say!
Kırbaç sesiyle beraber Şehriban’dan acı sesler gelir. Gölge oyunu şeklinde kırbaçlanan kız görünür.
HACI ÖMER : Ya gönlünle 15’e kadar sayarsın; ya da sen sayıncaya kadar devam ederim.
Şehriban’ın ince sesi duyulur.
ŞEHRİBAN : Bir… İki… Üç…
Yeni esir kızlar sinmiştir. Birbirlerine yumulurlar ve bakmamaya çalışırlar.
LETAFET : Öyle yüksek sesle gülmek yok! Çerkezce konuşmak yok! Geri gönderilen her kız 15 kırbaç kafadan yer. Biraz uyuyun da yüzünüze renk gelsin.

Letafet, kırbaçlanan Şehriban’ı getirir, bir yatağa yatırır. Letafet çıkınca yeni gelen kızlar etrafını sararlar. Üstünü değiştirmesine yardım ederler.
ŞEHRİBAN : Görüyorsunuz halimi… Nasıl bir cehenneme düştünüz. Bu iyi günüm diğer yaşadıklarımın yanında…
ABLA : Yorma kendini merhem var mı yaralarına süreyim?
ŞEHRİBAN : Şurada
Şehriban’a merhem sürerler.
ABLA : Hadi uyu biraz bir ihtiyacın olursa seslen.
Şehriban bitkin uyur.
KÜÇÜK KIZ : ( Ablasını çekiştirir) Abla eve gidelim.
ABLA : Biz öldük kardeşim cehennemi yaşıyoruz şimdi. Uslu dur ne olur. İncitilmene izin verme…
KÜÇÜK KIZ : Abla niye gidemiyoruz?
ABLA : Bak güzelim biz buraya kendi isteğimizle gelmedik. Zorla tutuluyoruz. Biz esiriz. Elden bir şey gelmez. Uslu duracağına söz ver.
KÜÇÜK KIZ : Söz…
Kızlar birer yer bulur uyurlar. Karanlıkta sesler gelir.
Bir… İki… Üç…/ Vapur düdüğü/ Sevişme sesleri/ Gece gündüz ışıkla devinir.
Küçük kız sıçrar ablasının koynuna sokulur. Gün aydınlanır Hacı Ömer içeri girer.
HACI ÖMER : (Ablaya) Hadi sen gel!
Küçük kız ablasına yapışır. Ablası sarılır.
HACI ÖMER : Hadi uzatmayın!
Ayrılacakları yoktur. Hacı Ömer belinden kırbacı çıkarır. Havada şaklatır.
ABLA : Tamam ablacığım bırak beni…
Hacı Ömer küçük kızı kırbaçlamak için yeltenir. Abla kızı çevirir. Kardeşini itekleyerek kendinden uzaklaştırır. Hacı Ömer ile birlikte çıkarlar.
Şehriban küçük kıza sarılır.
ŞEHRİBAN : Ağlama güzelim ben de senin ablan sayılırım.

Salon
Hacı Ömer ablayı bir paşaya gösterir
HACI ÖMER : İşte bir içim su Paşam daha 17 sinde…
PAŞA : Tamam. Endamı iyide bir kusuru olmasın.
HACI ÖMER : Eğleniyor musunuz benimle Paşam, bizde bozuk mal çıkmaz.
PAŞA : Görmeden almak da olmaz ki!
HACI ÖMER : Soyun!
ABLA : Ne diyorsun sen! Hayır!
Hacı Ömer kırbacı şaklatır.
ABLA : Hayır!
PAŞA : Tamam, tamam. Köşkte tecrübe edeceğiz artık.
HACI ÖMER : Nasıl isterseniz. Mal benim bir kusuru olursa biz buradayız.
Paşa, Hacı Ömer’e kese uzatır.
PAŞA : Düş önüme.
Kız tereddüt eder. Hacı Ömer kırbacı şaklatır. Kız paşayla çıkar.
Şehriban, küçük kızın saçlarını iki örgü yapar, Hacı Ömer kapıda belirir.
HACI ÖMER : ( Küçük kıza) Hadi kalk gideceğiz.
KÜÇÜK KIZ : Ablama mı gidiyoruz?
HACI ÖMER : Hıı ablana gidiyoruz, hadi kalk!

Kız hemen kalkar. Toparlanır. Şehriban’ın boynuna sarılır. Şehriban, Hacı Ömer’e ters ters bakar. Hacı Ömer, “kapa çeneni” anlamında kırbacını şaklatır. Kızı çekiştirerek ayırır. Küçük kız Hacı Ömer’nin kocaman ellerinden tutar, sabırsızdır.
KÜÇÜK KIZ : Amca hadi gidelim ben ablamı çok özledim.
Çıkarlar. Şehriban duvarı yumruklar.

SOKAK
Küçük esir etrafı aval aval izleyerek Hacı Ömer’in peşinden yürür. Çocuğunu severek geçen bir aileye gözü takılır. Hızlanması için Hacı Ömer dürtükler. Oyun oynayan çocuklara bakakalır. Hacı Ömer dürtükler. Yürürler. Başını kaldırır. Kuşları izler.
HACI ÖMER : Gel buraya şimdi kırbacımı çıkarırım!
Kız koşar adımlarla ilerler. Vapur düdüğüyle kız dönüp sese yönelir.
KÜÇÜK KIZ : ( çocuk saflığıyla) Daha çok var mı amca… Karnım aç.
HACI ÖMER : Yürü!
Yürürler. Simitçi geçer. Hacı Ömer bir simit alır. Eline verir. Devam ederler.

ŞARKI Esir düştük küçük yaşta
Satıldık çarşı Pazar
Merhamet et Tanrım bana
Her gün dayak, her gün azar

MUSTAFA EFENDİNİN EVİ
ARAP HALAYIK : Safa geldiniz Hacı Ömer Efendi. Hanımıma haber vereyim sen otur soluklan hele.
Halayık çıkar, kız şaşkın gözlerle evin içini tarar.
KÜÇÜK KIZ : Ablam nerede?
HACI ÖMER : Sus başlatma ablana!
Hanım gelir. Hacı Ömer kızı yönlendirir.
HACI ÖMER : Git hanımının eteğini öp.
Küçük kız, tüm çocukluğuyla hoplayarak hanımına koşar sarılmaya kalkar. Hanım tiksinerek kendini geri çeker. Kız mahzunlaşır bir mindere ilişir. Hacı Ömer fırlayıp kaldırır.
HACI ÖMER : Mindere oturmak senin haddin mi? Sen esirsin! Kalk ayakta dur! ( Hanıma) Kusura bakmayın daha acemidir. Geleli daha çok olmadı. Siz istediğiniz gibi terbiye edersiniz.
Hanımla Arap halayık küçük kızı incelerler. Kusur bulmak için didiklerler.
ARAP HALAYIK : Hanımefendi bu nafile, zayıf, pek zayıf, bu ölür.
HACI ÖMER : Yol yorgunudur gemi yolculuğu biraz sarstı. Birkaç gün iyi beslenirse toparlar.
HANIM : Pek de çirkin
HACI ÖMER : Soyu güzel, bir ablası var ahu… İki kese altına bir paşa gözünü kırpmadan aldı. Serpilince güzelleşir.
KÜÇÜK KIZ : Amca ablam nerede…
HANIM : Terbiyesi de verilmemiş. İşin yoksa uğraş dur.
HACI ÖMER : Aman hanımım itaatkârdır.
HANIM : 30 Liradan bir kuruş fazla vermem.
HACI ÖMER : Daha dün 70 Lira verdiler de vermedim. Mustafa Efendiye sözüm var dedim hatırını çiğnemedim. Hiç değilse 40 lira versen de az zararla satsam.
Hanım inanmaz gözlerle güler. Parayı uzatır. Hacı Ömer parayı alır. El pençe divan ayrılır.
HANIM : (Arap Halayığa) Bu bitlidir de… Üst baş ver. Önce yıkansın saçları da kesilsin.
ARAP HALAYIK : Emredersiniz hanımım.
Okul kıyafetleriyle Atiye içeri girer. Hanım kızına şefkatle sarılır.
HANIM : Ah benim güzel kızım. Gel üstünü değiştirelim. Acıktın mı?
Hanım kızının elinden tutar. Çıkarlar Arap halayık küçük kızın üstünü değiştirtir. .
ARAP HALAYIK : Bak, başın eğik konuşacaksın, hanımın gözlerine bakmak yok.
KÜÇÜK KIZ : Teyze, ablam burada değil mi?
ARAP HALAYIK : Abla mabla yok! Unut; Bir daha da sözümü kesme! Ne diyordum? Senden bir şey istenince “emredersiniz efendim” diyeceksin. Soru sorulmadan konuşmak, söz söylemek yok! Burada senin efendin benim. Bir şey olunca önce ben bileceğim. Gerekirse hanımla ben konuşacağım. Uzat bakayım saçalarını…
KÜÇÜK KIZ : Kesmezsen olmaz mı teyze?
ARAP HALAYIK : Sus bakıyım olmaz tabi hanımı duymadın mı?
KÜÇÜK KIZ : Ya ölürsem?
ARAP HALAYIK : Saçmalama saç kesilmesiyle ölen ne gördüm ne de duydum.
KÜÇÜK KIZ : Annem derdi ki, öldüğünde cennette kızların saçı açılınca göğüslerini örtmesi gerekirmiş…
ARAP HALAYIK : Çok biliyormuş annen! Uzat bakayım konuşma!
Arap Halayık saçı keser, atar; Dilber fark ettirmeden alır bluzunun altına saklar.

SALON
Küçük kız dizlerinin üzerinde yerleri siler. Arap halayık, hanım ve Atiye’nin sesleri birbirine karışarak yükselir.
ARAP HALAYIK : Oyalanma, su getir!
HANIM : Bu nasıl toz almak! Pis Çerkez!
ATİYE : Anne! Oyuncağım kırılmış hizmetçinin elindeydi…
ARAP HALAYIK : Bulaşıkları daha bitirmedin mi aptal şey!
HANIM : Nerede o hizmetçi!
ATİYE : Anne anne! Param yerinde değil!
HANIM : Ay ne çirkin şey bu bir isim bulalım… Dilber diyelim de güleriz.
HALAYIK : Aman hanımım çok yaşayın siz. Dilber ha?
Kahkahalar
HANIM : Dilber! Su taşı
HALAYIK : Dilber! Bulaşıkları yıka…
ATİYE : Dilber! Ayakkabılarımı temizle
Hep birlikte
: Dilber! Dilber…
Dilber yerleri silmeye devam eder…
Atiye okul kıyafetleriyle içeri gelir. Dilber imrenerek bakar…
DİLBER : Bugün ne öğrendiniz hanımım?
ATİYE : Sen anlamazsın! Fransızca öğreniyoruz.
DİLBER : Gerçekten mi?
ATİYE : Bak bugün ne öğrendik. Vous – etez tres gentille! Söyle bakayım.
DİLBER : Vu… eeee…
Atiye güler… Hanım gelir
ATİYE : Senin nene gerek Fransızca, sen git de ayakkabılarımı parlat…
HANIM : Ah güzel kızım geldin mi?
Hanım kızın çantasını kenara çeker.
HANIM : Dilber ne bu ortalığın dağınıklığı? Bu çantanın yeri burası mı? Çanta da ne kadar ağırmış. (Atiye’ye) Ah güzel yavrum sen nasıl bu kadar yükü taşıyorsun?
ATİYE : Anneciğim kolay değil birçok ders görüyoruz… Çok yoruluyorum…
HANIM : Dilber bundan sonra okula giderken Atiye’ye eşlik edeceksin. Çantasını sen taşıyacaksın.
DİLBER : Emredersiniz efendim.
Dilber şefkatle okul çantasını alır. Pencereden bakar.
HANIM : Bu, evdeki işlerden kaytaracağın anlamına gelmiyor. Erken kalkar geç yatarsın. Uyuşuk şey.
DİLBER : Peki emredersiniz efendim…

OKUL BAHÇESİ
Dilber bir köşede oturur. Etrafına bakınır, gökyüzünü seyreder, kuşlar uçuşur. Mutludur. Uzaktan vapur sesi duyulur. Latife yanına gelir oturur.
LATİFE : Sen kimin halayığısın?
DİLBER : Hanımın…
LATİFE : Hangi hanımın?
DİLBER : Eliyle gösterir. Bunun annesinin…
LATİFE : Senin oyuncakların var mı?
DİLBER : Hayır ben esirim…
LATİFE : Ben sana bir tane vereyim.
Latife çantasından bir bebek çıkarır. Dilber’e verir. Dilber çok mutlu olur… Dilber tedirgin olur…
DİLBER : Atiye Hanım görürse annesine söyler hanım bana kızar ama…
LATİFE : Görmezse ne kızacak ki? Şeker sever misin?
Dilber gülümser ve bebeği bluzunun altına saklar.
DİLBER : Yok teşekkür ederim ben hiç şeker sevmem.
Latife yerken Dilber imrenir…
LATİFE : Herkes şeker sever… Al… İstemezsen atarsın… Ninem geliyor hoşça kal!
Latife şekeri verip uzaklaşır. Dilber büyük bir mutlulukla şekeri yer.
Atiye gelir Dilber şekeri çabucak bitirir.
ATİYE : Ne yapıyorsun sen ne aldın o kızdan?
DİLBER : Hiçbir şey benim ağzımda bir şey yok ki…
ATİYE : Aç ağzını!
DİLBER : Bak bir şey yok ki!
Atiye ilerler Dilber Atiye’nin çantasını taşıyarak peşinden gider.

MUTFAK

ARAP HALAYIK : Soy şu patatesleri ( Dilber soymaya başlar). Nereden çıktıysa bu okula gidip gelmeler bütün iş bana bakıyor. Kim der Dilber evin hizmetçisi? Oyalanma! Oyalanma o patatesler soyulacak, tuvalet yıkanacak, mutfağa su taşınacak, bulaşıklar yıkanacak, sonra da bir zahmet çamaşırları yıkayacaksın küçük hanım. Zamanında yetişmezse gözlerini oyarım.
DİLBER : Emredersiniz efendim.
HANIM : (Ses) Teravet ne yapıyorsun? Gel buraya!
ARAP HALAYIK : Patatesleri soyuyordum hanımım geldim.
Arap Halayık, Dilber’in kafasını dürtükler.
ARAP HALAYIK : Oyalanma gözünü oyarım.

OKUL BAHÇESİ

Latife bebeğiyle oynuyordur. Dilber yanına oturur
DİLBER : Merhaba
LATİFE : Merhaba
DİLBER : Senin hizmetçin yok mu?
LATİFE : Yok… Keşke sen bizim hizmetçimiz olsaydın. Ne güzel oynardık.
DİLBER : Keşke.
LATİFE : Şeker yer misin?
DİLBER : Hı hı.
LATİFE : Al, bizde çok var bunlar senin olsun.
Atiye gelir, saklanır izler. Dilber şekerleri cebine koyar.
LATİFE : Ninem geliyor ben gidiyorum! Hoşça kal!
Latife koşarak gider. Atiye gelir çantasını uzatır.
ATİYE : Kalk gidiyoruz.

SALON
Atiye annesinin yanındadır.
HANIM : (sinirli) Buraya gel pis Çerkez! Buraya gel mundar dilenci
Dilber tedirgin gelir.
HANIM : Şimdi de dilenciliği mi öğrendin. Dök cebinde ne varsa.
Dilber ceplerini boşaltır. Şekerler ve çikolatalar çıkarır. Hanım Dilber’i hırpalar…
HANIM : El gün ne der… Sırf artıklarımız üç kişiye yeter. Rezil mi edeceksin bizi? Yıkıl gözüm görmesin seni!
ARAP HALAYIK : Pis Çerkez, dilenci kız. Git mutfağa su taşı…
Dilber çıkar.
ARAP HALAYIK : Çok şımarttınız hanımım evin içinde olsa… Daha iyi olmaz mı? Evdeki işlerde hep bana kaldı. Küçük hanımı okula ben getirip götürürüm.
HANIM : Peki… Peki… Sen git de peşinden kırıp dökmesin bir şeyleri…

DİLBER’İN ODASI

Dilber gece yatağından kalkar bir bohça hazırlar, içerisine Latife’den aldığı bebeği, kesik saçlarını (saçlarının göğüslerini örtüp örtmediğini kontrol eder) ve sadece kendi eşyalarını koyar. Evden çıkar. Karanlığa karışır…
Şaşkın yürür nereye gideceğini bilemez… Gölgelerden korkar. Yorulur yere çöker. Uyuklar… Bir ışık huzmesi oluşur. İçinde beyazlar giymiş annesini görür. Koşar sarılır.
DİLBER : Anneeee! Götür beni
Dilber kendinden geçer ve bayılır.

NİNENİN EVİ

Dilber bir yataktadır. Uyanır etrafına bakınır. Her şey yabancıdır.
DİLBER : Ben neredeyim?
Yaşlı bir kadın içeri gelir. Takatsiz kalmış kıza ilaç içirir.
Dilber tekrar dalar. Kadın başında bekler. Şefkatle saçını okşar. Dilber uyanır.
NİNE : Yavrucuğum sen kimin kızısın?
DİLBER : Ben halayığım…
Kadın duraklar Dilber’in saçını okşar.
NİNE : Kimin halayığısın?
DİLBER : Hanımımın.
NİNE : Hangi hanımın?
DİLBER : Atiye hanımın, annesinin. Bir de Arap Halayığın…
Nine düşüncelidir.
NİNE : Sen dün gece öyle geç niçin sokağa çıkmıştın kızım?
Dilber yutkunur, bakışlarını kaçırır.
NİNE : Öyle gece yarılarında çıkan hayaletleri düşünmeden, yaramaz çocuklara gözüken umacılardan korkmadan buralara nasıl geldin yavrucuğum?
Dilber mahzundur.
NİNE : Dün gece yatakta anneni sayıklıyordun. Annen kimdir? Şimdi nerede? Söyle evladım… Seni annene götüreyim…
DİLBER : Bilmem.
NİNE : (Gözyaşlarını siler) Dur sana torunumu göndereyim de beraber oynayın
Kadın çıkar içeri Latife girer. Birbirlerini görünce şaşırırlar.
LATİFE : Aaa Dilber sen miydin? (Sarılırlar) Sana ne oldu?
DİLBER : Hiç ben kaçtım.
LATİFE : Niçin kaçtın?
DİLBER : Beni çok dövüyorlar. Çok hizmet ettiriyorlar. Sonra her dakika “ Pis Çerkez, pis halayık” diyorlar. Oyun oynamam yasak. Üşüdüğüm zaman mangalın kenarına otursam Arap Halayık maşa ile elimi yakıyor… Bak koluma!
Latife, Dilber’in koluna bakar içi almaz başını çevirir.
DİLBER : ( yalvararak) Bu yatağı aşağı indirin de ben sizin esiriniz olayım! Sana su taşırım, bebeklerini giydiririm. Odanı süpürürüm beni bırakma! Ne olur beni bırakma!
LATİFE : Ben seni burada dolaba saklarım seni kimse bulup götüremez.
Kızlar sevinçle birbirine sarılırlar.

MUSTAFA EFENDİNİN EVİ

Arap halayık telaşla koşturur. Hanım içeri gelir.
ARAP HALAYIK : Ah hanımcığım Dilber kaçmış! Dilber kaçmış!
HANIM : ( Hayretle) Dilber mi kaçmış? Kız sen delirdin mi? O yaştaki bir çocuk kaçmayı ne bilir?
ARAP HALAYIK : Eğer kaçmadıysa. Bahçede olmaz mıydı? Dolabı… Giysisi… Sonra sokak kapısı ardına kadar açık… Yok… Hiç yok…
HANIM : ( Öfkeli) Hep kabahat sende. Şimdi, şimdi gidip bul. Yoksa dayaktan canın çıkar…
Arap halayık örtüsünü sarınır ve koşar adımlarla çıkar.
MUSTAFA EFENDİ : Bir beslemeye sahip çıkamadınız. Bir duyan olsa bizi fena insan bilirler…
HANIM : (söylenir) Rezil etti bizi pis halayık. Besle kargayı…
Kapı çalar
MUSTAFA EFENDİ : Git kapıya bak!
Hanım yanında nine ile döner.
HANIM : Ah Hanım nine! Başıma gelenleri sorma. Benim o mundar halayık… O pis Çerkez… Kaçtı… Nankör budala!
NİNE : ( Dingin) Ah kızım senin cariyen kaçmadı bendedir.
Hanım şaşırır.
NİNE : Kızım, Cenabı-ı Hak çocukların günahını affettiği gibi hanımların da günahını affeder. Size bir ricaya geldim. Biriktirdiğim 5 kese akçeyi size hediye edeyim siz de bana çocuğu verin.
HANIM : Ne yapacaksınız?
NİNE : ( sevecen) Kandil gecesi bir kuşu azat edeceğim.
HANIM : ( Ketum) Bizde satılık halayık yok.
NİNE : (mağrur) Kızım ben de zulümden kaçarak bana sığınmış bir çocuğu kimseye vermem.
MUSTAFA EFENDİ : Eviniz hırsız yatağı mı?
NİNE : Yaşlılara saygı, çocukları koruma, insanlığın ve uygarlığın vicdana yüklediği kutsal bir görev diye bildik yetiştik biz.
HANIM : Esirim değil mi? Öldürürüm de yine sana satmam.
MUSTAFA EFENDİ : Kim bilir evden neler götürdü. Hırsızlık da yaptıysa canına okurum onun.
NİNE : ( Hiddetlenir) Değil bir şeyinizi çalmak, kursağı bomboş geldi. Lanet olsun size!

NİNENİN EVİ

Dilber yaşlı kadının dizlerine başını koymuştur. Yaşlı kadın Dilber’in saçlarını okşar.
DİLBER : (Ağlayarak) Nine bırakma beni, n’olur. Bütün işleri ben yaparım, su taşırım, bulaşık yıkarım, çamaşır yıkarım, patates soyarım, soğan bile soyarım. Sen otur demezsen oturmam! N’olur bırakma beni… Şimdi beni daha çok döverler… Kaçtı de ben dolapta saklanırım.
NİNE : Kızım yeryüzündeki kelebeklere uçmak için kanat veren Yüce Rabbim seni daima onların elinde bırakır mı? Sen yine hanımına git. Korkma yavrucuğum. Bundan sonra seni dövmeyecekler.
Sokak kapısı çalınır. Nine pencereden sarkar.
NİNE : Ne istersin imam efendi?
İMAM : (ses) Mustafa Efendinin cariyesini almaya geldim. Çabuk aşağı insin.

Dilber yalvaran gözlerle nineye bakar. Birbirlerine tekrar tekrar sarılırlar. Ayrıldıklarında Dilber’in gözyaşları artık süzülmez, sanki biraz daha büyümüştür. Kaderine razı olmuş ezik gider.

MUSTAFA EFENDİNİN EVİ

HANIM : Dolaba kilitledin mi? Aklı başına gelsin…
ARAP HALAYIK : Kilitledim hanımım…
Arap halayık çıkar. Mustafa Efendi girer.
MUSTAFA EFENDİ : Ah şu başımıza gelenler…
HANIM : Ne oldu bey bu ne telaş?
MUSTAFA EFENDİ : Sorma memuriyetim tehlikede… Zimmetime geçirdiğim paralar başımızı ağrıtacak… Bugün apar topar evrakları topladılar… Üç beş güne kalmaz rapor hazırlarlar.
HANIM : Ne diyorsun sen! Sıyrılamaz mısın? Harca birini…
MUSTAFA EFENDİ : Bu defa olmaz… Buraya kadarmış… Banka hesapları da inceleniyor… Değirmenin suyu bulunacak elbet. Yükte hafif pahada ağır ne varsa toplayalım. Elden çıkarılacakları çıkartalım… Bir an önce gitmemiz lazım…
HANIM : Ama… Ama…
MUSTAFA EFENDİ : Aması maması yok bu işin! Mahkûmiyet alamam.

SALON
Hanım, Hacı Ömer’den bir miktar para alır Dilber’e döner.
HANIM : Adam olacağını bilsem ben seni satar mıydım? Ama sen adam olmazsın. Seni alacak olanın vay haline söndü benim çıram yandı onun çırası…
Hacı Ömer’le Dilber uzaklaşırlar
Vapur sesi

HACI ÖMER’İN EVİ
Dilber kasvetli bir mekândadır. Gece ay ışığında baykuş sesleri duyulur. Dilber yatağında dönüp durur. İçeri Letafet girer. Dilber korkuludur.
LETAFET : Kız sana ne oldu? Yüzün kül gibi olmuş.
DİLBER : Hanım burada fena bir kuş var.
LETAFET : Budala! Bir kuştan bu kadar korkulur mu? Sen böyle korkuyla merakla günden güne çirkinleşeceğine güzelleşmeye bak. On beşine geldin… Seni beğensinler Güzelliğin senin sermayen. Aklını kullan. İyi bir yere satıl. Hem sen rahat et hem de ben para kazanayım.
Kırbaç ve sayı sayan kız sesi gelir.

SALON
Hacı Ömer ve karısı oturuyorlar. Dilber diğer odada ut çalıyor.
HACI ÖMER : Dilber’e bir müşteri var 1 00 lira veriyor.
LETAFET : Acele etme bey kız ergen oldu. Biraz eğitirsek daha iyi bir paraya satarız. Eline ut verdim biraz müzik öğrense az biraz cilve etse orta hizmetçisi diye alacağımız paradan daha fazlasına cariye diye satarız.
HACI ÖMER : Bakımsız kalmış pek serpilememiş.
LETAFET : Giyindirip kuşatırsak az da boyayla bir şeye benzer acele etme. Fatma kızı çok dövmüşsün
HACI ÖMER : İtaat… İtaati öğrenecek.
LETAFET : Bey vur ama öldürme… Mosmor olmuş her yanı… İki haftaya geçmez… İki hafta daha besleyeceğiz ne gereği var.
HACI ÖMER : O zaman iki hafta daha satmayalım da besleyelim. Peki, peki Dilber’i büyük kızların odasına al da kadınlığı öğretsinler.

KÖLE ODASI
Daha büyük ve süslü köle kızlar Dilber’in etrafını sarar. Üstünü değiştirirler, saçlarını tararlar, makyaj yaparlar.
Biri oynak bir şeyler çalar, diğeri Dilber’e dans etmeyi öğretir.
Kızlardan biri bütün dikkatini okuduğu kitaba vermiştir. Kitabını kapatır ve kızlara dikkat kesilir.
OKUYAN KIZ : Kim için… Ne için… Bu çaba?
DANSCI KIZ : Gel iki hareket de sen öğren. Sahipler yatakta kitap okutmaz öğrenemedin mi?
OKUYAN KIZ : Küçüklüğünde her türlü zor işe koş, hizmetlerini, sıkıntılarını çek… Sonra ev sahibinin çirkin, kirli, ağzı kokan oğlunun yatağına girmedin diye hileyle iftirayla esircinin önüne çık.
DANSCI KIZ : Pisliğinden kokusundan sana ne? Ben her gün et yiyeyim, baklava yiyeyim, süt içeyim de ötesinden bana ne… Yapışmaz ya üzerime!
OKUYAN KIZ : Benim ne midem ne de götüm eti kaldırıyor artık.
Kız tatlı hayallere dalar.
OKUYAN KIZ : Çocukluğum geliyor aklıma… Gönlüm gözümün önünden geçip giden anların peşine takılıyor. Nasıl özledim, nasıl özledim bir bilsen içinde büyüdüğüm evin bahçesindeki ağaçları bile özledim. Orada bir gül ağacı… Şimdi anlıyorum ki o benim arkadaşımmış. O odalar, o çehreler, o köşeler, bütün çocukluğumun mutluluğumun anılarıymış. Şimdi hiç bilmediğim bir adama hiç tanımadığım bir eve satılacağım.
Kız hıçkırarak ağlar.
DANSCI KIZ : ( Hüzünlenir) Bütün bunlar kitap okuduğun için oluyor. Okuma diyorum sana.
Dans eden kız kitabı alır, atar ağlayan arkadaşını teselli eder.
Dilber yerden kitabı alır sayfaları karıştırır. Koluyla dudağındaki boyayı siler.
UT ÇALAN KIZ : Kimi pis kokar doğru ama benim sevdalandığım tam bir beyzadeydi. O da beni seviyordu. Ne zaman ki karısı anladı kendimi burada buldum. Tamam, kadın da haklı ama kocasının hatasından dolayı ceza olarak ben satılmamalıydım.
Kapı hızla açılır. Kızlar susar. Hacı Ömer içeri girer. Kızları rasgele kırbaçlar.
HACI ÖMER : Size kim izin verdi! Birbirinizin aklını çeliyorsunuz. Derin konular yasak! Birbirinizi ayartmayın demedim mi size…
Kızlar çığlık çığlığa kırbaçtan nasibini alır. Hacı Ömer’in öfkesi dinince kızlar büzüşür.
HACI ÖMER : Sizi bir arada tutanda kabahat. Hepiniz ayrı odalara dağılın!

Kızların her biri ayrı bir odadaymış gibi tek durur. Her birinin tepesinde ayrı bir ışık huzmesi vardır. Baykuş sesiyle Dilber ürperir.
DİLBER : Ötme! Ötme Felaket habercisi! Sus!
Dilber yorganı başına çeker. Etrafını ürkütücü gölgeler sarar. Baykuş ötmeye devam eder Dilber dönüp durur. Siner.
Baykuş sesleri bıçak gibi kesilir. Dilber’in terleyen vücudu dinginleşir. Gün aydınlanır.
Letafet, Dilber’in kapısını vurur. Dilber uyanmaz.
LETAFET : Dilber! Dilber!
Letafet telaşlanır.
LETAFET : Bir delilik mi etti bu?
Kapıyı zorlar ve açar Dilber sıçrayarak uyanır.
LETAFET : Dilber sana ne oldu? Niçin bu kadar uyuyorsun?
DİLBER : Ben çok korktum. O uğursuz kuş öttükçe canım çekiliyor sandım.
LETAFET : Korkacak ne var? Bu kadar korkacağını bilseydim seni yalnız bırakır mıydım? Bundan böyle gece yanında kalırım.
Kadın Dilber’in saçlarına dokunur.
LETAFET : Hadi kızım kalk artık. Senin için hayırlı müşteriler geldi. Toparlan biraz…

SALON
Dilber kendine çeki düzen vermiştir. Yabancı hanımın eteğini öper.
LETAFET : Çok güzel ut çalar. Okuma yazma bilir.
ZEHRA HANIM : Rengi biraz soluk mu ne?
LETAFET : Birkaç gündür nezleydi ondandır.
ZEHRA HANIM : Pek zayıfça hastalıklı olmasın?
LETAFET : Olur mu hanımım at gibidir. Okuyup yazmaya, dansa, nakışa pek düşkündür. İş merakından, çok çalışmasından zayıfça biraz. İsterseniz bir hafta deneyin. Bir kusuru çıkarsa mal benim geri alırım.
ZEHRA HANIM : Ne kadar?
LETAFET : 150 Lira. Biraz çirkince olmasaydı 200 Liradan aşağı vermezdim.
ZEHRA HANIM : Peki öyle olsun bakalım…

ŞARKI
Ağlayarak doğdum
Ağlayarak büyüdüm ben
Senden önce hayatı sevemedim amma
Senden sonra esaretimi bile sevdim

ASAF PAŞA’NIN EVİ
Asaf Paşa, Zehra Hanım, Celal ve Tesliye yemektedirler. Dilber tepsiyi tutar, Fransız mürebbiye servis yapar. Celal, Dilber’i süzer.
ASAF PAŞA : Tesliye kızım, az kaldı yakında yuvadan uçacaksın ha, böyle hep beraber aile saadeti yaşadığımız günler sayılı olacak artık.
TESLİYE : Olur mu babacığım o nasıl söz?
ASAF PAŞA : Aferin benim kızıma, evlenmek için ağabeyin Celal’in keyfini bekleseydin eciş bücüş olacaktın…
ZEHRA HANIM : Dünya gözüyle biricik oğlumun da mürüvvetini görsek ölsem de gam yemem.
CELAL : Anneciğim lütfen, elindekilerle mutlu olmayı öğren, düğün evi burası beni karıştırıp niye hüzünleniyorsun?
ASAF PAŞA : Bizim zamanımızda böyle miydi ya? Annelerimiz gider kızı beğenir gelir “oğlum müjde evleniyorsun” derdi. Gelinin yüzü gerdekte görünürdü.
ZEHRA HANIM : Bana kalsa ben şimdiye kadar Celal’i çoktan iki baş dört ayak etmiştim. Ama zamane…
CELAL : Anlaşıldı… Yemekte başımın eti yenecek beni bırakın da Tesliye’nin nişanını konuşalım.
TESLİYE : Aman ağabey… Lütfen…
ZEHRA HANIM : Kızım utanacak ne var bunda? Bu doğu kültürünü bir türlü atamadık, Fransa’da baba kız çok rahat konuşuyor bunları… Gözünü sevdiğimin Avrupa’sı…
ASAF PAŞA : Hadi hadi utanma, damat beyin terhis olmasına ne kaldı şurada, nişan kıyafetin hazır mı?
TESLİYE : Bir terzi bulduk babacığım izin verirseniz yarın annemle çarşıya çıkacağız.
ASAF PAŞA : Hadi hayırlısı…
Mürebbiye gelir.
MÜREBBİYE : Est – que vous voulez d’autre choise?
ZEHRA HANIM : Vous pouvez aller.
ASAF PAŞA : Nasıl yeni kızdan memnun musun?
ZEHRA HANIM : Memnunum, her işi yapıyor uysal bir kız, Madam. Janet ile iletişim sorunu yaşıyorlar.
ASAF PAŞA : Hayret Madam. Janet Fransızca derslerine başlamadı mı daha…
TESLİYE : Başladı babacığım kızı nerede yakalasa üç beş kelime ezberletiyor.
CELAL : İzninizle, bitirmem gereken bir tablo var. Anne, yeni hizmetçiyi model olarak kullanmamın sakıncası var mı?
ZEHRA HANIM : Hayır oğlum, benden kıpırdamadan durmamı bekleme de…

Celal Bey tozları alan Dilber’in etrafında dolanır.
CELAL : Küçük! ( Eliyle Dilber’in çenesine dokunur, yüzüne bakar) Ne güzel bu siyah gözler! Çehre, ağız dudaklar! Güzel güzel…( Dilber mahcuplaşır) Bu uçuk renk, bu gamlı bakış, hüzün verici bir tabloya model olacak keyifsiz misin?
DİLBER : Hayır
CELAL : Rengin niye bu kadar uçuk?
DİLBER : Bilmem
CELAL : Yaşın?
DİLBER : 15
CELAL : Kafkasya’dan mı İzmit’ten mi?
Dilber omuz silker Celal bir tabloyu gösterir.
CELAL : Şu koyu yeşil ağaçlara, ormanlara, siyah gözlerinle mavi gökyüzüne bak. Bu renkteki memleketten mi geldin?
DİLBER : Evet
CELAL : Adın?
DİLBER : Dilber
CELAL : Dilber…
Dilber işini bitirir.
DİLBER : İzninizle…
Celal, giderken Dilber’i süzer.

SALON
TESLİYE : Anne yeni hizmetçi nerede?
ANNESİ : Bulaşıkları yıkıyor.
Tesliye komodinin üzerini gösterir.
TESLİYE : Bakar mısın? Madam. Janet Fransızca şarkı sözü yazmış… Toza dikkati çekiyor. Dilber’in Fransızca bilmediğini bilmez mi ki?
ANNESİ : Birkaç zaman geçsinde gör kendi dilini ona da öğretir. 10 senedir biz bir aile Türkçe’yi öğretemedik o tek başına hepimize Fransızca öğretti.
TESLİYE : Madam. Janet’in Türkçe bilmediğine inanmıyorum ben. İnsan 10 senede “bakalım, kısmet, yavaş yavaş” demenin ötesinde bir şey öğrenemez mi?
ANNESİ : Bilmez olur mu? Biliyor da konuşmuyor. Ne hindir o… Sabah Dilber’i sıkıştırıyordu. O diyor fare o diyor souri Alem kadın…
TESLİYE : Hatırlasana ilk geldiği zamanlar Voltaire’in, Hugo’nun, Jean Jacques Rousseau’nun dilini bütün insanlık öğrenmeye mecburdur derdi.

MUTFAK
Madam Janet, Dilber’i ders çalıştırır, Dilber hevesle takip eder.
MADAM JANET : Qu’est que c’est?
DİLBER : C’est une table.
MADAM JANET :Comment tu t’appelles?
DİLBER : Je m’appelle Dilber.
MADAM JANET :Bravo! Dilber bravo! Voici “le miserable” de Victor Hugo en turc, lit celui-ci, tu vas le lire en Français quand tu ameliare tan Français mais tu commence deja a le connaitre.
Dilber mutlu olur, kitabı alır sayfaları karıştırır.

SALON
Dilber kafesteki kuşu sever.
DİLBER : Sarılar giymiş küçük halayık! Sarayında rahat otur. Yaramazlık edersen seni Arap halayığın yanına gönderirim…
Hanım içeri girer.
HANIM : Dilber!
Dilber kabahat işlemiş gibi ürker koşar adımlarla hanımının yanına gider.
HANIM : Dilber buraya bak!
Hanım karnını gösterir.
DİLBER : İyi temizlememiş miyim? Hemen yıkarım hanımım! Ben her işi yaparım… Özür dilerim…
HANIM : Aaah çocuk, onu mu diyorum ben, hemen savunmaya geçiyorsun… Bu elbise diyorum… Göbeğimi biraz çıkarmış mı?
DİLBER : Bilmem… Çıkarmış mı?
HANIM : Neyse boş ver… Ne olacak halayık parçası benimki de iş sana soruyorum.
Celal içeri girer.
CELAL : Anne, çalışmam gerekiyor Dilber’i alabilir miyim?
HANIM : Tabii tabii sen çalış. Ben teyzenlere gidiyorum.

Hanım çıkar, Celal giymesi için Dilber’e tarihi bir kostüm uzatır. Dilber kostümü giyer, Celal eline çiçekleri tutuşturur. Kompozisyon oluşturur. Dilber rahat edemez, kıpır kıpırdır, Celal sıklıkla uyarır. Celal resim çizer.
CELAL : Çiçekleri dağıtma… yerinden kımıldama…nefes alma…
Dilber canı çekilmişçesine kımıldamadan Celal’e bakar.
CELAL : Olmuyor! Olmuyor!
Celal resmi bırakır, Dilber kusuru yine kendinde arar.
DİLBER : Özür dilerim.
Celal oralı olmaz, kostümleri karıştırır. Vücudun mahremini açıkta bırakan yırtık pırtık bir elbiseyi uzatır.
CELAL : Şunu giy!
DİLBER : ( üzerindeki elbiseye sıkı sıkı sarılır) Yok yok mümkün değil giyemem!
CELAL : Rica ederim Cleopatra…
DİLBER : Hayır istemem! İstemem diyorum size! Her yerim açıkta kalır bununla…
CELAL : Çirkin bir yerin mi var ki çekiniyorsun?
DİLBER : Ama… Ama…
Dilber gözlerini sıkı sıkı yumar. Karşı koyamaz, Celal yumuşak hareketlerle onu soyar. Soyarken kokusunu içine çeker. Yırtık elbiseyi giydirir. Dilber’i poza yönlendirir. Şövalyenin başına geçer. Dilber ağlar.
CELAL : Aferin Dilber, ağlayan dilenci kız! İşte bu!
Celal bir süre çizer, Dilber’in ağlaması devam eder, fırçayı bırakır onu izler…
CELAL : Özür dilerim Cleopatra… Mademki istemiyorsun… Ben de bu fırçayı kırarım!
Celal fırçayı savurarak atar, Dilber yüzünü çevirir ağlamaya devam eder.
CELAL : İşte af diledim. Hala niye ağlıyorsun?
Dilber vücudunun mahremini örter.
DİLBER : Sefilliğime ağlıyorum, mahremimi koruyamayışıma…
CELAL : Ama Dilber bu sanat… Çok dar düşünüyorsun… Ben Paris’te akademide çırılçıplak modellerle çalıştım, hepside gayet rahattı.
DİLBER : Özür dilerim efendim gümüşleri parlatmam gerekiyor, izninizle gidebilir miyim?
CELAL : Peki… Git bakalım…
Dilber çıkar, Celal arkasından bakar, tablonun başına geçer, çizdiği kadın vücudu üzerinde ellerini gezdirir.
Dilber gümüşleri ovalar ağlar koluyla gözlerini siler koynundan fotoğraf çıkarır, fotoğrafla konuşur.
DİLBER : Ben sadece et ve kemik değilim… Kıyafetlerimin içine baktın peki içimi de gördün mü? Bir kalbim olduğunu gördün mü küçük bey?
MADAM. JANET : (ses) Ou as-tu Dilber?
DİLBER : Je suis la Mlle.
Dilber fotoğrafı hemen koynuna saklar.
MADAM. JANET : Est-que tu as fini le liure que je te donne?
DİLBER : Oui, c’est fini. Je n’ai pas dormi tout le soir, j’ai li jusqu’a le matin.
MADAM. JANET : Tres bien Dilber, maintenent tu lis cela.
Madam. Janet bir başka kalın kitabı Dilber’e uzatır, Dilber mutlulukla kitabı alır.

DİLBER’İN ODASI
Dilber yatağında kitabı okur, koynundan fotoğrafı çıkarır, sevgiyle fotoğrafa dokunur, ağlar.
DİLBER : Yalnızca bedenim değil; kalbim de senin esirin…
Dilber uykuya dalar.
CELALİN ODASI
Celal yatakta dönüp durur, uyuyamaz kalkar voltalar. Şehvetle yüzünü ovuşturur “ Dilber, of Dilber” diye sayıklar. Hırsız adımlarla Dilber’in odasına gider. Usulca kapıyı açar, Dilber’in baş ucuna gider, dokunmak ister, duraksar. Yavaşça yüzüne dokunur.
CELAL : Ama bunlar gözyaşı ağlamış…
Dilber yatakta döner, elinden bir fotoğraf düşürür. Celal eğilir, fotoğrafı alır.
CELAL : Aman Allah’ım bu benim fotoğrafım.
Fotoğrafı yatağın üzerine koyar. Sessizce odadan çıkar.

MUTFAK
Dilber ile Çaresaz mutfakta yemek yaparlar.
CARESAZ : Yani ablandan bir daha haber alamadın mı?
DİLBER : Alamadım rüzgâr onu bir yere beni başka bir yere savurdu.
CARESAZ : Kader kardeş… Bu da bizim yazımızmış ne yaparsın? Burası iyidir ama bak ben yıllardır buradayım, hem Fransızca öğrendim hem de diğer evlerdeki kadar dayak yemedim burada… Hanım konuşurken küçümser onu da kulak ardı edeceksin artık. Nasıl Celal Bey çok yakışıklı değil mi?
DİLBER : Evet…
Dilber hülyalara dalar
CARESAZ : Bak dikkatli ol… Biraz hovardadır, kadınları etkilemesini iyi bilir… Kız! Ne o bakışların değişti?
DİLBER : Çaresaz… Şey ben… Onu görünce içim bir hoş oluyor, aynı kitaplardaki gibi…
CARESAZ : Hayır Dilber! Sakın ha gönlünü kaptırma!
DİLBER : Onu görmek, aklıma getirmek bile beni mutlu ediyor.
CARESAZ : Ateş bacayı sardı ha… Aklını başına devşir, çok acı çekersin, biz esiriz âşık olmaya hakkımız yok.
DİLBER : Biliyorum…

SALON/ GECE
Celal karanlıkta dolaşır. Pencerenin önünde bir karartı görür, sessizce yaklaşır.
CELAL : Seni de mi uyku tutmadı Dilber?
DİLBER : Hayır efendim ben…
CELAL : Bak, şu yıldızlar gecenin bu derin sessizliğinde nasıl parlıyor. Ta şu ufkun üzerinde senin gönlüne bakan iki eşsiz yıldız düşündüklerini Zühre’ye söylemek için ufuklara doğru uzaklaşan iki beyaz güvercini andırmıyor mu?
DİLBER : Evet…
CELAL : Bunların hepsi güzel (Dilber’in çenesini kavrar) ama sen onlardan daha güzelsin… Böyle bir güzelliği uyutmayan ne?
DİLBER : ( yüzüne söyleyemez başını çevirir) Sen… Senin yüzünden… Beni gündüzleri düşündüren, gece sabahlara kadar uyutmayan hep sensin…
Celal omuzlarından Dilber’i kavrar çevirir, mutlulukla sarılır. Bir süre öylece kalırlar, el ele tutuşup sessizce uzaklaşırlar.

1. PERDENİN SONU

SALON

ANNE : Tesliye kızım bugün Şermin ile Nazan çaya gelecekler. Bir bahane bul da ağabeyin de burada olsun.
TESLİYE : Aman anne ağabeyimi bilmiyor musun? Varsa yoksa resim yapmak, evlenmeye hiç niyeti yok bilmiyor musun?
ANNE : Sen bir bahane bulursun… Ağabeyinin keyfini beklersek çoook bekleriz.
Kapı çalar, Tesliye gider açar, beraberinde Şermin ve Nazan ile döner. Yapmacık öpüşürler, kızlar kibirlidir.
ANNE : Yorulmuşa benziyorsunuz…
NAZAN : Sormayın ma Jolie vapurda kamara bulamadık, avam takımıyla birlikte gelmek zorunda kaldık.
ŞERMİN : Yoksulluk, daha doğrusu yoksulluktan kaynaklı kıskanç bakışları üzerimizde hissettik.
ANNE : Pis de kokarlar
NAZAN : O la la… Modern Avrupa giyiminden yaşamından, temizliğinden ne anlarlar? Kıyafetlerimize bakıp bakıp ne günlere kaldık başımıza taş yağacak diye laf atıp durdular. Takdir edersiniz ki o banal insanlarla muhatap olmadım.
ŞERMİN : Ne memleket ama hür düşüncenin beşiği Avrupa nerde biz nerede? Sokağa çıkmak olacak şey değil; paşa babamın evinde hiç duymadığım laflara maruz kaldım.
NAZAN : Avrupa’ya karşı utanç kaynağı bir halkımız var.
TESLİYE : Ne yaparsınız yoksulluk ve cahillik… Aşağı tabakalar…
Celal gelir selamlar, oturur.
CELAL : Hoş geldiniz kusura bakmayın çok kalamayacağım çalışmam gerekiyor.
ZEHRA : Bugünlerde bu ne ilham yavrucuğum, bu ne çalışma şevki?
NAZAN : Celal Bey benim de bir portremi çizer misiniz?
Dilber çay servisi yapar, Celal dalıp gider. Nazan bozulur vurgulayarak tekrarlar.
NAZAN : Celal Bey benim de bir portremi çizer misiniz demiştim.
CELAL : Ben güzel olanı çizerim.
ZEHRA : Celal!
TESLİYE : Ağabey?
Nazan ayaklanır, bozulmuş, tadı kaçmıştır.
NAZAN : (Zehra hanıma) İzninizle!
Zehra hanımla Tesliye de kızlarla birlikte ayaklanırlar.
ZEHRA : Nazan, Celal’in patavatsızlığı işte demek istediği şeyi dediğini sanmıyorum.
NAZAN : İyi günler!
ZEHRA : Celal ne yaptın sen aklını mı kaçırdın?
CELAL : Anneciğim asıl sen ne yapıyorsun? Bu oyunları bırak artık… Bu kaçıncı? Umarım bir daha böyle şeylerle karşılaşmam. Dolayısıyla sen de mahcup olmazsın.
ZEHRA : Beni mahcup ettiğinin bilincindesin yani. Kendi sınıfımızdan sana layık bir eş bulmana yardımcı olmaya çalışmakla hata ettim affedersin!
CELAL : Bana layık mı? O korkuluklar mı? Bunu hakaret kabul ediyorum.
ZEHRA : Evlilik için gereken asalet ve iyi bir gelecektir
Tesliye kızları yolcu etmiştir. Gelir bir yere oturur.
CELAL : Hayır anneciğim! Güzellik, namus ve en önemlisi sevgi benim aradığım.
ZEHRA : Asalet ve ikbal bunlara engel mi? Sana bir hayat dersi vereyim oğlum karakaş kara göze sebep evlenilmez… Önemli olan sınıf ve karakter uygunluğudur. Üst sınıfla alt sınıf iyi geçinebilir mi? Asilzade bir erkeğe kenar mahalle güzeli denk midir? Bir yükselirken diğeri düşerse denklik nerededir?
CELAL : Anneciğim senin de dediğin gibi bak ( eliyle tarif eder) biri yükseliyor biri düşüyor bir yerde buluşuluyor işte aradığın denklik olsun…
ZEHRA : Celal! Kafa bulma benimle… Ne demek istediğimi çok iyi biliyorsun.
CELAL : Yıldızların karanlıkta parladığı gibi yoksulluk ve yoksunluk içinde de temizlik ve yücelikle parlayan ruhlar yok mudur? Güzellikten büyük asalet, kalp temizliğinden büyük servet mi olur?
TESLİYE : Keşke asilzadelerden sanatçı olmasa… Toplumdaki seviyelerini, onurlarını alçaltacak temelsiz düşünceleri savunuyorlar.
CELAL : Buyur buradan yak… Asalet, makam ve servete; servet asalet gösterişine tapıyor… Ben namus ve sevgiye…
ZEHRA : Boş laf bunlar! Servet ve asalet hakkındaki düşüncelerini hiç beğenmedim Celal…
CELAL : Yalan söylememi mi tercih ederdiniz? İzninizle.
Celal çıkar.
ZEHRA : Neler oluyor bu çocuğa? Kulaklarıma inanamıyorum, daha düne kadarki o uçarı, o hovarda o burjuva adama ne oldu? Bu kim?
TESLİYE : Ağabeyimi tanımasam bu konuşanın o olduğuna inanmam düşüncelerinde hayata bakışında bu denli radikal bir değişim gerileyiş neden olur ki… Acaba… Bizim bilmediğimiz bir şey mi var?
ZEHRA : Kanımdan canımdan parça vererek dünyaya getirdiğim evladım dadılarla Avrupa kültürüyle yetiştirdiğim evladım neler diyor? Yok, kesinlikle bir işler çeviriyor. Mutlaka öğrenmeliyim.

MUTFAK
Dilber Çaresaz’la birlikte çalışır. Dilber patates soyar. Çaresaz pirinç ayıklar.
ÇARESAZ : Dilber kaptırma kendini bu kadar…
DİLBER : O da beni seviyor Çaresaz
ÇARESAZ : Hişşşt yavaş konuş, biri duyacak… O bey! Sevmez kullanır, gönül eğlencesi yapar.
DİLBER : Hayır sadece bedenimi sevmiyor. Bazen gözlerimi açıyorum, öyle beni seyrettiğini görüyorum.
ÇARESAZ : Sen kaç öyle her gece her gece bir gün yakalanacaksınız… Yapma Dilber… Bu iş, iş değil… Ayrı dünyaların insanısınız… Sonunuz yok…
DİLBER : Onu gördüğümde içim eriyor. Kalbim göğsümün kafesinden çıkacak gibi oluyor. Huzuru, mutluluğu, sevinci, özgürlüğü onun kollarında buluyorum.
ÇARESAZ : Ah Dilber… Senden önce kaç kız geldi gitti… Bizler halayığız onlar âşık olmaz, hepsi yalan inanma.
DİLBER : Seviyorum, beni kandırmıyor ki, ne yaşıyorsam hepsini bile isteye yaşıyorum… Asıl yaşamazsam pişman olurum.
ÇARESAZ : Yavaş duyacaklar! Bak güzel kardeşim hayal kurmayı bırak, hadi diyelim o da gerçekten seviyor. Sonunuz ne olacak? Zehra Hanım seni ona yar eder mi? Her gün eve davet ettiği kızların haddi hesabı yok bak bu yemeği bile oğluna beğendirmeye çalıştığı kızlar için yapıyoruz.
DİLBER : Olsun, Celal’in gözü hiçbirini görmüyor ki… İstedikleri kadar gelip kendilerini göstersinler.
ÇARESAZ : Ne desem boş… Sen gerçeklerle yüzleşemiyorsun…

CELAL’İN ODASI/GECE

Dilber etrafı kontrol ederek sessizce Celâl’in odasına girer. Sarılırlar…
CELAL : Nerede kaldın?
DİLBER : İlk fırsatta geldim…
CELAL : Sen benim yaşama sevincimsin… Her şeyimsin.
DİLBER : Seni öyle çok seviyorum ki sensiz yaşayamam…
Sarılarak yatağa uzanırlar. Celal, Dilber’in saçlarını okşar.
DİLBER : Celal…
CELAL : Aşkım.
DİLBER : Celal… Bizim sonumuz ne olacak?
CELAL : Daha her şeyin başındayız sonunu mu hayal ediyorsun?
DİLBER : Celal… Biz ne olacağız?
CELAL : Bizimkileri ayrı dünyaların bir araya gelebileceğine ikna etmeye çalışıyorum. Yarın öbür gün amcamlar yemeğe gelecek, hatırını kırmazlar önce onunla konuşacağım, beni sever… Sonuçta bizimkiler benim istediğimi yapmak zorundalar… Tabii beni yanlarında istiyorlarsa… İstemiyorlarsa kendileri bilir.
DİLBER : Ama onlar senin ailen, annen…
CELAL : Annem beni dünyaya getirdi sense yarattın.
DİLBER : Aşkım seni seviyorum…
CELAL : Seni seviyorum.

SALON
Zehra Hanım dört döner Dilber’i arar.
ZEHRA : Dilber! Dilber! … Allah Allah nerede bu kız?
Dilber koşarak gelir saçını üstünü başını düzeltir.
DİLBER : Efendim…
ZEHRA : Nerelerdeydin? Dilber diye bağırmaktan boğazım patladı. ( Dilber’in yüzüne dikkat kesilir) O dudaklarının rengi ne öyle?
Dilber, dudaklarına dokunur, bir an düşünür.
DİLBER : Bilmem bir şey mi olmuş?
ZEHRA : Ben ona soruyorum o bana soruyor… fe suphan Allah… Morarmış mı boya mı sürdün?
DİLBER : Bahçeyi temizliyordum… Hava soğuk… Belki ondandır.
Hanım susar Dilber’e uzun uzadıya bakar. Dalgınlığını atar.
ZEHRA : Akşama mantı aç…
DİLBER : Emredersiniz efendim.
Dilber çıkar.
ZEHRA : ( kendi kendine) Aman Allah’ım olabilir mi? Dudakları öpülmekten morarmış…
Celal içeri girer, annesini fark etmeden ilerler.
ZEHRA : Beni fark etmedi bile…
Zehra Hanım derin düşünceler dalmışken kocası gelir. Kendini fark ettirmek için karısının ellerini tutar.
ASAF PAŞA : Neyin var ellerin buz kesilmiş?
ZEHRA : Celal’in dalgınlığını, halinin edasının değiştiğini söyler dururdum ya… Bunların hepsi bir hizmetçi parçasının aşkındanmış.
ASAF PAŞA : Hangi hizmetçi?
ZEHRA : Dilber… Adı batasıca!
ASAF PAŞA : Canım delikanlı adam gönül eğlendiriyordur, olmaz bir şey elinin kiridir, büyütme!
ZEHRA : Bu defa farklı… Hissediyorum sadece gönül eğlencesi değil… Hayata bakışı değişti, sınıf ayrımına inanmıyor artık. İnsanları eşit görüyor.
ASAF PAŞA : Mümkün değil! Bizim Celal’in terbiyesine, öğrenimine verdiğimiz emek… Boşa mı gitti? Onun için en doğru eşle evlenmesine yönelik çabalarımız gayretimiz… Her şey bir hiç uğruna mı? Geleceğini bir cariyenin pislikten kirlenmiş ellerine, üstünden geçmeyen kalmamış vücuduna mı teslim ediyor?
ZEHRA : Aynen dediğin gibi… Kaç zamandır şüpheleniyordum, artık eminim!
ASAF PAŞA :Onlar genç ve cahil olabilirler, ama sen değilsin, bir çözüm bulacağına eminim.

SALON
Celal giyinmiş kuşanmıştır, dışarı çıkmaya hazırdır, Çaresaz’ı görür.
CELAL : Annem odasında mı?
ÇARESAZ : Evet efendim. Gece uykusuz kalmış uyuyacakmış.
CELAL : Bastonumu getir kendisini göreyim
ÇARESAZ : Hayır efendim kimse girmesin dediler. Hatta kardeşiniz küçük hanım bile görüşmeden gitti.
CELAL : Rahatsız değil ya?
ÇARESAZ : Hayır efendim hiçbir şeyi yok.
Celal çıkar.

ZEHRA HANIMIN ODASI
ZEHRA HANIM : Bu aşüftenin bir an önce gitmesini istiyorum!
HACI ÖMER : Emredersiniz… Bir kusuru mu oldu?
ZEHRA HANIM : Gözümden esirgeyerek büyüttüğüm en iyi okullarda okuttuğum biricik oğluma kancayı takmış!
HACI ÖMER : (alttan alır) Aman hanımım Allah iyiliğinizi versin! Buna mı üzüldünüz? Beyzadeler halayıklarla hep gönül eğlendirir. Bazen görmezden gelmek gerekir…
ZEHRA HANIM : Yok! Bu her zamanki gibi değil! Bir esir parçası! Bir halayık! Bir sığıntı… Allah’ım sen aklıma sahip ol…
HACI ÖMER : Cariyeler evin delikanlılarını evliliğe hazırlarlar.
ZEHRA HANIM : Ama kendileriyle değil! Değil mi? Bu Dilber, evimin namusunu, oğlumun geleceğini yok ediyor! Derhal bu evden gitmesini istiyorum.
HACI ÖMER : Aman hanımım canını sıktığın şeye bak… Hem sizi kurtarırım hem de ona uygun bir yer bulurum.
ZEHRA HANIM : Sinek küçük ama mide bulandırır efendi… Celal’in fark etmeyeceği bir saatte gelin bitirin bu işi… Ola ki Celal ondan bir haber alır, izini bulur iki elim gırtlağındadır bilesin!
HACI ÖMER : Siz hiç merak etmeyin ben bile nerede olduğunu bilmeyeceğim.

ESİR ODASI / GECE
Dilber aynanın karşısında saçlarını tararken kendini süzer, hülyalıdır. Yatağında uzanan Çaresaz ona bakıp iç geçirir ağlamaya başlar.
DİLBER : Niçin ağlıyorsun Çaresaz?
ÇARESAZ : Hiç içimden geldi.
DİLBER : Hayat bu kadar güzelken niçin içinden ağlamak geldi?
ÇARESAZ : Ağlamak esirliğin tek lüksüdür, biz bir tek bu özgürlüğe sahibiz.
Dilber yatağına uzanır, Çaresaz ağlamaya devam eder.
DİLBER : Çaresaz! Yalnız dökülen gözyaşları acıdır, sen benden hiçbir şeyini gizlemezdin nen var?
ÇARESAZ : ( iç çeker) Hiç…
DİLBER : Memleketinde geçen bir şey mi geldi aklına? Yoksa çocukken annenin koynunda ağladığın mı geldi hatırına?
ÇARESAZ : Yok yok bir şey… İşte öyle geldi…
DİLBER : Derdini bana demezsen kime diyeceksin? De bana derdini, birlikte ağlarız. Haline hanımlar acıyacak beyler mi ağlayacak?
ÇARESAZ : Eksik olsunlar! Onların gözünde ağlayan bir esir mutlak dayağa, cezaya layıktır. Esir onlar için insan değildir ki! Aç mıyız tok muyuz, hasta mıyız bilmezler varsa yoksa kendileri… Onlarda kalbin yerinde kim bilir ne var? Merhamet ne gezer?
Çaresaz coşkuyla Dilber’e sarılır, veda edercesine tekrar tekrar öper. Dilber şaşkındır.
ÇARESAZ : Canım kardeşim, sen bana bakma! Dellendim işte… Bir şey yok, birazdan durulurum. Sen rahatına bak, yok bir şey…
DİLBER : Peki öyleyse.
Yatarlar, Çaresaz’ın hıçkırıklarına baykuş ötüşü karışır, karanlık çöker, uyurlar. Bir süre sonra kapı aniden açılır, odaya bir kadın girer. Sandalyenin üzerindeki kıyafetlere bakar.
KADIN : Dilber kim?
DİLBER : Benim,
KADIN : Bunlar senin mi?
DİLBER : Evet,
KADIN : ( Elbiseleri uzatır ) Kalk bohçanı topla! Yaşmağını yap, bu evdeki kısmetin buraya kadarmış. Seni benim efendime sattılar!
Çaresaz hıçkırarak ağlar, Dilber aptal aptal bakar uyku sersemidir.
DİLBER : Ne söylüyor bu? Anlamıyorum…
KADIN : (Çaresaz’a) Hişt! Herkesi kaldıracaksın sus! Sessiz sedasız gitsin istiyorlar. (Dilber’e) Çabuk ol! Sabah olmadan gitmeliyiz. Eski efendilerin böyle emretti.
Dilber ruh gibi giyinir. Ürkek adımlarla kadının peşine düşer, kapıdan çıkacakken Çaresaz atlar, sarılır.
ÇARESAZ : Allahlarından bulsunlar! Yolun açık bahtın güzel olsun!
Kadın Çaresaz’ı çekiştirip Dilber’den ayırır. Dilber’i yönlendirir, Dilber Celal’in odasına bakakalır oynaştıkları zamandan sesler duyar.
CELAL : Aşkım, sensiz ben bir hiçim…
DİLBER : Aşkım sen benim yaşama sevincimsin.
CELAL : Bu can bu bedende oldukça bu beden hep senin yanında olacak…
DİLBER : Seni seviyorum…
CELAL : Seni seviyorum…
Kadın dürtükler giderler.

SALON / GÜNDÜZ
ZEHRA HANIM : Akşama ağır misafirlerimiz var, her şey kusursuz olsun.
ÇARESAZ : Emredersiniz.
ZEHRA HANIM : Ha bu arada söylememe gerek yok ama yine de söyleyeyim Celal bey, Dilber’i sorarsa satıldığını söylemeyeceksin.
ÇARESAZ : Emredersiniz… Ben… Ne söyleyeyim?
ZEHRA HANIM : Bul bir şey ne bileyim… Köye alış verişe gitti de.

SALON/ AKŞAM
Celal aile büyükleri ve genç bayanların olduğu bir masada akşam yemeğindedir. Yemek masasından kalkarlar. Kızlar işveli gülüşlerle Celal’in koluna girerler.
KIZ 1 : Çoktan beri yeni bir resminizi, yeni bir eserinizi göremedik. Niçin?
CELAL : Ben de bilmiyorum, bugünlerde hiç çalışamıyorum.
KIZ 2 : Öyle sanıyorum ki yapmaktansa yapılmış kanlı canlı bir tabloya hayransınız.
Kızlar gülüşür.
KIZ 1 : ( Tesliye’ye ) Şekerim nişan elbisen hazır mı?
KIZ 2 : Kime diktiriyorsun? Rengi ne?
TESLİYE : Cavidan Hanım’a diktiriyorum, biliyorsunuz en iyisi o…
Amcası elini Celal’in omzuna koyar.
AMCA : Gel bakalım delikanlı bunlar kadın muhabbetine başladı.
Kızlar bir köşede elbise, makyaj, saç konuşması yaparlar. Amca ve Celal ayrı dururlar.
CELAL : Amca, ben evlilikte sınıf farkına karşıyım.
AMCA : İyi saatler olsun bu da nereden çıktı? Niye karşıymışsın bakayım
CELAL : Çünkü bir ömrü geçirmek, birlikte yaşlanmak için bence yüksek ritimli kalp atışı gerekli. Sabah gözlerimi açtığımda sırf aynı sınıftanız diye bir kadını değil sevdiğim kadının gözlerini görmek istiyorum.
AMCA : Bak sen… Unutma ki davul bile dengi dengine demişler… Anlayacağın tencere kapağa uymalı.
CELAL : Mantık evliliği kadar mantıksız bir şey yoktur! Allah’ın lütfedip verdiği bir ömrü mutsuz mu geçirelim?
AMCA :Kendi sınıfından mutlu olabileceğin bir kadını bulmak senin elinde… Anne babanın yönlendirmelerini dikkate almalısın.
CELAL : Gözlerin seçme hakkına, gönlün konma özgürlüğüne karışmak en büyük işkence değil midir? Üstelik bunu senin iyiliğin için adı altında yapıyorlar.
AMCA : Haklı olduğun yönler var evladım. Deneyimi küçümsüyorsun, gençler hataya hep meyillidir. Zevk insanı çoğu zaman yanıltır. Bir de yıllar sonra dönüp bakarsın ki iş işten geçmiştir.
CELAL : Hiç biriniz beni anlamaya çalışmıyorsunuz, hepiniz aynı şeyleri söylüyorsunuz.
AMCA : Çünkü aklın yolu birdir.
CELAL : Ya aşk? Hiç mi önemi yok? Kullanmamızı istemeseydi bu duyguyu niye yaratsın Allah?
AMCA : Senin gittiğin yolları ben gidip geleli çok oldu evlat. Gençsin, heyecanlısın, cahilsin aklınla değil kalbinle konuşuyorsun.
CELAL : Hayır yanılıyorsunuz. Kalp konuşmazsa akıl hayattan ne tat alır? Yaşama sevincimi mi kalır?
AMCA : ( sesi sertleşir, eliyle artık yeter mimiği yapar) Bir köylü kızıyla evleneceğin korkusunu düşürme içime!
Celal susar, ani bir hareketle ayağa kalkar.
CELAL : Amcacığım…
AMCA : Bakla çıkacak galiba… Ne var?
CELAL : Ben âşık oldum…
AMCA : Belli, sormaya korkayım mı bilmiyorum… Kime?
CELAL : Dilber’e…
AMCA : Bir halayık parçasına!
CELAL : Amca lütfen! Hayatım sizin ellerinizde… Babama siz söyleyin… Annem soyluluğa tapıyor.
AMCA : Çocukluk…
CELAL : Çocukluk de, delilik de, divanelik de ne dersen de amca, kalbim onun için çarpıyor.
AMCA : Peki peki söylerim, kabul edeceklerini hiç ama hiç sanmıyorum.
CELAL : Arada siz olursanız, sizin hatırınızı kırmazlar, sizin bir dediğinizi iki etmezler.
Celal derin bir nefes alıp vererek omuzlarından büyük bir yük attığını belli eder. Amcası düşüncelidir, Celal, amcasının elini öper.

CELAL’İN ODASI
Celal şövalyenin başındadır. Resim çizmeye hazırlanır. Bir türlü başlayamaz.
CELAL : ( Kendi kendine) Dilber nerede kaldın? Seni görmeden fırça tutamıyorum.
Tuvali evirir çevirir, kompozisyon oluşturduğu meyvelerle oyalanır. Çaresaz usulca başını uzatır.
CELAL : Bir şey mi oldu Çaresaz?
ÇARESAZ : ( Mutsuzdur) Hayır efendim. İzin verirseniz odayı düzeltecektim.
CELAL : Sırası değil sonra yaparsın.
ÇARESAZ : Emredersiniz… İzninizle.
CELAL :Çaresaz! Dilber nerede niçin gözükmüyor?
Çaresaz yanıt vermez, gözlerini gözlerine diker. Mağrurdur.
CELAL : Çaresaz! Sana ne oldu? Niçin yanıt vermiyorsun? Efendilerine böyle ters bakmayı nerede öğrendin?
ÇARESAZ : Efendilerin, küçükten beri ellerinde büyüttükleri çaresiz esirleri kolundan tutup da satmayı öğrendikleri yerde öğrendim…
CELAL : Bu da ne demek? Ne söylüyorsun? Çıldırdın mı?
ÇARESAZ : ( Hıçkırıkla) O sizin oyuncağınız! Dilber! O sizin gönül eğlenceniz! Zavallı kız! Beni dinleseydi… Hıh! Efendiymiş! Kuzum siz Allah’tan da korkmaz mısınız? Bir de hiçbir şeyden haberiniz yokmuş gibi eğleniyorsunuz. Biraz da merhamet etsenize… Neler söylüyorum ben bir beyde merhamet… Olacak şey mi?
Celal fırçayı paleti elinden bırakır. Afallar şövalyeye tutunur. Gücünü toplar Çaresaz’ı kollarından tutar, sarsar.
CELAL : Çabuk söyle! Dilber’ e bir şey mi oldu? Dilber nerede?
Çaresaz’ın gözleri fal taşı gibi açılır. Celal sarsmaya devam eder.
CELAL : Konuş! Dilber’e ne oldu? Nerede?
ÇARESAZ : Dil-ber… Dil-ber satıldı!
Celal bütün gücünü kaybeder, yere yığılır.

Celal sayıklayarak yatar. Annesi başında bekler… Işık; geceden gündüze gündüzden geceye devinimle açılır kapanır, Celal hala yataktadır. Annesi başucunda bekler. Annesi Celal’in elini tutar.
ZEHRA HANIM : Celal nasılsın? Neren ağrıyor? Celal uyan artık!
Celal zorlukla gözlerini aralar. Annesi heyecanlanır.
ZEHRA HANIM : Nen var yavrum? Yanındayım merak etme!
CELAL : ( Zorlayarak) Dilber…
Zehra Hanım korkunç bir şey duymuşçasına geri geri çekilir. Kapıdan çıkar. Kapıya sırtını verir.
ZEHRA HANIM : Lanet olsun sana çocuğumun geleceğini, evimin mutluluğunu yok ettin adı batasıca!
Zehra Hanım gözlerini yumar, toparlanmaya çalışır. Asaf Paşa gelir.
ASAF PAŞA : Celal nasıl?
ZEHRA HANIM : ( Başını yanlara sallar) Ben cinayet işledim! Evladımı kendi ellerimle yaraladım. Günlerdir ateşler içerisinde sayıklıyor. Dilber diyor başka bir şey demiyor. Buna dayanamam.
Asaf Paşa biraz düşünür, sigarasını yakar.
ASAF PAŞA : Biraz ateşi çıktı güçten düştü diye pes etme! Ben Celal’in toyluk cinnetine boyun eğmem.
ZEHRA HANIM : Hayır! Hayır, Dilber’i geri getirteceğim! Heves sanıyordum. Biricik oğlumu inadıma kurban edemem. O yoksa neyin anlamı var?
ASAF PAŞA : Ah bu anneler, ah bu kadın duygusallığı, Celal’in kime çektiği belli… Bak! Emin ol, o yine küçük bir heves, geçici bir arzu…
Celal toparlayacak… Azıcık kendini kaybetti diye isteklerine boyun mu eğeceğiz? Benim rızam yok!
Celal yatağından kalkar, odayı voltalar, zaman zaman ürperir. Olduğu yere çöker. Toparlanır odayı deli gibi hızla voltalar.
CELAL : ( Kendi kendine) Dilber! Kimin kollarındasın? ( Duvarı yumruklar)
CELAL : Dilber ( Boşluğa ilerler uzanır)

Celal sokakta avare dolaşır. Vapur sesi duyar, sese bağırır.
CELAL : Dilber! Dilber! Gitme!
İnsanlar garipseyerek bakarlar geçip giderler, türkü söyleyerek biri yaklaşır.
RENÇBER : Ah aman küçücüğüm,
Pek geldi göreceğim!
Aht ettim aman ettim,
Yoluna öleceğim.

Yokuştan yoruldun mu?
Sözüme darıldın mı?
Sen bana yar olalı
Boynuma sarıldın mı?
CELAL : Buraya bak nereye gidiyorsun? ( Sigara çıkarır) Ateşin var mı? Birer sigara içelim.
RENÇBER : Bulunur.
Rençper çuvalını indirir, ateşi uzatır. Sigara yakarlar.
CELAL : Bu çuvalın içinde ne var?
RENÇBER : O benim emeğim. Gündüzleri ben şu tarlada çalışırım. Allah ne verdiyse bu çuvalın içine koyar eve götürürüm. Bacı ile beraber Allah’ımıza şükür, padişahımıza dua ederek yeriz.
CELAL : Demek evlisin. Evleneli çok oldu mu?
RENÇBER : Yavuklumu alalı iki ay oldu. Ben de ona kavuşayım diye sevine sevine giderim şimdi… Sen bizim köy düğününe gelmedin mi?
CELAL : Hayır gelmedim… Karın güzel mi?
RENÇBER : ( Bozulur) O ne demek öyle… Sana ne onun güzelliğinden!
CELAL : Yok yani mutlu musun diyecektim.
RENÇBER : Niçin mutlu olmayayım? Halime bin şükür. Zenginlere bakıyorum da bir yiyip bin şükrediyorum. Geçenlerde şu tarlanın öte tarafındaki tek mezarın başında süslü genç bir hanım yere kapanmış hüngür hüngür ağlıyordu.
Celal heyecanlanır, ayağa kalkıp tekrar oturur.
CELAL : Şu sarı köşkün oradaki mezarın başında mı?
RENÇBER : He ya… Demek o süslü elbiselerin içindekilerde acı çekiyor. Haline baktım da yüreğim yandı. Yanında bir ihtiyar kadın benden o genç hanım için su istedi. ( Celal’e dikkat eder) Sen ağlıyor musun? Erkek adam ağlar mı?
CELAL : Hayır sen anlat. Çabuk anlat.
RENÇBER : Sonra olayı anladım. Kız esirmiş. Bir kabahat etmiş belli ki hanımı apar topar satmış. Siz daha iyi bilirsiniz gerçi ama esirleri böyle ağlatmak iyi değildir. Baksana bana, senin bir derdin mi var? Yüzün kül gibi oldu.
CELAL : Hayır sen devam et. Sonra ne oldu? O kız nereye gitti?
RENÇBER : Ne olacak. Zavallı kıza biraz su içirdik. Yüzüne biraz su serptik. Sonra ihtiyar kadın elinden tuttu, yollarına gittiler. Sen sahiden çocuk gibi ağlıyor musun? Ne derdin varsa Allah’a havale et. Ne gelirse Allah’tan gelsin.
CELAL : O kızın nereye gittiğini biliyor musun?
RENÇBER : Hayır onlar iskeleye doğru gittiler. Ben de işime koyuldum.
CELAL : Eğer nereye gittiğini söylersen sana 100 lira veririm.
RENÇBER : 100 Lira… Kız…100 Lira! Valla ne bileyim… Önceden deseydin… Ama nereden bilecektin…100 Lira… Kız…100 Lira… Ne bilirim ne de bulabilirim. Hadi sana Allah’a ısmarladık.
Köylü Celal’in yanından şarkı söyleyerek uzaklaşır.

RENÇBER : Şimşir yaprağın dökmez
Muhabbet gönülden gitmez
Bu gözler seni gördü
Başkasına hayır etmez.
Celal kalabalığın içerisine rasgele dalar. İnsanların yakasına yapışır.
CELAL : Söyle Dilber nerede? Söylemez de saklarsan seni şu toprağa diri diri gömerim!
Adam yakasını kurtarır, Celal’i itekler yoluna gider. Celal toparlanır bir başkasının yakasına yapışır.
CELAL : Bak hala susuyor! Konuş köpek!
Celal adamı bırakır yaşlı bir kadını tutar eline yapışır.
CELAL : Eğer nereye gittiklerini söylersen malımı mülkümü hepsini veririm. Bana oturduğu yeri söyle!
Kadın kurtulmaya çalışır.
KADIN : Bırak oğlum deli misin? Kurban olayım bırak git işine.
CELAL : Kimin koynuna soktunuz? Yeter bırakın onu! O odalık olamaz! Olamaz!
Celal duvar dibinde dilenen bir dilenci görür Victor Hugo’un “aşk dilencisi “ şiirini kendini parçalayarak okur.
CELAL : Sen her köşe başında
Paramparça urban
Kirli ellerinle, bir dilim ekmek için
Avuç açan sefil insan
İnan ki farkımız yok birbirimizden
Belki sen hayat boyu dileneceksin
İstediğin beş kuruşu biri vermezse
Başka bir diyardan bir ikincisini bekleyeceksin
Lakin ben; hayatta bir defa dilendim
Bir vefasızın aşkıydı, sevgisiydi derdim
Öylesine açık, öylesine boş kaldı ki elim
Yemin ettim bir daha dilenmeyeceğim
Bekçi düdüğü duyulur. Bekçiler koşarak gelir. Celal’i yaka paça götürür.

CARİYE ODASI
Cariyeler kendi halindedir, kimi uzanmış kimi dans çalışıyor kimi süsleniyordur. Dilber bir köşeye çekilmiş udunu hüzünlü hüzünlü çalar. Harem ağası Dilber’in yanına heyecanla gelir.
CEVHER : Müjde! Müjde sana Dilber…
Dilber umursamaz.
CEVHER : Müjde dedim kız duymuyor musun?
Dilber boş gözlerle bakar.
CEVHER : Kervan dolusu malı mülkü olan efendim seni çok beğenmiş, hadi artık sırtın yere gelmez.
Dilber ilgilenmez hüzünlü melodiye devam eder.
CEVHER : ( uzaklaşır, kendi kendine) Bu ne güzel ne etkileyici gözler… Niye bu kadar hüzünlü? Bir kadın bu kadar güzel olmaya görsün nasıl mutsuz olur?
Harem ağası Dilber’in yanına tekrar gelir.
CEVHER : Düşünüyorsun, hep bir şeyler düşünüyorsun… Kimi… Benden korkma… Beni mahrem say… Siyah olan sadece yüzüm, içim aydınlıktır. Vücutça eksiksem de benim de bir kalbim var. Kimseye acımaz kimseyi sevmez miyim sanırsın? Beni bir dost bir kardeş say hadi dertleşelim.
Dilber etrafına tedirgin bakınır.
CEVHER : Çekinme kimse duymaz korkma!
DİLBER : Acımı, sırrımı söylemenin kime ne faydası var? Söyleyip de bana acıyan kalbini niye daha çok acıtayım?
CEVHER : Yok! Yok, elimden gelirse derdine derman olurum. Hadi söyle! İçindekileri söyle… Her şeyi zamanından önce olgunlaştıran Afrika’da doğdum ben. Kendime hep derim ki: Oğlum Cevher! Sarıldığı dalı hiç bırakmayan sarmaşıklar gibisin, bağlandın mı tam bağlanıyorsun… Ben ne bileyim melekleri bile hep siyah zannederdim ta ki… Boş ver yine çenem düştü. İyisi mi gel birbirimizin haline acıyalım.
DİLBER : Benim bir derdim yok…
CEVHER : Bak sen bir şeyler anlatmazsan sana hayat hikâyemi anlatırım ona göre seni dinliyorum.
DİLBER : Burada kalamam İstanbul’a gitmem lazım.
CEVHER : İstanbul’a mı niçin?
DİLBER : Çünkü ben burada kalırsam yaşayamam! Çünkü…
Dilber hıçkırıklarla harem ağasının kucağına kapanır. Harem ağası Dilber’in saçlarını okşar, başını kaldırır.
CEVHER : Allah’ım şu çaresiz Dilber’e acı… Yardımcısı ol.
Dilber ağlamaya devam eder.
CEVHER : Yeter! Zulmetme kendine yeter! ( gizlice) seni kurtarabilirim. Allah aşkına sus…

HAREM ODASI
YAŞLI KADIN : Efendi odalığa bu gece seni istiyor…
DİLBER : Gitmem!
YAŞLI KADIN : Gönlünle olmazsa zorla olur, akıllı ol gönlünle git, kırbaçlanarak öldürülen kızlar gördüm.
DİLBER : Kırbaçlanarak ölmeyi tercih ederim!
YAŞLI KADIN : ( hiddetlenir) Aynen iletirim!
Yaşlı kadın hırsla çıkar. Sesi gelir.
YAŞLI KADIN : Pek asi! Pek küstah efendim. Çıbanın başı palazlanmadan koparılır efendim… Kötü örnek oluyor, cezasız kalırsa kızlarla baş edemem! Bodruma kapatılsın…50 kırbaç da yerse aklı başına gelir.

“Bodruma kapatılsın” derken ışıklar kapanır Dilber zayıf bir ışıkta kalır.
“50 kırbaç da yerse aklı başına gelir”deyince kırbaç sesleri duyulur, Dilber kırbaçlanma hareketleri yapar. Dilber kırbaçlanırken, bir diğer tarafta harem ağası isyan eder ağlar.
CEVHER : Lanet olsun! Lanet olsun size! Hayır!
Karanlıkta kırbaç seslerine Dilber ve Cevher’in acı çığlıkları karışır.
Dilber yerde bitkin yatmaktadır. Loş ışıkta belirsiz bir gölge yaklaşır.
CEVHER : Dilber… Dilber…
DİLBER : (korkar) Hı?
CEVHER : Korkma benim Cevher… Sessiz ol kaçışını ayarladım.
DİLBER : Cevher…
CEVHER : Şişt! Toparlan gidiyoruz.
Cevher, Dilber’e destek olur, sessizce çıkarlar.
Karanlıkta sesler duyulur.
ADAM : Kaçan var yakalayın! Uyanın!
CEVHER : Dilber koş!
ADAM : Koşun avludalar, yakalayın kaçmasınlar!
Silah patlar. Dilber’in çığlığı. Dilber kanlar içindeki Cevher’in üstüne kapanmıştır. Ağlar.
DİLBER : Cevher!
CEVHER : Al bunları bu biletler senin özgürlüğün… Sabaha İstanbul’a vapur var. Hadi git geliyorlar!
DİLBER : Ben sana ne yaptım ki hayatını feda ettin?
CEVHER : Ben seni sevdim Dilber… Gözlerin kalbimde öldürücü yaralar açtı… Zaten yaşayamazdım… Git artık!
Cevher’in başı yana düşer. Ayak sesleri yaklaşır. Dilber kaçar.

SABAH/ VAPUR DÜDÜĞÜ
Dilber iskelededir. Onu gözetleyen adamlar birbirleriyle işaretleşir, Dilber fark eder.
ADAM : Yakalayın! Kaçırmayın!
Dilber etrafına bakınır kaçacak yer bulamaz.
DİLBER : Özgürlüğüm! Aşkım! Sana geliyorum!
Kendini denize atar… Vapur düdüğü…

SON

Süsem ASLAN

4 Yorum
  1. 15 Aralık 2011
  2. 22 Mayıs 2012
  3. 09 Şubat 2013
  4. 12 Mart 2013

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir