Çocuğumuza ceza vermeliyiz mi? – Verilen Ödüller Nasıl Olmalı?

  Çocuğumuza ceza vermeliyiz mi? – Verilen Ödüller Nasıl Olmalı?

   Her istediği yerine getirilen çocukların karşılaştıkları en büyük risk, kendilerine sınır koyma becerisi kazanamamaları olacaktır. Nerede durmaları gerektiğini doğru saptayamayan insanlar için hayat çok sıkıntılı olacaktır. En büyük zorluk ise insan ilişkilerinde yaşanacaktır. Bu çocukları motive etmek de çok güçtür. Bu çocuklar bencil, sabırsız ve anlayışsız olurlar. Aşırı denetim çocuğu pasifleştirirken aşırı hoşgörü çocuğun şımarmasına neden olup olgunlaşmasını engellemektedir.

 
  Çocuğumuza ceza vermeliyiz mi?
 İlk kural davranış çığrından çıkmadan ya da suç işlemeden çocuğun durdurulmasıdır. Bu kesin bir dille ve kararlılık belirten bir ses tonuyla yapılmalıdır. Soğukkanlı bir tutumla daha iyi sonuç alınır. Aslında çocuklar neyin niçin yapılmaması gerektiğini çok iyi bilirler. Uzun söylevler çekerek, çocuğa suçunun sonuçlarını abartarak anlatmak etkisiz bir yoldur.
 İkinci etkili yöntem, suçuna karşılık çocuğu sevdiği bir şeyden mahrum bırakmaktır. Bu sokağa çıkma yasağı olabilir. Televizyonu izlememe yasağı olabilir. Odasına kapatma cezası da olabilir. Ama karanlık odaya değil. Ancak ceza suçla orantılı olmalıdır. Günlük kardeş çekişmeleri için, çocuğu beş altı saat odasına kapatmak doğru değildir. Küçük yaramazlıklar için ya da itişip kakışmalar için çocuğu bir hafta oyundan alıkoymak acımasız bir cezadır. Bunun gibi ‘Bir hafta televizyon izlemeyeceksin!’ gibi bir söz hem ağır hem de uygulaması zor bir cezadır. Yani ceza hem suçu aşmamalı hem de uygulanabilir ve gerçekçi olmalıdır. Terlik giymemek, yemekten önce elini yıkamamak, sofrada eğri oturmak, evin içinde koşmak, cezalandırma nedeni olmamalıdır.
 Çocuk için gerçekten önem taşıyan durumları ceza aracı olarak kullanmamak iyi olur. Örneğin bir suçundan dolayı, tasarlanan doğum gününün kutlamaktan vazgeçmek çok ağır bir cezadır. Bunun gibi önceden kararlaştırılmış bir geziden, arkadaş toplantısından, söz verilmiş bir hediyeden yoksun bırakmak da çocuğun başkaldırmasına neden olur.
 Üçüncü ceza yöntemi, çocuğa yaptığını düzelttirmek yoludur. Bilerek kırdığı bir arkadaşının oyuncağını yada bir camı çocuk harçlığından ödemelidir. Bu durumda yiyeceği dayak çabuk unutulur ama camın parasını ödetmek onun hiç unutamayacağı bir ders olur. Kardeşlerinin ya da arkadaşlarının eşyalarına bilerek verdiği zararı da ödemelidir. Bu yol, çocuğa davranışının sonucuna katlanması gerektiğini öğretir.
 Ceza gerçekçi olduğu sürece, kesinlikle uygulanıp sonu getirilmelidir. Ancak duruma göre esnek olmakta yarar var. İlk kez işlediği bir suçtan ötürü ‘Özür dilerim anneciğim, bir daha yapmam’ diye yalvaran bir çocuğa bir şans daha tanınabilir. Ancak çocuğa bu suçu işlememesi için tövbe ettirmek, sözler almak pek etkili bir yöntem değildir. Özellikle küçük çocuklarda bu yöntem yürümez.
 Ceza konusunda tutarlı davranmak da önemlidir. Bir gün cezalandırdığınız davranışı başka bir gün hoş görüyorsak cezanın eğitici değeri düşer.
 Çocuktan isteklerimizi anında yerine getirmesi beklenmemelidir. Örneğin dışarıda oynayan çocuğumuzu çağırır çağırmaz gelmedi diye cezalandırmamalıyız. Çünkü çocuğun oyundan kopması zordur. Beş on dakika süre tanınmalıdır. Ortalığı dağıtan bir çocuğa ‘Hemen şimdi odanı topla diyorum sana’’ demek yerine ‘yemekten önce bunlar kalkmış olacak’ diye kesin konuşmak daha etkili olacaktır.
 Ceza vermeden önce çocuğu dinlemek, aşırı cezalandırma ihtimalini azaltır. Anne babaya düşünme süresi verir. Çocuk kendini savunduktan sonra cezaya daha kolay katlanır.
 Çok önemli  bir kural da, çocukların duygu, düşünce ve isteklerinden dolayı değil de, davranışlarından ötürü cezalandırılmalarıdır. Kardeşini sevmediğini söyleyen bir çocuk duygusundan ötürü cezalandırılmamalıdır. Duygularını dışa vurmaktan çekinen çocuklar, bu duygularını olumsuz davranışlarıyla belli ederler. Yani kardeşine vurabilir. Eğer ceza gerektiriyorsa sevmediği için değil, ona vurduğu için cezalandırmalıyız. Evet, kardeşini sevmeyebilirsin. Ama ona vurmaya, canını acıtmaya hakkın yok demeliyiz. Sinirlenmek, olumsuz duyguları açıklamak biz anne babaların olduğu kadar çocuklarında hakkı olmalıdır. Tavrımız, gücümüze güvenerek, çocuğun duygularını bastırmak, onu susturmak olmamalıdır. Duyguların nasıl kontrol edileceğini çocuk bizden öğrenir. Öfkeyle gözü kararıp karısını döven bir baba, çocuklarına ölçülü olmayı ve sakinliği öğretemez. Çocuğu olumsuz duygusunu ve öfkesini gösterdiği zaman ayıplamamalıyız. 
 Ödül, cezadan her zaman daha olumlu etkilere sahiptir. Anne babalar olarak genellikle çocuğun olumsuz davranışları üzerinde yoğunlaşırız. Güzel yaptığı, övgüye değer davranışlarının üstünde durmayız.  Halbuki olumlu davranışlarının ardından  gösterilen olumlu tepkiler aynı davranışın görülme sıklığını arttırır. Ödül maddi olmaktan çok sözlerle taktir etme şeklinde olmalıdır. Aile tarafından satın alınmasında sorun olacak ödüller çocuklara söylenmemelidir. Yerine getirilmeyen sözler sizlere olan inancı yıkacak, olumlu davranışları göstermekte sorunlar yaşacaktır.
 Ayrıca mizah içinde verilen talimatları çocuklar daha kolay yerine getirirler. Anne baba olarak evimizde mizaha yer verelim. Bazı anne babalar özellikle babalar her durumda ciddi olmaları gerektiğini düşünür ve yüzlerinden ciddiyet akar. Bu  durumda bir anne babaysanız çocuğunuzla iletişiminiz gerektiği düzeyde değildir demektir. Çünkü çocuk size yaklaşıp birşeyler söylemeye çekinir. Espri evdeki stresli ve gergin havayı dağıtır. Çocukların mutluluklarını ve çalışma isteklerini artırır.

1 Cevap
  1. 08 Aralık 2015

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir