Kadına Yönelik Uygulanan Şiddet Ve İstismar

TARİHSEL SÜREÇ İÇERİSİNDE KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE İSTİSMAR
Yazan : İbrahim ELİBAL

 Kadının istismar edilmesi, sadece toplumumuza özgü bir sorun değildir. Tarihsel süreçler içerisinde hemen hemen her toplumda görülmüştür. Kültürlerdeki görüşlere göre, kadın şiddeti hak etmektedir. İdeal kadın, genelde kocasının rahatını sağlayan, evinin işini eksiksiz yapan, çocuklarına bakan ve büyüten, seksi görünmeyen, ağır başlı olandır.

 
 Bir çok toplumda bazı şiddet türleri sadece hoş görülmez aynı zamanda cesaretlendirilir de. Erkeğin karısını kontrol edebilmesi bazı toplumlarda yasalarla da desteklenmiştir. Örneğin, 1877’de İngiltere’de yasalar, erkeğin karısını işaret parmağından kalın olmayan bir sopayla dövmesine izin veriyordu. 12.ve 13. yüzyıllarda erkek ailesi üzerinde tüm haklara sahipti. Ancak tarihsel süreçler içerisinde kadınlar haklarını ya direnerek ya da yeni yasalarla elde etmişlerdir. 
     Yazımızın bu bölümünde eşler arası şiddetin psikolojik ve sosyal yönünü irdeleyeceğiz. Saldırgan davranışlara maruz kalan kadın, duygusal açıdan katı bir aile ortamında pasif olmaya yöneltilmiştir. Çiftler yaptıkları açıklamalarda, şiddeti kabul etmektedirler. Kadınların bir bölümü uygulanan şiddetin sebebini kendilerinde aramaktadırlar. Ayrıca saldırgan kişiye itaat edilmesi bir sonraki şiddete çıkartılmış davetiyedir. Kadın,saldırgan kişinin bir gün değişeceğine yönelik ümidi olduğundanitaatkar olmaktan vazgeçmez. Kadın yaşadığı şiddeti, inkar ederek kabul etme eğilimindedir. Bütün bu söylenenleri sıkça duyduğumuz şu sözlerle daha iyi açıklayabiliriz: “Kocam değil mi, döver de sever de.” Tabii ki benim tercihimkocaların sadece kadınlarını sevmesipaylaşımcı olması, alınan kararlarda kadınların söz sahibi olmalarıdır. 2000 yılına az bir süre kala hala kadınların ağızlarından “babam bilir”, “kocam bilir” gibi sözleri duymaktayız. 
     Şiddet uygulayan erkeklerin içerisinde bulundukları psikolojik durumu inceleyecek olursak karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: Saldırgan koca genel olarak kavgacıdır, öfkelidir. Erkeklik rolüne ilişkin yetersizlik duygusu içerisindedir. Olaylara aşırı tepki gösterir. Bu insanların, geçmişleri araştırıldığında ailesi tarafından şiddete maruz kaldıkları ortaya çıkmıştır. Genel olarak bunları inceledikten sonra şiddetin uygulandığı bir ailede yetişen çocuklar ana-babalarını model almaktadırlar. Şiddetin var olduğu ailelerin çocukları, ana-babalarının davranış kalıplarını öğrenip, uygulamaya eğilimlidirler. Böylece çocuk gerginlik, yorgunluk gibi durumlarda şiddetin hoş görülebileceğini öğrenmektedir. 
     Gelenekçi bir yapıya sahip olan ülkemizde kadınlar, şiddet ve istismara yoğun olarak maruz kalmaktadırlar. “Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” ya da “kızını dövmeyen dizini döver” veya “kızı kendi başına bırakırsak ya davulcuya ya da zurnacıya kaçar” gibi akıldan, mantıktan uzak safsatalar, içinde yaşadığımız toplumun yapısını ortaya koymaktadır. 
     Geri kalmış bir kaç ülkenin dışında, sekiz yıllık eğitime geçmeyen bir ülke de Türkiye idi. Büyük patırtı ve kütürtülerin arasında sekiz yıllık eğitime geçildi. Beş yıllık eğitimden sonra, evine kapanan kız çocuğu olan bitenden habersiz, boyalı medyanın ona sunduğu hayal dünyasında gemisini yüzdürmektedir. Zaman gelir çatar ve ailesinin bulduğu biri ile evlenir. Pasifleştirilmiş kadın, artık kocasının emrindedir. Öte yandan şans eseri eğitimini sürdürmüş ancak ana-babasının etkisinden kurtulamamış kişileri de bekleyen sonuç aynıdır. Hele bu kadın, bir de özürlü ise işi daha da zordur. Kadın olmaktan gelen problemlerin üzerine bir de özürlülük eklenince aileye ya da kocaya olan bağımlılık iyice güçlenir. Öte yandan özürlü 
kadınlara,çaresizlik ve ekonomik yoksunluktan dolayı fuhuş yaptırılmakta, müzik gruplarında emekleri sömürülmektedir. Karın tokluğuna çalıştırılan kadınlar, daha sonra bir izmarit gibi atılmaktadırlar. Evet, sorunları alt alta yazıp uzatmak çok kolay. Biraz da şiddet ve istismara maruz kalan kadınların bu ortamda kalmayı sürdürmelerine neden olan faktörleri irdeleyelim: Kadınlar bir kısır döngü içinde kalmışlardır. Bunu üç kategoride inceleyebiliriz: 
1.  Şiddetin seyrekliği ve daha az örseleyici olması, kadınların bu koşullarda daha uzun süreli dayanmasına neden olması. 
2.  Kadının çocukluğunda annesinin, babası tarafından dövüldüğünü görmesine alışması, kendi yaşamında da bu durumla karşılaştığında bunun normal olduğunu düşünmesi.
3.  Toplumsal değerler sistemi, sosyal refah sisteminin kadına sağladığı olanaklar ve kadının psikolojik deneyimleri çerçevesinde değerlendirilmesi. 
     Toplumsal değerler sisteminin kadını, geleneksel kadın rolü içerisinde görme, ev içerisindeki sorunların gizli kalması inancı, kadınların kendini ifade edememelerine neden olmaktadır. Bu arada kadına yönelik sosyal refah kurumlarının nicelik ve nitelik açısından, sığınma evleri, iş olanakları, kreş ve gündüz bakım evleri gibi yerlerin yetersiz olması, kadınların şiddete ve istismara maruz kalmalarına rağmen evlerini tercih etmelerinde önemli nedenlerdir. 
     Son olarak da kadının bireysel olarak ayakta duramayacağı, sorunlarla baş edemeyeceğine yönelik korkuları, şiddeti ya da istismarı küçümsemesi, kendini görüşsüz ve çaresiz hissetmesi, kendini suçlaması, çelişkili duygular yaşaması, benlik saygısının düşük olması, umutsuzluk gibi psikolojik özellikleri de sorunun gizli kalmasına veya kadının bu koşullar içerisinde kalmasını pekiştiren olgulardır. 
       Yazımızı sonlandırırken özürlüleri, kadınları ve özürlü kadınları içinde bulundukları kötü koşullardan kurtaracak olansüpermen değildir. Ancak ve ancak kurtuluş, bütün insanların doğru yerlerde örgütlenerek yarınlara gebe ellerini birleştirerek tek yumruk olmalarıdır. İşte o zaman insanlık, yarınlara gülümseyerek bakacaktır.

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.