PEYGAMBERLER ŞEHRİ ŞANLIURFA – Bölüm II

PEYGAMBERLER ŞEHRİ ŞANLIURFA
(bölüm II)

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Orta Fırat Bölümü’nde bulunan Şanlıurfa hakkındaki yazımızın ikinci bölümüne müzelerle devam ediyoruz. Yazımızın birinci bölümünü de okumayı unutmayınız.

Müzeler :

Şanlıurfa İli’nde, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi ve Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olmak üzere tarihi ve kültürel buluntuların sergilendiği iki adet müze bulunmaktadır.

1988’de hizmete giren Şanlıurfa Müzesi arkeolojik ve etnografik eserler seksiyonlarından oluşmaktadır. Halen müzede 14.193 arkeolojik eser, 1.878 etnografik eser, 35.613 sikke ve diğer eserler olmak üzere toplam 53.271 eser sergilenmektedir.

HARRAN

Şanlıurfa – Akçakale yolunun 35. Km.’sinin yaklaşık 10 km. doğusunda bulunan Harran Antik Kenti, kendi adıyla anılan büyük bir ovanın merkezinde yer almaktadır. Çeşitli kaynaklara göre Harran adı, “Yolların kesiştiği yer” anlamına gelmektedir. Gerçekten de bu antik kent, Güney Mezopotamya’dan gelen iki önemli ticaret yolunun kesiştiği noktadadır.

Harran tarihi zenginliği ile zamanının kültür ve din merkezlerinden biri olarak önemini daima korumuştur. Kent’in kuruluşunun M.Ö. 5000 yıllarına dayandığı tahmin edilmektedir. Ancak, Harran hakkında ilk yazılı bilgi M.Ö. 2000 yıllarına dayanmaktadır. Kentin adı yaklaşık 4000 yıldan beri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Harran kenti M.Ö. 5000 yıllarından, M.S. 13. yüzyıla kadar kesintisiz iskan edilmiştir. Harran, Sümerlerden, Asurlulardan Romalılara, Bizanslılardan Osmanlılara dek bir çok uygarlığın hakimiyeti altına girmiştir. Bu nedenle pek çok uygarlığın izlerini taşımaktadır.

Günümüzde Harran antik çağ kalıntılarının yanısıra kendine özgü sivil mimarlık örnekleri de büyük ilgi toplamaktadır. Tuğladan yapılmış, konik kubbeli Harran Evleri ilgi çekicidir. Harran’da 1983 yılından beri arkeolojik kazı çalışmaları aralıklı olarak sürdürülmektedir.

Harran Kalesi:

Harran Kalesi, İç Kale ve Aşağı Sur ( Dış Kale ) olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

İç Kale: Harran şehrinin güneydoğusunda şehir suruna bitişik olarak inşa edilen iç kale, dikdörtgen planlı olup, köşelerinde onikigen kuleleri mevcuttur.İç kale Hititlerden başlamak üzere dört yapı katına sahiptir.

Araştırmacılar tararından kale içerisinde 50 koridor, 150 odanın bulunduğu ileri sürülmekte, ancak yer yer çökmeler olduğundan oda ve koridorlar günümüzde gözlenememektedir. 1951 yılında Türk -İngiliz ortak kazılan neticesinde ortaya çıkarılan doğu cephesindeki iki yanı aslan kabartmalı kapı üzerindeki Arapça kitabeden, kalenin H. 451 (M. 1059) yılında Fatimiler tarafından yenilenmiş olduğu anlaşılmaktadır. İçkale’de kısmi restorasyonlar yapılmıştır.

Dış Kale: Kenti çevreleyen, daire planlı olan bu surların uzunluğu 4 km., yüksekliği 5 m.’dir. Burçların yüksekliği ise 15-17 m. arasındadır. Kale Halep, Rakka, Aslanlı , Musul, Bağdat ve Anadolu adında altı kapı ile dışa açılmaktadır. Ancak, günümüzde yalnız Halep Kapısı ayaktadır. Surlar yer yer yıkılmış olmasına karşın çepeçevre izlenebilmektedir

Harran Ulu Camii:

Harran Höyüğü’nün kuzey-doğu eteğinde yer alan Ulu Cami, Anadolu’nun ilk anıtsal camii, ilk revaklı avlulu ve şadırvanlı camii olma özelliğine sahiptir. Ünlü medresesi, hamamı, hastanesi olan bu külliyeden caminin kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir. Caminin Selçuklu Dönemi’ndeki onarımlarından kalma mimari parçalan, taş süsleme sanatının son derece güzel örneklerindendir. Dört sahınlı Harran Ulu Camii, Bölge’deki Diyarbakır, Mardin, Silvan, Kızıltepe Ulu Camilerini büyük ölçüde etkilemiştir.

Harran Höyük:

Harran kentinin ortasında yer alan höyük, 22 m. yüksekliğinde olup, geniş bir yayılma alanına sahiptir. Yapılan kazılarda üst tabakada 13. yüzyıl İslami devir bir şehir kalıntısı ortaya çıkmıştır. Bu şehir, içlerinde su kuyularının bulunduğu avlulara açılan odalardan oluşan kare ve dikdörtgen planlı bitişik düzendeki evleri, bu evlerin oluşturduğu dar sokakları ve ortasında büyük bir kuyunun yer aldığı meydanlarıyla o dönemin mimarisini yansıtmaktadır.

Kazı çalışmaları sırasında çeşitli devirlere ait eserlerin bulunduğu höyükte, ayrıca yeni Babil Dönemi’ne ait, Kral Nabonitten ve Sin Mabedi’nden bahseden çivi yazılı pişmiş toprak tablet ve adak kitabeleri bulunmuştur.

Babil Dönemi’ne ait Sin Mabedi ile İlk Çağ’dan beri varlığı bilinen Harran Üniversitesi’nin yerlerinin göreli olarak belirlenmesine karşın bugüne kadar kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılamamıştır .

Şeyh Yahya Hayat el-Harrani Türbesi

12. yüzyılda yaşamış bir islam alimi olan Şeyh Hayat’in türbesi güneyinde bitişik cami ile bir külliye oluşturmaktadır. Türbe ve cami asırlar boyu değişikliğe uğramıştır. Halen restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları devam etmektedir.

Geleneksel Harran Evleri:

Kentin özelliklerinden biri bindirme tekniğiyle yapılmış külah biçimindeki konik kubbeli evlerdir. Diğer yörelerdeki kerpiç kubbeli evlerin aksine Harran evlerinin kubbeleri tuğladan yapılmıştır. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, çevrede ağaç bulunmaması, ikincisi ise harabelerdeki bol miktarda bulunan tuğla malzemedir. İlginç bir doku oluşturan ve yerleşmenin güney kesiminde yoğunlaşan bu evler, ören yerinden toplanan tuğlalarla eski kentin kalıntıları üzerine son 150-200 yıllık dönemde inşa edilmişlerdir.

1979 yılında arkeolojik ve kentsel sit alanı olarak tescil edilen ve kubbe evleri korumaya alınan Harran’da, ören yerinden malzeme toplanması, her çeşit inşaat yapılması, kanal açılması yasaklanmıştır. O tarihte 960 adet kubbe sayılan yerleşmede bu sayı dondurulmuştur.

Biri kalenin içinde, biri yerleşmede olmak üzere iki Harran evi restore edilerek kullanışa açılmış olup, günübirlik tesis olarak kullanılmaktadır. Tescilli evlerin çoğu boş olup, yalnız birkaçında hala ikamet edenler bulunmaktadır.

İmam Bakır ve Cabir el- Ensar Türbeleri:

Harran’ın 3 km. kuzey doğusunda İmam Bakır köyünde 12 imamdan beşincisi olan Ebu Cafer İmam Muhammed Bakır’a atfedilen bir türbe ve cami yer almaktadır. Türbenin çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Harran’ın 20 km. kuzeyinde Yardımcı köyünde ise Cabir El Ansar’a atfedilen türbe ve cami bulunmaktadır.

Bazda Mağaraları:

Harran – Han El Ba’rür Kervansarayı yolunun 15. ve 16. km.’lerinde yolun sağı ve solunda tarihi taş ocakları bulunmaktadır. Her iki mağarada da çok sayıda tünel ve galeriler meydana gelmiştir. Bunların dağın çeşitli yönlerine çıkışları bulunmaktadır. Taş ocağının belli bölümlerinde kayalara oyulmuş Arapça kitabeler mevcuttur. En büyük mağara yer yer iki katlı olup, uzun galeriler ve tünellerden meydana gelmektedir. Mağaraların alt bölümlerine stabilize yolla ulaşılmaktadır, ancak tepelerde kalan mağaralara ancak yaya olarak ulaşılabilmektedir.

Çimdinli Kale :

Viranşehir – Şanlıurfa yolunun 19. km.’sinde, soldan 8 km. içerideki Kalehisar Köyü’nde sert kalkerli alçak bir tepenin üzerinde inşa edilmiştir. Çeşitli dönemlerde tamir görmüş ve ilaveler yapılmış olan kale, Roma Dönemi’ne aittir. Kalenin içinde kayaların oyulmasıyla oluşturulmuş odalar bulunmaktadır. Bugün mevcut bulunan yapılar İslam Dönemi’ne aittir, ancak kale büyük ölçüde tahrip olmuştur.

Birecik Kalesi:

Kale Fırat’ın kuzey yamaçlarında, sert kalkerli bir kaya üzerinde inşa edilmiş, tarihi yollar üzerinde kurulmuştur. Etiler zamanından beri mevcudiyetini koruyan kale, Asurlular Dönemi’nde müstahkem bir hale getirilmiş, çeşitli dönemlerde de yenilenmiş ve onarım görmüştür. En büyük yenilemeyi Memluklar zamanında yaşamış, Yavuz Sultan Selim zamanında da tamir edilmiştir.

Kale’nin büyük kısmı tahrip olmuştur. Halen bir kısmında restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

Çarmelik Kervansarayı:

Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinin 50 km. güneybatısında Büyükhan Köyü’nde yer almaktadır. Şanlıurfa-Gaziantep yolundan 11 Nisan Kasabası’ndan ayrılan 8 km’lik bir asfalt yolla ulaşılmaktadır. Köklü bir Türk ailesinin elinde uzun süre kalmış olmasından dolayı ailenin adını almıştır. Kervansarayın Selçuklu yapısı olduğu tahmin edilmektedir. İç kısımları küçük, dış kısımları ise büyük kesme taşlarla inşa edilmiştir. Kırk odası bulunan kervansaray, görülmeye değer zengin bir mimariye sahiptir. Kuzey yönünde kubbeli bir mescid bulunan kervansaray bugün harap durumdadır. Mescid hala kullanılmaktadır.

Sultantepe Höyüğü :

Şanlıurfa’nın güneydoğusunda yer alan höyükte 1951-1953 yıllarında yapılan kazı çalışmalarında Asur Döneminde önemli bir kent olduğu anlaşılmıştır. Yapılan kazıların üst tabakalarında Helenistik ve Roma kalıntılarına rastlanmış, alt tabakalarda ise Asurca çivi yazılı tabletlerden höyüğün Asur İmparatorluğu zamanında büyük bir kütüphaneye sahip olduğu anlaşılmıştır.

Sultantepe Höyüğü, barındırdığı düşünülen çok sayıdaki tablet ile Anadolu Arkeolojisi içerisinde önemli bir yer tutmaktadır.

Aşağı Yardımcı Höyüğü’nde de aynı yıllarda Sultantepe Höyüğü ile birlikte yapılan kazı çalışmaları sonucunda Asur ve Babil Devrine ait çivi yazılı tabletler ve steller bulunmuştur. Bu buluntular, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Şanlıurfa Müzesi’nde sergilenmektedir.

Titris Höyüğü:

Bozova ilçesine bağlı höyükte 1981-1983 yıllan arasında yapılan kazılar sonucunda taştan yapılmış idoller, çeşitli mutfak araçları, pişmiş topraktan yapılma hayvan figürleri, bronz bilezik ve iğneler, çakmaktaşı, kesici aletler bulunmuştur. Buluntular arasında en önemlileri; kireç taşından yapılmış silindir mühür ile keçi figürlü vazodur.

Nevaliçori Höyüğü :

Hilvan ilçesine bağlı Argaç (Kantara) Köyü yakınında yer almaktadır. 1983-1985 yıllan arasında yapılan kazı çalışmalarında Neolitik Çağ’dan kalma çakmaktaşından yapılmış bıçak ve kesici aletler ile mızrak uçları, pişmiş topraktan yapılma idoller ve taş boncuklar bulunmuştur.

Şaşkan Höyük:

Bozova İlçesi’ne bağlı Şaşkan Köyü yakınında küçük ve büyük Şaşkan olmak üzere iki höyük bulunmaktadır. Bu iki höyük arasında yer alan tarlada yapılan kazılar sonucunda Neolitik Dönem’e ait yerleşmeler tespit edilmiştir. Toprağın 1-2 m. altında Geç Neolitik Devre ait mimari kalıntılar bulunmuştur. Şanlıurfa’daki Neolitik yerleşmeye ilk kez burada rastlanılmıştır.

Aynı devre ait cilalı taş baltalar, çakmaktaşı dilgi çekirdekleri, deliciler, mızrak ve ok uçları, pişmiş topraktan yapılma kaseler ve mermerden yapılmış bir adet kadın figürü bulunmuştur.

Lidar Höyük:

Şanlıurfa’nın Bozova ilçesine bağlı Lidar (Dikili) Köyü’nde yer alan höyük, bölgenin en büyük höyüklerinden birisidir. Höyükte M.Ö. 5500-3000 yıllarında Kalkolitik Çağdan başlamak üzere çeşitli devirlere ait değerli buluntulara rastlanmıştır. Eteklerinde ise İlk Tunç Çağı’na ait mezarlar, mühürler; Asur Devri’ne ait oturan keçi heykeli, son demir çağına ait bronz küvet, Eski Babil Çağı’na ait silindir mühür önemli buluntular arasında yer almaktadır. Bu değerli eserlerin yanında bir çok devre ait çeşitli mutfak eşyaları, sikkeler, takılar, kesici aletler, topraktan yapılmış hayvan ve insan figürleri, kemik iğneler gibi buluntular Şanlıurfa Müzesi’nde sergilenmektedir.

Söğüt Höyüğü:

Bozova ilçe merkezinin 2 km. güneybatısında yer almaktadır. Yapılan kazılarda Paleolitik ve Mezolitik dönemlere ait, yaklaşık l .5 m. derinlikte çakmaktaşından yapılmış minik aletler bulunmuştur. Bozova ilçesinin göller mevkiinde yer alan Biris Mezarlığı’nda yapılan kazı ve araştırmalarda Paleolitik ve Mezolitik Dönem kalıntıları saptanmıştır.

Hasek Höyüğü

Şanlıurfa’nın Siverek İlçesi’ne bağlı Tillakin Köyü’nde yer almaktadır. Hasek Höyük ve çevresinde 1978-1985 yılları arasında yapılan kazılar sonucunda, M.Ö. 5500-3200 Kalkolitik Dönem ve İlk Tunç Çağları’na (M.Ö. 3000-2500) ait temel kalıntıları; yukarıda adı geçen diğer höyüklerde olduğu gibi topraktan yapılmış çeşitli mutfak eşyaları, takı parçaları, mühürler ve kesici aletler bulunmuştur. Bunlarla birlikte İlk Tunç Çağı’na ait bir insan iskeleti de Şanlıurfa Müzesi’nde sergilenmektedir.

Çavi Tarlası :

Siverek İlçesi, Çaylarbaşı Nisibin Köyü yakınındaki Çavi Tarlası’nda 1982-1985 yılları arasında yapılan yüzey araştırmalarında İlk ve Orta Kalkolitik Çağlar’a tarihlenen buluntulara rastlanmıştır. Kazılarda ortaya çıkarılan yarı yuvarlak tipteki ev temelleri Kalkolitik Çağ mimarisinin özelliklerini yansıtması açısından önemlidir.

Kurban Höyük:

Bozova İlçesi’ne bağlı Cümcüme Köyü sınırları içerisindedir. 1980-1984 yıllan arasında yapılan kazılarda Tunç Çağı’nın çeşitli devirlerine ait mimari kalıntılar ve buluntular Şanlıurfa Müzesi’nde teşhir edilmektedir.

Göbeklitepe – Gürcütepe Höyüğü

Şanlıurfa’nın batısında Göbeklitepe Mevkii’nde Prof. Dr. Harald Hauptmann tarafından yürütülen kazılarda M.Ö. 9000 yıllarına dayanan buluntulara rastlanmıştır. 9 ha’lık bir alanda yapılan kazılarda yekpare taştan yapılmış tapınak kalıntıları ve taş yontma bereket tanrıçası heykeli ve kerpiç kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Kazı çalışmaları devam etmektedir. Göbeklitepe buluntuları bugüne kadar insanlık tarihine ait en eski buluntularıdır.

Tilmusa- Tilbeş Höyükleri:

Prof. Dr. Jesus Gil Fuensanta tarafından her iki höyükte yürütülen kazı çalışmaları halen devam etmektedir. Şanlıurfa ilinde höyüklerde birçok arkeolojik çalışma ve kazı devam etmektedir. Bilimsel ve tarih açısından çok önemli olmasına karşın, kazılardan elde edilen tüm eserlerin müzelere gönderilmesi ve kazı alanlarının koruma amacıyla tekrar kapatılması sonucu bu alanların bir görsel değeri olmamakta ve turizm açısından kullanılmaları mümkün olamamaktadır.

Doğal Değerler A) SU KAYNAKLARI:

Atatürk Barajı: Türkiye’nin en büyük barajıdır. Fırat Nehri üzerinde yer almaktadır. Şanlıurfa’ya 52 km. mesafede bulunan Atatürk Barajı mevcut tesisleri ile Bölge’nin en önemli rekreasyon kaynaklarındandır. D.S.İ.’nin ağaçlandırıp, mesire alanı olarak düzenlediği Bakı Terası hafta sonlarında yoğunlukla kullanılmaktadır. Bu alanda seyyar büfeler dışında tesis bulunmamaktadır. Baraj Gölünde yılda bir kere Su Sporları Şenliği düzenlenmektedir. Ayrıca Atatürk Baraj Gölü çevresinde rekreasyon amaçlı olarak BOZOVA ilçemize İl Özel İdaresi olanaklarıyla Su Sporları Merkezi yapılmış, yine turizme dönük olarak 1 lokanta ve park hizmete girmiştir. İlimizin sahip olduğu turizm potansiyeli düşünüldüğünde yapılan yatırımların doğa ve su sporlarına yönelik yerli ve yabancı turistleri İlimize çekeceği şüphesizdir. İlimize gelecek konuklar sportif erekle birlikte varsıl kültürel eserleri de görme imkanına sahip olacaklardır.

Bölgenin en büyük su sathı olması nedeniyle uygun planlama ve yatırımlarla baraj gölü Güneydoğu Anadolu Bölgesi için bir iç deniz niteliği taşıyacaktır.

Küçük Göl:

Şanlıurfa’nın Bozova İlçesi’nin güneydoğusunda yer almaktadır. Tepeler arasında kalan bir çanak içinde oluşmuştur. Uzunluğu 250 m., genişliği 50 m., derinliği ise 1.5 m. dolayındadır. Gölün çevresi kavak ve söğüt ağaçlarıyla çevrili olup, mesire yeri durumundadır. Gölde yaşayan tatlı su balıklan avlanmaktadır.

Karaali Kaplıcası:

Şanlıurfa Valiliği’nin yaptırdığı jeolojik raporlara göre, kaplıca 150.000 M3/saat sıcak su kapasitelidir. (Her Yönüyle Şanlıurfa’97, Şanlıurfa Valiliği). Suyun sıcaklığı 41-49°C arasında değişmektedir. Yüksek sıcaklıktan dolayı su, kaplıca tesislerinde ısısı düşürülerek kullanılmaktadır. Kaplıca tesislerinin yanında bulunan seralar bu suyla ısıtılmaktadır. Yapılan araştırmalar 9.000 ha. sera alanının ısıtılabileceğini ortaya koymuştur. Sıcak su eşanjör sistemiyle ısıtmada kullanılıp kaplıcaya verilmektedir.

Kaplıca suyu özellikle romatizmal hastalıklar, deri hastalıkları ve iltihabi hastalıklar ve böbrek taşlarında etkili olmaktadır.

Özel İdare tarafından yaptırılan tesislerde 32 oda ve 100 yatak bulunmaktadır. Ayrıca yapımı tamamlanan 54 odalık apart otel hizmete sunulmuştur.

B) ORMAN KAYNAKLARI

Atatürk Ormanı (Gölpınar Mesire Yeri): Şanlıurfa’ya 10 km. uzaklıkta bulunan orman, çam ağaçlan ile çevrili güzel bir mesire yeridir. Orman Bakanlığı tarafından düzenlenen ormanda 500 masa ve oturma yeri, su, ve WC bulunmaktadır. Hafta sonlan yoğun olarak kullanılmaktadır. (Yaklaşık 1000 otomobil)

Kent içinde bulunan Halepli Bahçe toplam 12 ha’lık bir alanı kapsayacak şekilde fuar, lunapark ve diğer açık hava kullanışları için Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı (ŞURKAV) tarafından projelendirilmiştir.

C) DAĞ TURİZMİ

Tüm Bölge içinde kar tutan ender yerlerden olan Karacadağ’da Valilik tarafindan kayak pistleri düzenlenmiştir. 600 – 700 m. uzunluğunda pistler için 250 m.’lik bir lift yapılmıştır. Siverek İlçemize 60 km. mesafede olan kayak merkezinde 60 M2’lik bir kafeterya ile 30 M2’lik bungalow tipi hizmet evi bulunmaktadır. Kasım ayından itibaren dört aylık kayma sezonu olmaktadır. Yakınlığı nedeniyle Siverek ve Diyarbakır talebine cevap vermektedir. Hafta sonu yoğunluğu yaklaşık 150 kişi olmaktadır. Hukuki sorunların çözümüyle birlikte projelendirilen ek tesislerin yapımına başlanacaktır.

D-YABAN HAYATI VE AVCILIK

İl hayvan türlerinin çok olduğu bir bölgedir. Yaşayan hayvan türlerinin başlıcaları; kelaynak, keklik, tavşan, üveyik, ceylan, tilki ve bir çok kuş türleridir. Sayılan giderek azalmakta olan ceylanlar, Tektek dağlarında yaşamaktadırlar. Soyu günden güne tükenmekte olan kelaynak kuşları göç etmeyerek kışı da Birecik’te geçirmektedirler. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarında yayılmış bulunan kelaynakların giderek nesilleri tükenmiştir. Dünya’da yalnız Fas’da ve ülkemizde küçük bir koloni olarak bulunan kelaynaklar koruma altına alınmışlardır. Birecik kentinin 3 km. kuzeyinde yer alan “Kelaynak Üretme İstasyonu”nda halen yalnızca 46 kuş kalmıştır. Son iki yıl içinde kuşlar hiç çoğalmamıştır. Tarım ilaçları ve çevre şartlarının giderek ağırlaması sonucu, yavrularda deformasyonlar oluşmaktadır.

Şanlıurfa iline 140 km. uzaklıkta “Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği” bulunmaktadır. Bu çiftlikte, doğal ortamda yaşayan ceylanlar korunmakta ve üretilmektedir.

Tektek Dağları ve Karacadağ’da ördek, kaz, keklik, tilki bulunmaktadır. Fırat nehri kıyılarında ise ördek, kuş ve tavşan avlanabilmektedir.

Şanlıurfa’da çeşitli balık türleri de yaşamaktadır. Fırat nehrinde bol miktarda tatlı su balıkları bulunmaktadır.

Müzeler :

Şanlıurfa İli’nde, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi ve Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olmak üzere tarihi ve kültürel buluntuların sergilendiği iki adet müze bulunmaktadır. 1988’de hizmete giren Şanlıurfa Müzesi arkeolojik ve etnografik eserler seksiyonlarından oluşmaktadır. Halen müzede 14.193 arkeolojik eser, 1.878 etnografik eser, 35.613 sikke ve diğer eserler olmak üzere toplam 53.271 eser sergilenmektedir.

MÜZEŞEHİR ŞANLIURFA:

Binlerce yıllık tarihe ev sahipliği yapan Şanlıurfa her dönem olduğu gibi günümüzde de kültürel ve sanatsal etkinliklerin en yoğun yaşandığı kentlerimizin başında yer alır. Şöyle ki İlimizde 1 sanat galerisi olup, 1999 yılı içerisinde 45 sergi açılmış, 67150 sanatseverle buluşmuştur. Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki en yüksek sergi ve izleyici sayısına ilimiz sahiptir. Yine 2000 yılı içerisinde 18 kültürel ve sanatsal amaçlı kurs açılmıştır. İlimiz müzesinde gösterime sunduğu 70.546 eserle yine bölgenin en zengin taşınır kültür varlığına sahiptir. İlimizdeki kültürel zenginlik yerli ve yabancı turistlerinde büyük ilgisini çekmektedir. Bu bağlamda günübirlik gelenler hariç 223.078 yerli, 42285 yabancı olmak üzere toplam 265.363 turist 2001 yılı içerisinde ilimizi ziyaret etmiştir. Bu sayı günübirlik gelenlerle birlikte 400.000. civarındadır. İlimizde 6’sı turistik belgeli, 7’si Belediye Belgeli olmak üzere 13 konaklama tesisi bulunmaktadır. Turistik Belgeli işletmelerin yatak kapasitesi 564 olup, Belediye Belgeli işletmelerin yatak kapasitesi 416’dır. Toplam yatak sayısı 480’dir. Turistlerin İlimizde ortalama kalış süreleri 1.3 gün olup, Türkiye ortalaması 3.4 gündür.

Şanlıurfa, tarihte dünya kültür ve medeniyetinin merkezi sayılan arkeoloji literatüründe “Bereketli Hilal “ olarak adlandırılan bölge üzerinde yer almaktadır. Yine Urfa İl sınırları içersindeki Çavi tarlası, Nevale Çori, Şaşkan ve Göbeklitepe gibi arkeolojik alanlarda yapılan bilimsel kazılarda, Neolitik Çağın A keramik evresine tarihlenen ve Anadolu’nun en eski mimarlık örnekleri sayılan yapıların temelleri bulunmuştur.

Mimarlık tarihi bu kadar eskilere giden Şanlıurfa, dinler tarihi açısından da dünya kültüründe önemli bir yere sahiptir. Güneş ve gezegenlerin kutsal tanındığı Sabiizm’in merkez şehirleri Harran ve Soğmatar Şanlıurfa İl sınırları içerisindedir.

Şanlıurfa’nın diğer bir adı da “Peygamberler Şehri”dir. Musevi, Hıristiyan ve Müslümanlar tarafından tanınan Hz. İbrahim’in Urfa’da doğup yaşadığına, O’nun Nemrut’la olan mücadelesinin ve ateşe atılma olayının Urfa’da cereyan ettiğine inanılmaktadır.

Ayrıca Şuayb Peygamber’in makamının yer aldığı tarihi Şuayb Şehri* nin kalıntıları, Eyyub Peygamber, hanımı Rahime Hatun ve Elyesa’ Peygamber’in türbelerinin yer aldığı Eyyub Nebi Köyü (Viranşehir İlçesi yakınında), Eyyub Peygamber’in hastalık çektiği mağara (İl merkezinde Eyyubiye semtinde) çok sayıda yerli ve yabancı turist çeken peygamber makamlarıdır.

M.Ö. 132 ve M.S. 250 tarihleri arasında Urfa’da hüküm süren ve bir şehir krallığı olan Süryani Osrhoena Krallığı dönemi Hıristiyanlık tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Osrhoene krallarından V. Abgar (Abgar Ukkama) M.S. 13-50 yılları arasındaki ikinci saltanatı sırasında Hz. İsa’ya mektup yazarak O’na inandığını. O’nun dinini halkı ile birlikte kabul ettiğini belirtmiş ve hastalığını tedavi etmesi için Hz. İsa’yı Urfa’ya (Edessa) davet ettiği rivayetler arasındadır. Şanlıurfa’nın Hz. İsa tarafından kutsanmış olması, Hristiyanlığı dünyada ilk kabul eden kralın Urfa kralı olması bu ilin Hıristiyanlar tarafından kutsal tanınmasına neden olmuştur. Halen Hristiyanlar Şanlıurfa’ya “Kutsanan Şehir” anlamına gelen “The Blessed City” demektedirler.

Tarih boyunca zengin kültürleri ve çeşitli dinleri içersinde barındıran Şanlıurfa’da bilhassa dini mimari büyük bir gelişme göstermiş, Hıristiyanlığın en anıtsal, görkemli ve süslemeli kiliseleri o zamanlar “Edessa” adıyla anılan Şanlıurfa’da inşa edilmiştir. Emevi Halifesi El Velid’in Şam Emeviye Camii’ni saptırırken Edessada’ki kiliselerin ihtişamından geri kalmaması için gayret gösterdiği bilinmektedir.

Şanlıurfa, bu gün de mimari dokusunun zenginliği ile Anadolu’nun önde gelen illeri arasında yer almakta ve bu özelliğinden dolayı “Müze Şehir” adıyla da tanınmaktadır. İl merkezinde Kültür Bakanlığı’nca tescil edilmiş 180 tarihi ev, 32 cami ve mescit, 5 kilise, 7 medrese, 9 han, 8 hamam, 8 kapalı çarşı, 6 köprü, 13 çeşme, 2 sebil, l su kemeri, l su bendi, 2 anıt, şehir surları ve l iç kale bulunmaktadır.

Şanlıurfa tarihi mimari dokusunun önemli bir bölümünü birer küçük saray güzelliğindeki evler ve evlerin oluşturduğu tarihi sokaklar meydana getirmektedir. Haremlik-selamlık bölümlü, yazlık ve kışlık eyvanlı. hayatlı (avlulu) bir plana sahip olan Şanlıurfa evleri bu özellikleri ve ayrıca zengin taş işçiliği ile gezenlerin büyük ölçüde ilgisini çekmektedir

Şanlıurfa, otantik değerini günümüze kadar koruyabilmiş 8 adet kapalı çarşısı ile Anadolu’nun önde gelen illerinden birisidir. Bu çarşılarda icra edilen keçecilik, çulculuk, cülhacılık, saraçlık, kürkçülük, kuyumculuk gibi geleneksel el sanatları günden güne azalmakta olmasına rağmen halen canlılığını muhafaza etmektedir.

Yukarıda zikredilen inanç değerleri ve zengin mimari eser potansiyeline, il sınırları içersinde yer alan ve büyük bir şans eseri olarak aynı güzergahta sıralanan Harran Şehri, Bazda Mağaraları, Han el-Ba’rür Kervansarayı, Şuayb Şehri, Soğmatar Şehri ve Eyyub Nebi Köyü gibi merkezler de eklenince Urfa’nm ne denli bir turizm potansiyeline sahip olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Bir yörenin sosyal ve ekonomik etkinlikler sistemi içinde . turizm sektörünün önemli bir payı vardır. Turizm, tüm sektörlere canlılık kazandırmakta ve diğer sektörlerin gelişimini etkilemektedir. Kalkınma sürecindeki bölgelerin turizm potansiyeli yakından izlenmeli, gereksinimleri ivedilikle karşılanmalıdır.

Son yıllarda yapılan yatırımlar sonucunda GAP Bölgesi’nin, Türkiye’nin önemli bir tarım ve ticaret bölgesi haline gelmesi ile birlikte, bölge halkının da gelecek ile beklentilerine umut vermeye başlamıştır. Yakın gelecekte tarımsal üretim ve beraberinde tarıma dayalı endüstriyel üretimde ciddi artışlar söz konusu olacaktır: Dolayısıyla ticaret hacmi alışılmışın ötesinde artacak, önemli alışverişlerin yapıldığı iş toplantılarına ev sahipliği yapılacaktır. Bu oluşum kendi içinde bir turizm potansiyeli taşımakla birlikte yörenin tanıtımına olumlu katkılar sağlaması da kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle bölgenin kalkınması açısından sosyo-ekonomik kaynakların olduğu kadar sosyo-kültürel kaynakların da değerlendirilmesi gerekmektedir. Bölgedeki mevcut tarihi, kültürel ve doğal potansiyelin değerlendirilmesi ve ekonomik anlamda birer ürün olarak pazarlanması gerekmektedir

Ülkemizdeki turizmin gelişimine koşut olarak Şanlıurfa’ya duyulan ilgi artmaktadır. Dünya Turizm Örgütü’nün yaptığı tahminlere göre Türkiye turizmi 1995 yılından 2020 yılına kadar yılda ortalama %5,5 oranında büyüyecektir. Bu büyüme oranı Avrupa ülkeleri arasında en yüksek 4. büyüme oranıdır. Bu öngörülere göre turizm geliri ve turist sayısı arasındaki oran aynı düzeyi korursa Türkiye 2010 yılında 12.5 ve 2020 yılında da 19.8 milyar dolar turizm geliri elde edebilecektir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde iller bazında yerli ve yabancı turist sayısını incelediğimizde Şanlıurfa ilinin turizm potansiyelinden tam olarak yararlanamadığı anlaşılmaktadır. 2000 yılı verilerine göre, Şanlıurfa’nın, bölge içerisinde konaklayan kişi sayısı bakımından dördüncü, geceleme sayısı bakımından ise üçüncü sırada olduğu görülmektedir. Ş.Urfa ilinde 1.3 olan ortalama kalış süresi, 3.4 olan Türkiye ortalamasının altındadır. Ş.Urfa’nın turizm potansiyeli dikkate alındığında bu rakamların çok düşük olduğu görülmektedir. Mevcut tarihsel dokunun korunması amacıyla aşağıda sınırları belirlenen kısımları içeren ‘TURİZM ÖZEL BÖLGESİNİN’ oluşturulması zorunludur.

ŞANLIURFA’DA “TURİZM ÖZEL BÖLGESİ” OLUŞTURULMASI:

İnanç Turizmi’nin dünyadaki önemli merkezlerinden biri olan Şanlıurfa ne yazık ki bu güne kadar bu özelliğinden gereği gibi yararlanamamıştır. Şehrin sahip olduğu tarihi mimari dokunun zenginliği de bu potansiyele eklendiğinde Şanlıurfa’nın önemli bir turizm merkezi olduğu gerçeği ortaya çıkar.

Ancak ilin bu özelliği günümüze kadar hep göz ardı edilmekte, GAP’ın merkez şehri Şanlıurfa’nın bir sanayi şehri olması için büyük gayretler sarf edilmektedir. Sanayileşme ve ekonomik zenginlik demek, ülkemizin ve bilhassa bölgemizin önemli bir sorunu olan işsizliğe çözüm demektir. Ancak şu gerçek unutulmamalıdır ki sanayinin getirdiği nüfus artışı ve sağlıksız kentleşme tarihi şehirleri yok etmektedir.

Ülkemizin kalkınması, gönenç düzeyinin artması ve dünya ülkeleriyle ekonomik yarışta rekabet edebilmemiz için sanayileşmemiz elbette şarttır. Ancak sanayileşirken tarihi kentlerimizin kimliklerinin korunmasına ve yaşatılmasına özen gösterilmeli, bu konuda uygulanabilir somut önlemler alınmalıdır.

“Peygamberler Şehri”, ve “Müze Şehir” tanımlamalarıyla ünlü olan Şanlıurfa GAP’ın getirdiği sanayileşme ve nüfus artışı ile düzensiz bir şekilde hızla büyümekte, şehrin tarihi mimari dokusunun yoğun olduğu kesimlerinde ada ölçeğine varan yıkım ve tahribatlar olmaktadır. 1976 – 1980 yıllarında onlarca evin yıkılarak açıldığı 12 Eylül Caddesi ile başlayan, Koyun Pazarı – Türk Meydanı yolu ile devam eden yıkım süreci, günümüzde de Kapaklı Pasajı doğusundaki Ferahiye Sokak ve Zincirli Sokak çevreleri , Çifte Han – Ellisekiz Meydanı arası ne yazık ki devam etmiştir. Kazancı Pazarı’ndan Hızanoğlu Camisi’ne ve Harran Kapısına giden yollar üzerinde devam etmekte, bu bölgelerde tarihi evler yıkılarak yerlerine otopark ve betonarme iş hanları inşa edilmekte, böylece Urfa gibi benzeri bir daha yapılamayacak tarihi bir şehrin mimari dokusu hızla ortadan kaldırılmaktadır. Şanlıurfa’nın sur içersindeki tarihi mimari dokusunun tamamının korunarak gelecek kuşaklara aktarılması ve bu dokunun turizmin hizmetine sunulması en büyük dileğimizdir. Bu nedenle, aşağıda sınırları çizilen, tarihi dokunun özgün ve yoğun olduğu bölge “Turizm Özel Bölgesi” olarak korunup gelecek kuşaklara aktarılmalı ve ilimiz turizmine kazandırılmalıdır.

Şanlıurfa Valiliği Konukevi’nden başlayarak , Balıklıgöl , Tarihi Çarşılar , Dabbakhane (TBMM Evi) , Mevlevihane , Ellisekiz Meydanı , Hekim Dede ve Zincirli Sokak güzergahım içersine alan bu bölge ; 1. Turizm Tesisleri Adası , 2. Kutsal Ada , 3. Tarihi Çarşılar-Hanlar Adası , 4. Hoşgörü Adası , 5.Kültür Sokağı Adası olmak üzere birbirine zincirleme bağlanan 5 adaya ayrılmalıdır.

1-TURİZM TESİSLERİ ADASI :

Büyük Yol’da, (Vali Fuat Caddesi) Şanlıurfa Valiliği Konukevi’nin batısındaki Güllüoğlu Sokaktaki Tırşolar (Atlılar) Evi’nden başlayarak güneye doğru Harran Üniversitesi’nin restore ettiği “Harran Üniversitesi Kültür Evi” ne kadar olan ve Turizm Tesisleri Adası olarak adlandırdığımız adada yer alan tarihi evler restore edilerek otel, motel, lokanta, kafeterya olarak değerlendirilmelidir.

Sayganlar Evi, Harran Üniversitesi Kültür Evi ve Çardaklı Köşk” ün önündeki geniş alan günümüzde harap bir vaziyettedir. Harran Üniversitesi bu alandaki Akçarlar Evi’ni satın alıp restorasyonunu tamamlayarak “Harran Üniversitesi Kültür Evi” olarak Şanlıurfa kültür ve turizminin hizmetine sunmuştur.

2-KUTSAL ADA :

Halil-ür Rahman Gölü, Ayn-ı Zeliha Gölü, Şanlıurfa Kalesi, Mevlid-i Halil Camii, İbrahim Peygamberin doğduğu mağara ve Hasan Paşa Camii’ni içersine alacak olan bu adada tüm mekanların çevre düzenlemeleri ve restorasyonları geçtiğimiz yıllarda Valiliğimiz ve ŞURKAV tarafından yapılmıştır.

3-TARİHİ ÇARŞILAR VE HANLAR ADASI :

Şanlıurfa’nın Osmanlı dönemine ait çarşı ve hanlarının yer aldığı Gümrük Hanı, Dabbakhane ve Mevlevihane bölgesi mimari dokusunu koruyabilmiş önemli bir turizm adasıdır. Sadece bu bölgede, sekiz adet kapalı çarşı, dört adet hamam, yedi adet han yer almaktadır. Ayrıca, bakırcılık, keçecilik, kürkçülük, çulculuk, kalaycılık, demircilik, neccarlık, saraçlık, kuyumculuk gibi geleneksel el sanatları da bu bölgedeki tarihi çarşılarda icra edilmekte ve turistlerin büyük ölçüde ilgisini çekmektedir. Ancak bu adanın ıslah edilerek Balıkgöl ile bağlantısının sağlanması gerekmektedir

Geçtiğimiz yıllarda Valiliğimizce bu bölgedeki çarşılardan Sipahi Pazarı ve Bedesten’in tamamen, Hüseyniye Çarşıları’ndan birinin kısmen restorasyonu yapılmış ve bölgenin önemli bir kısmının elektrik tesisatı yer altına alınmıştır. Ancak, bölgedeki hanların, çarşıların, sokakların, hamamların tamamının restore edilmesi, Mevlevihane çevresinin açılarak yeşil alana dönüştürülmesi Vakıflar Genel Müdürlüğünce yaşama geçirilmek üzeredir. Kasap Pazarı’na turizme yönelik bir fonksiyon verilmesi, boş ve atıl bir durumdaki Eski Arasa Hamamı’nın restore edilerek turizme kazandırılması gerekmektedir. TBMM tarafından “Kültür Merkezi” olarak değerlendirilmek üzere satın alınan ve Valiliğimizce restorasyonu sürdürülen “Şahap Bakır Evi” bu adanın potansiyeline önemli bir güç katacaktır. Kültür Merkezinin 2002 yılının ikinci yarısında hizmete girmesi planlanmıştır.

4- HOŞGÖRÜ ADASI ( ELLİSEKİZ MEYDANI)

Cami, kilise, okul, tekke gibi farklı dinler ve kültürlere ait yapıların birbirine 15-20 m. mesafede yer aldığı Ellisekiz Meydanı, Türk toplumunun inanç ve kültürlere hoşgörü ile bakışının adeta sembolü durumundadır.

Bu meydanda yer alan Paul-Petrus Kilisesi müştemilatındaki yapıların restore edilerek, GAP İdaresi ile Valiliğimiz ve Habitat 21 Gençlik Derneği işbirliğiyle Gençlik ve Kültür Merkezi olarak kullanılması amaçlanmaktadır.(Kültür Bakanlığının izniyle birlikte.)

5- KÜLTÜR SOKAĞI ADASI:

Hoşgörü Adasından sonra Yorgancı Sokak, Çulha Sokak, Hekim Dede ve Zincirli Sokağın çevrelediği adada İlimiz sivil mimarisinin en güzel örnekleri bulunmaktadır. Bu adadaki tarihi evler restore edilerek, kültürel amaçlar doğrultusunda kullanılabileceği gibi konaklama yeri fonksiyonu da görebilir.

SORUNLAR- ÖNERİLER:

· Şanlıurfa sit sınırları içersindeki yapıların tescilsiz dahi olsa yıkılarak yerlerine betonarme binalar yapılmasına kesinlikle izin verilmemelidir.

· Gümrük Hanı civarında yoğunlaşan tarihi çarşılar ve hanların restorasyon ve çevre düzenlemeleri belirli program ve ödenek çerçevesinde ele alınarak bitirilmelidir.

· Sivil toplum örgütleri dahil tüm kurum ve kuruluşların restorasyon çalışmalarına aktif olarak katılımının sağlanması konusunda kamuoyu yaratılarak, konunun geçmiş ve gelecek kuşaklara karşı bir yükümlülük olduğu bilincinin aşılanması.

· Eyyub Peygamber’in hastalık çektiği mağara çevresinde özgün bir proje yapılıp uygulanmalıdır.Halen boş ve metruk bir durumda bulunan Arasa Hamamı restore edilip, kültürel amaçlı olarak değerlendirilmelidir.

· Bir zamanlar Askeri Kışla olarak kullanılan ve günümüzde metruk bir halde bulunan Millet Hanı, halen harap bir durumda olan Barutçu Hanı ve Şaban Hanı restore edilerek otele dönüştürülmelidir.

· Şanlıurfa Surlarının ayakta kalabilmiş kısımları ile Mahmutoğlu Kulesi restore edilerek, kültür ve turizm amaçlı olarak değerlendirilmelidir.

· Devlet Hastanesi civarında yer alan Mahmut Nedim Efendi Konağı restore edilerek çeşitli fonksiyonlar için değerlendirilmelidir.

· Cabir el-Ensar Camii, Harran ören yeri, Bazda Mağaraları, Han el-Ba’rür Kervansarayı, Şuayb Şehri ve Soğmatar harabelerinin üzerinde yer aldığı şose yol asfaltlanmalı, Eyyub Nebi Köyü’ne bağlantı sağlanmalıdır. Böylece bir günlük bir turla bu ören yerlerini gezme imkanı elde edilmelidir.

· Harran’da kubbe evlerin yoğun olduğu bir bölge, yöre mimarisine uyumlu olmayan beton yapılardan arındırılmalı, yüzme havuzları ve yeşil parkları ile tatil köyü olarak değerlendirilmelidir. Yaz aylarında çok sayıda turistin ziyaret ettiği bu tarihi kentte konaklama tesisi bulunmamakta, gölgede 45-46 dereceyi bulan sıcaklıkta harabeleri gezen turistler dinlenme ve serinleme imkanı olmadığı için buradan ayrılma zorunda kalmaktadırlar

· Geçtiğimiz yıllarda Harran’da Kültür Bakanlığınca satın alınan konik kubbeli evler bir an önce restore edilerek, turizmin hizmetine kazandırılmalıdır.

· Anadolu’nun ilk anıtsal camii ve en zengin taş süslemeli camii olması nedeniyle mimarlık tarihi içersinde önemli bir yeri bulunan Harran Ulu Camii’nin restorasyonu yapılmalıdır.

· Özellikle Harran’da sur içinde gezen turistleri bazı küçük çocuklar rahatsız etmektedir. Bu çocuklar toplanarak Milli Eğitim ve Halk Eğitim müdürlüklerince eğitilmeli ve turistlere yardımcı olan küçük rehberler haline getirilmelidir.

· Güneydoğu Anadolu bölgesinin yegane iki kervansarayı olan Çar Melik Kervansarayı ile Han el-Ba’rür Kervansarayı restore edilerek kültür tarihimize kazandırılmalıdır.

· Türkiyenin en büyük mağara taş ocağı olan Bazda Mağaraları moloz atıklarından temizlenip ışıklandırılarak gezilebilir hale getirilmelidir.

· Urfa’nın hemen yanıbaşında, Eyyub Peygamber Makamı’nın güney batısındaki tepeler üzerinde yer alan “Deyr Yakub” (Yakub’un Kilisesi) harabelerine çıkan dağ yolu ıslah edilerek buraya Eyyub Peygamber makamı ile bağlantılı turlar düzenlenmelidir.

· Sanayileşme ile birlikte tabii olarak yerini fabrika ürünlerine terk eden kilimcilik, keçecilik, cülhacılık (bez dokumacılığı), kürkçülük, saraçlık, kazazlık, bakırcılık v.b. geleneksel el sanatlarımız hiç olmazsa birer ikişer usta ile “Geleneksel El Sanatları Çarşısı” adı altına tarihi bir Urfa sokağında ya da çarşısında (Kasap Pazarı olabilir) devlet desteği ile yaşatılmalıdır. Bu yıl içerisinde faaliyete girecek olan Kültür Merkezi bu tür geleneksel el sanatlarının yaşatılması için elverişli bir ortam oluşturacaktır.

· Hazırlanacak bir proje doğrultusunda Şanlıurfa’nın geleneksel el sanatları belgelenerek, yok olanlar dahil, ustaları, örnekleri, yapım aşamaları ile bir bütün halinde katalog olarak yayınlanmalıdır.

Şanlıurfa’da 6’sı turistik belgeli, 7″si belediye belgeli olmak üzere 13 konaklama tesisi bulunmaktadır. Turistik belgeli işletmelerin yatak kapasitesi 564, belediye belgeli işletmelerin yatak kapasitesi ise 416’dır. Ş.Urfa’nm toplanı yatak sayısı 980’dır. Bu rakam 325.168 olan Türkiye’nin toplam yatak kapasitesinin % 0.3 (binde 3)nüne karşılık gelmektedir. Yatak kapasitesinin bu kadar düşük olmasından dolayı gelen turistler konaklama yapmadan günübirlik olarak şehrimizden ayrılmaktadır.

· Geceleme sayısının yükseltilmesi amacıyla yeni konaklama tesislerinin faaliyete geçirilmesi gerekmektedir.

· Orta gelir seviyeli turiste hizmet veren belediye denetimli otellerin sayılarının arttırılarak standartlarının yükseltilmesi belediyece sağlanmalıdır.

· Ülkemize gelen turist grupları içinde en önemli yeri Avrupa Birliğinden gelen turistler almaktadır. Bunu Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri, Doğu Avrupa Ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri izlemektedir. Bu ülkelerde yapılacak turizm fuarlarına katılım tanıtım açısından yararlı olacaktır.

· Yine tanıtım çalışmalarının uzak doğu ülkelerini kapsayıcı şekilde genişletilmesi, ilgili ülkelerin Büyükelçilikleri ve turizm seyahat bürolarıyla işbirliğine gidilmesi gerekmektedir.

· Bu gruplardan Şanlıurfa’nın pay alabilmesi için ulaşım imkanlarının arttırılması gerekmektedir. Uluslararası hava alanının en kısa sürede faaliyete açılması önemli bir eksikliği giderecektir. Bu sağlanıncaya kadar mevcut uçak saatlerinde makul düzenlemelerin yapılma için gerekli önlemler alınmalıdır

· Şanlıurfa’da faaliyet gösteren konaklama işletmeleri ve seyahat acentalarında kalifiye eleman açığı had aşamada bulunmaktadır. Öncelikle gönüllü ve yetenekli insanlar için turizm rehberliği kursları açılmalı bölgesel turizm rehberleri yetiştirilerek bu önemli ihtiyaç giderilmelidir.

· Tarihi çarşılarda ve diğer bölgelerdeki çeşitli esnaflarla toplantılar yapılarak bir proje kapsamında esnafımız turistlere karşı tutum ve davranışlar konusunda eğitilmelidir,

· Şanlıurfa’da tarih, kültür ve arkeoloji turizminin yanı sıra doğa ve spor turizm değerleri de tanıtımlarda ele alınmalıdır. Atatürk Barajı’nda su sporları ve balıkçılık, Karacadağ’da kayak merkezi, Halfeti ve Birecik’te baraj gölü ve kelaynak kuşları, Siverek ve Viranşehir’de tarihi evler, Ceylanpınarda ceylanlar, Şanlıurfa’da güvercin, at, keklik gibi konular turizm potansiyeli olarak ele alınmalıdır.

· Şehir merkezindeki tarihi ve turistik mekanlar ve bölgeler için yönlendirme levhaları yaptırılmalıdır.

· Şehir içi ve kenar mahallelerde bulunan tarihi ve turistik yerlere giden yollar onarılmalıdır.

· Şanlıurfa il merkezi civarındaki Soğmatar – Şuaypşehri – Hanel Bağrür – Harran güzergahı asfaltlanmalı, hemen asfalt yapılamıyorsa, kış aylarındaki yağışlardan dolayı bozulan kısımlar onarılmalıdır.

· Şanlıurfa il merkezi civarındaki Soğmatar – Şuaypşehri – Hanel Bağrür – Harran güzergahında yollarda yönlendirme levhaları bulunmamaktadır. Turizm mevsiminden önce bu levhalar bol miktarda konulmalıdır.

· Gerek Şanlıurfa şehir merkezinde gerekse ören yerlerinde yeterli miktarda tuvalet yaptırılmalıdır

· Şehir merkezi diğer tarihi turistik alanlarda temizliğe önem verilmeli, bu konuda yetkili merciler gereken özeni göstermelidir.

· Tarihi ve Kültürel mirasın korunmasına yönelik gerçekçi ulusal politikalar belirlenmelidir.

· Koruma mekanizmasına , sivil toplum örgütlerinin etkin katılımı sağlanmalıdır.

· Yerel rantlara sahip çıkmak isteyen ve genelde de yerel yönetimler üzerinde etkili olan çevrelerin hareket alanlarının sınırlandırılmasına olanak sağlayan düzenlemeler yapılmalıdır. (Sivil toplum örgütlerinin güçlendirilmesi , bireylerin koruma bilincinin geliştirilmesi gibi .)

· Merkez – yerel yönetim dengesi yeniden kurulmalı, yerel yönetimlerin geçiş dönemindeki kadro ve yetişmiş eleman eksiği gerekirse bölge dışındaki üniversitelerle yapılacak işbirliği ile aşılmaya çalışılmalıdır.

· Bölge sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesi ve karar mekanizmasına katılımın sağlanması gereklidir. Bunun için , bu örgütlerin feodal yapının olumsuz etki sınırları dışına çıkarılması , kendilerine olan güven ve ilginin artırılması ile doğru orantılıdır.

· Valilik bünyesinde çalışmalarını yürüten ŞURKAV örneği üzerinde önemle durulmalı , bu tür örgütlenmeler mali ve teknik olarak desteklenmelidir.

· Tarihi çevrenin korunması konusunda güvenlik kuvvetleri de eğitilmeli, gerekirse koruma hukukunu bilen çekirdek bir kadro oluşturulmalıdır.

· Harran üniversitesinde Tarih Kültür ve Koruma ile ilgili bir bölümün açılması bölgede ihtiyaç duyulan yetişmiş teknik eleman sıkıntısının giderilmesi için çözüm olabilir.

· Tüm bu yeniden yapılanmada, örgüt şemasını şimdiye kadar karar mekanizmasına etkin olarak katılan çevreler dışında, toplumun dezavantajlı, dışlanmış veya mevcut yapının duvarlarını aşamamış mağdur kesiminde katılımı sağlanmalıdır. Yöre nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan kadınlarında bu örgütlenme şemasında ayrıcalıklı ve ağırlıklı yer alması zorunludur.

· Tarih ve Kültür varlıkları şüphesiz tüm insanlığa aittir . Korunmasında ve yaşatılmasında da her kesimin sorumluluk alması gerekmektedir. Çünkü Tarih ve Kültür varlıkları üzerindeki tahribat geriye dönüşsüzdür ve sorumluluğu çok yüksektir. Bu nedenle tahribat tehlikesinin büyük çaplı olduğu durumlarda zararlı uygulamaları durdurup, acil önlemler alınması zorunludur.

· 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanununun tecil imkanlarından yararlanarak aile içinde organize edilen tecavüzlerle değişik bireylerce eski eserlere yönelik tecavüzlerin yasal tedbirlerle önlenmesi,

Kültür varlıklarının korunmasında sorumlu kurumların, kadro ve mali imkanlarının sınırlılığı , yetkinin yerel yönetimler ve merkezi idare arasındaki bölünmüşlüğü (Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat varlıklarını Koruma kurulları) acil ve büyük çaplı müdahaleleri imkansız kılmaktadır. Ancak hem merkezi hem de yerel yönetimlerin aşırı güçlendirildiklerinde , tahrip güçlerinin artacağı bilinmelidir. Bir çok şehirde olduğu gibi şehrimizde de tarihi doku tahribi en çok kamu eliyle yapılmıştır. Bu tahribatın merkezi idarenin kontrolündeki yerel yönetimlerin en güçlü olduğu dönemlere rastlaması tesadüf değildir.

2863 sayılı yasayla kurulan “ Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurullarının Kuruluş amacına uygun çalışamadığı kuruluşundan ve mevzuatından kaynaklanan problemleri aşamadığı kesindir.

Ortalama üç ayda bir toplanan , ve 2 gün içerisinde tüm bölgenin sorunlarıyla ilgili karar vermek durumunda olan kurulun alacağı kararlarda isabet tartışmalıdır. Üstelik alınan kararları uygulayacak kadroların , özellikle ilçe ve beldelerde bu konudaki eğitimi , mevcut mekanizmayı adamakıllı tartışmalı hale getirmektedir.

· Koruma ve yaşatma amaçlı kurulacak mekanizmanın merkezi ve yerel yönetimlerle birlikte sivil toplum kuruluşlarını da içine alacak şekilde genişletilmesi ve bu kuruluşların birbirini denetlemesine olanak sağlayacak bir yapılanma zorunludur.

· Tüm örgütlenmelerde temel amaç yöre insanının koruma bilincinin geliştirilmesi olmalıdır. Ancak tahribatın durmasından sonra iyileştirme ve yaşatma için ihtiyaç duyulan kaynak, teknik destek , uluslar arası ilginin bölgeye akışı sağlanabilecektir. Bu örgütlenme de, merkezi yapı piramidinin üst noktasında, ülke genelinde koordinatör kuruluş olarak ulusal koruma politikalarının oluşmasını sağlaması , bu politikalara uluslar arası destek araması , buna karşılık bölgelerde koruma yetkisi yasalarla güçlendirilmiş yerel yönetimlerle paylaşılmalıdır. Yerel yönetimlerin bu yetkilerini sivil toplum örgütleriyle birlikte kullanarak oto kontrolün sağlanmasına çalışılmalıdır.

· Oluşturulacak yeni yapı , mevcut yapılanmanın aksine sorunları büyüklüğüne ve önemine göre şekillenme esnekliğine sahip olması gerektiği gibi , gerektiğinde sorunu kamuoyuna taşıyacak, kaynak sağlayacak, proje oluşturacak teknik birimlerden oluşmalıdır. Bu birimlere sivil toplum kuruluşları ve giderek birey bazında katılımlar sağlanmalıdır.

· Tarihi mirasın korunması konusunda ciddi engellerden biri , mülkiyet sorunudur. Özel mülkiyette bulunan korunması gerekli taşınmaz , mülkiyet sahibine ağır sorumluluklar yüklemektedir. Ancak tüm insanlığa ait olması gereken bu sorumluluğun teknik ve maddi yardımlarla paylaşılması veya kamulaştırılma yöntemiyle kamunun eline geçmesi sağlanmalıdır. Şu ara , gündemde olan ve Kültür bakanlığınca başlatılan “özel mülkiyetteki sit alanlarının hazine arazileri ile takas edilebilmesi” projesine ilgili taraflar desteklerini hayata geçirmeli , bu yöntemler çeşitlendirilerek yaygınlaştırılmalıdır. Bu işlemlerde zamanın çok önemli olduğu , her geçen günün gelecek kuşaklara devretmemiz gereken ; tarihi ve Kültürel mirasın bir parçasını da – geri döndürülemez şekilde- yok ettiği unutulmamalıdır.

Şanlıurfa ili arkeolojik sit alanları buna ilginç bir örnektir ; Urfa arkeolojik sit sınırları 1979 yılında belirlenmiş ve belirlendiğiyle kalmıştır. Bu alanlarda hiçbir bilimsel çalışma yapılmamış , sınırların gereksiz geniş tutulması kontrolü daha da zorlaştırmış , ülkede yaşanan gecekondu istilasından bu sınırlar içerisinde bulunan ve özellikle korunması gereken bölgelerde nasibini almıştır. ( Özellikle Roma dönemi kaya mezarlarının bulunduğu Mance Deresi ) 1983-85 yıllarında çıkan ve kamuoyunda imar affı olarak anılan yasalarla bu bölge yapılarına meşrulaşma kapıları aralanmış GAP idaresince 1991-92 yılında 2981-3290 sayılı yasalara göre yaptırılan imar ıslah planları Roma dönemleri kaya mezarlarını fosseptik çukuru olarak kullanan yapılar resmiyet kazanmıştır.

Sonuç olarak ;

Birey ölçeğinde Koruma Bilincinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar Şanlıurfa’da bulunan kültür varlıklarına yönelik koruma, restorasyon ve diğer çalışmalar gerektiği ölçüde yapılamamakta ve tarihi eserlere gereken önem verilmemektedir.

Müze Kent görünümündeki şehirde, kontrolüz ve düzensiz şehirleşme, var olan özgün dokuyu bozmaktadır.

İlimizde, Kültür Varlıklarının korunması konusunda gerekeli bilinç düzeyine ulaşılamamıştır.İlin eski eserlerinin bakım ve onarımı için şahıslar, yerel yönetimler ve merkezi idare tarafından ilimize yeterli mali kaynak ayrılmamakta ve bu alandaki finanssal sorunlar artarak devam etmektedir. Taşınmaz kültür varlıklarının aşınma ve yıkılma aşamasına gelmesi ile onarımların yapılma hızı ve parasal kaynakların sağlanması arasında ters bir orantı bulunmaktadır. Eski eserler süratle yok olamaya ve yıkılmaya başlamıştır. Mahmutoğlu Kulesi, Millet Hanı, bu alanda görülebilir örneklerdir. Eski eserlerin onarımlarıyla ilgili izin konusunda Kültür ve Tabiat Varlıkları Bölge Kurullarının yavaş çalışması, restorasyon ve benzeri konulardaki kararların uzun uğraşlar sonucunda sağlanabilmesi, kaçak onarımlara yol açtığı gibi eski eserlerin gizlice yıkılarak ortadan kaldırılmasını da teşvik etmektedir.

Ortalama üç ayda bir toplanan , ve 2 gün içerisinde tüm bölgenin sorunlarıyla ilgili karar vermek durumunda olan kurulun alacağı kararlarındaki isabet tartışmalıdır. Üstelik alınan kararları uygulayacak kadroların , özellikle ilçe belediyelerindeki personelin taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları konusundaki eğitim ve bilgi düzeyi, mevcut mekanizmayı adamakıllı tartışmalı hale getirmektedir.

Koruma ve yaşatma amaçlı kurulacak mekanizmanın, merkezi ve yerel yönetimlerle birlikte sivil toplum kuruluşlarını da içine alacak şekilde genişletilmesi ve bu kuruluşların birbirini denetlemesine olanak sağlayarak genişletilmesi zorunludur.

Bu kurullar için akademik çevrelerden yöneltilen eleştiriler arasında,Koruma kurullarının çoğunlukla imar kururluları gibi çalıştığı ve yetki kullanımlarının tatmin edici olmaktan uzak olduğu; bu kurulların danışma, karar verme, uygulamayı yönlendirme ve denetleme ile sorumlu kururular şekline dönüştürülmesi gerektiği gibi hususlar bulunmaktadır. Kuşkusuz ki bu eleştirilerin yerinde olup olmadığı konunun uzmanlarının bilebileceği bir husustur.

Bizim ilimiz açısından, şimdilik bu kurulların örgütlenmesinin ne olması gerektiğinden çok daha önemli husus, her türlü çalışma şartları il imkanları ile sağlanmak kaydı ile belli aralıklarla Şanlıurfa’da toplanıp toplanmayacağıdır. Bu konu tarihi eserlerin korunması yönünde özellikle İl Özel İdaresinin çabalarını hızlandırabilmesi açısından yaşamsaldır.

İlimizde Kültür varlıklarından, “koruma-kullanma dengesi” içinde faydalanılması konusunda yeterli anlayış birliği oluşmamış olmasına rağmen son yıllarda bu alanda bazı olumlu gelişmelerin bulunduğu da inkar edilememektedir. Ancak bu çabalar, onarım izini sürecinin yavaş işlemesinden dolayı istenilen ivmeyi kazanamamıştır. Harran İlçesindeki koruma planının yanlışlığından kaynaklanan kaçak yapılaşmaya da değinmekte yarar bulunmaktadır. GAP Bölgesine gelen turistlerin mutlaka uğradıkları 3 mekandan birisi olan Harran ilçesinde, tarihi kentin koruma planına göre 1. derecede koruma alanı olması gereken sur içi yerine, 2. derecede korunması gereken sur dışının korumaya alınması, bu bölgede kaçak yapılaşmayı teşvik etmektedir.

Ayrıca Harran İlçesinde genel olarak 2863 Yasanın ön gördüğü ilk cezaların tecil edilmesinden dolayı eski eserler yoğun bir tecavüz baskısı altında kalmaktadır. Eski eserlere karşı ilk kez suç işleyenlerin cezalarının prensip olarak tecil edilmesi sonucunda, ceza işleminden sonra tecavüz eden aile bireyi değiştirilerek izinsiz yapı veya onarım yapılmasına devam edilerek eski eserlere karşı işlenen suç zincirleme eylem yoluyla tamamlanmaktadır. Bu yolla istenilen kaçak yapılaşma sağlanabilmektedir. Bir başka ifade ile kaçak yapılaşma olayının tespit edilip yargıya intikal ettirilmesinden sonra bu fiil, başka bir aile bireyi tarafından sürdürülmekte ve sonuçlandırılmaktadır. Bu uygulamadan da anlaşılacağı üzere, İlimizde tarihi yapılara karşı suç işlemek üzere aile bireyleri organize olmuş durumdadır. Bir anlamda aile içi işlenen organze suç yoluyla eski eserler yok edilmektedir.

Taşınmaz Kültür ve Tabiat varlıklarının korunması için yapılması gerekli restorasyon ve onarım izinlerinin alınması ve izin sürecinin hayli güç ve meşakkatli olması çoğunlukla izinsiz onarım ve restorasyon yapılmasına bazen de gizlice bu yapıların yıkılmasına neden olmaktadır.

Diğer taraftan restorasyon projelerinin yaptırılmasında nitelikli eleman bulunamaması ve eski eserlerin onarım projelerinin yüksek maliyeti gerektirmesi, kamu ve özel mülkiyete konu taşınmaz kültür varlıklarının korunmasında, önemli sorunlara yol açmaktadır. Kültür Bakanlığı tarafından, tarihi eserlerin restorasyonu için teknik ve mali yardım yapılması ve bu eserler için alınacak izinler konusunda destek sağlanması büyük önem arz etmektedir. Bu uygulama, ilimizde tarihi eserlerin korunmasına, işlev kazandırılarak kullanılmasına ve ileri bir aşmaya terfi ettirilmesine katkı sağlayacaktır.

Fiili uygulamaya bakarak bu konuyu biraz daha irdelediğimizde, Valilik olarak karşılaştığımız en önemli problemin, koruma kurullarından karar alınması sürecinde görüldüğü söylenebilir. Karar sürecindeki yavaşlık ve gecikme, ilimizde restorasyon projesi yapacak yeterli düzeyde teknik elemanın olmamasından dolayı projenin yeterli bulunmamasından ve esas olarak da Bölge Koruma Kurulunun çalışma anlayışından, kaynaklanmaktadır.

Konuyu somut uygulamalar temelinde ele alarak İlimizle ilgili uygulamalara değinmek gerekirse:

Bilindiği gibi her türlü esaslı onarım, restorasyon, basit ve acil müdahaleler mevzuat gereği Bölge Kurullarının izniyle mümkün olmaktadır. Bölge Kurulları da diğer devlet kuruluşları gibi her gün çalışan bir yapıda görev yapmalıdır. Bu günkü fiili durum, örneğin Şanlıurfa İlinin bağlı bulunduğu Diyarbakır Bölge Kurulu ortalama olarak üç ayda bir kere ve ortalama bir süreyle üç gün olarak toplanmaktadır.

İzin almak için sayısı bir hayli kabarık teknik ve resmi evrak gerektiren müracaat daha başından evraktaki usul hataları veya eksiklikleri gerekçeleri ile iade edilmekte, esasa geçilmesi ayları, yılları bulmaktadır. Aynı şekilde başvurunun esastan incelenmesi esnasında da çoğu kez eseri yerinde görme konusu, gerekçe olarak gösterilerek süreç uzadıkça uzamaktadır. Bazen bir izin alma süreci 4 yıla sari olmaktadır. Eski eserlerin karşı karşıya kaldığı yukarıda özetlenen negatif tahribat faktörleri karşısında böylesine uzun süreler iyi niyetli kişi ve kuruluşları da yıldırmaktadır. Tabii sonuç, ilgisizlik bezginlik, yok bahasına kötü niyetli kişilere eski eserlerin satışı, yangın ve yıkımlar olarak tezahür etmektedir.

Bir diğer konu; plan müellifi mimarların plan tadilatında, “yazılı onaylarının” talep edilmesidir.

Buradaki açmazlardan birisi; plan müellifinin ölmesi, hastalanması, işi bırakması, meslekten men edilmesi, göç etmesi veya bulunmaması gibi hallerde “onayın” kimden alınacağıdır.

İkinci ihtimal; plan müellifinin hissi nedenlerle onay vermemesi, üçüncü olarak plan tadilatından “rant sağlama” düşüncesidir.

Maddi imkansızlıklar, ödenek yetersizliği teknik eleman azlığı, projelerin çok pahalıya mal olması, belediye ve devlet bürokrasisinde karşılaşılan genel sorunlar, taş işçiliğindeki yüksek vergi oranları konuyla ilgili her kesimin ortaklaşa yıllardan beri seslendirdikleri ancak sonuç alamadıkları diğer önemli engellerdir.

Eski eserlerin korunması, restorasyonu ve yeniden düzenlenmesi konusunda geçmişten beri Turizm bakanlığı ile verimli bir işbirliği sürdürülmektedir. Bu işbirliği kapsamında Kale eteğinde bulunan 60 civarında evin istimlaki yapılmış ve yeniden düzenleme çalışmaları başlatılmıştır. Aynı Bakanlığın zaman zaman gönderdiği ödeneklerle yerel imkanlar kullanılmak suretiyle Eyüp Nebi Mezar ve çevresi yeniden düzenlenmektedir.

<>
İl Özel İdaresi ve ŞURKAV olarak ilimizde bulunan kültür ve tabiat varlıklarının restorasyon izinlerinin alınması halinde, bunların onarımlarına, resmi ve özel hukuk hükümleri çerçevesinde gerekli destek kuşkusuz sağlanacaktır. Kuruluş statüleri ayrı olsa da bu iki idare, eski eserlerin onarımı ve korunmasında işbirliğini yıllardır sürdürmektedirler. Bundan sonraki dönemde de yasalardan veya uygulamadan doğan engellere takılmadan ve kurallara uymayı ilke edinerek bu çalışmalar sürdürülecektir. Kültürel mirasın korunması bir açık hava müzesi kimliğinde olan İlimizin turizm potansiyelini daha etkin kılmak için yaşamsaldır.

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir