Ortadoğuda yeni dünya düzeni – Kitap Özeti

Ortadoğuda yeni dünya düzeni ( Kitap özeti )

KİTABIN ADI                     
Ortadoğu’da Yeni Dünya Düzeni   
KİTABIN YAZARI              
Suat PARLAR   
YAYINEVİ VE ADRESİ  
YAR yayınları Başmusahip sok. 10/3 Cağaloğlu / İstanbul   
BASIM TARİHİ                 
Aralık 1999   
KİTABIN YAYIM AMACI    
Türkiye’yi siyasal,dini,ekonomik,kültürel ve askeri yönden eleştirmek.  

KİTABIN ÖZETİ :   

Suat PARLAR tarafından yazılan kitap kendisine ait,sol yayın organlarınca yayımlanmış makaleleri ile kendisiyle yapılan radyo söyleşilerinin bir araya getirilmesiyle
hazırlanmıştır.

   Kitapta Ortadoğu ve Ortadoğu’ya yönelik emperyalist politikalar ve Türkiye’nin bu politikalar içindeki yeri ile Türkiye’nin askeri,siyasal ve ekonomik oluşumu ele alınmıştır.   

Kitabın başında kapitalist ülkelerin Ortadoğu üzerindeki emperyalist saldırganlıkları, özellikle ABD’nin öncülüğünde kurulan ve gangsterler düzeni olarak
nitelendirilen içinde Türkiye’nin de bulunduğu bir oluşumdan bahsediliyor.Bu emperyalist faaliyetlerin özellikle Ortadoğu petrol pazarlarına ve suyuna
yönelik olduğuna ve bu çerçevede Türkiye’nin İsrail ile olan siyasal ve askeri ilişkilerine değinilmiş.Kapitalist sistemin bu coğrafya üzerindeki kontrolünü
militarist emeller ile sağlama niyetinde olduğunu ve 90’lı yıllarda ABD’nin Körfez krizi döneminde bölgedeki Kürtlerin Saddam katliamlarından korunması
bahanesiyle bölgeye Çekiç Güç adı altında askeri yığınak yapılarak gerçekleştirildiği ve daha sonra da Türkiye’nin oluşturulan bu tampon bölgeye yaptığı
askeri operasyonların da meşrulaştırıldığı iddia ediliyor.Yine bölgede bu kapitalist ülkeler olarak nitelendirilen ABD,İsrail,Türkiye, İngiltere ve Fransanın
çıkarlarına ters düşen İran ve Suriye arasındaki siyasal ve askeri dengeler anlatılıyor.Bu konuyla ilgili olarak Suriye’ye karşı yapılan su savaşında İsrail
ve Türkiye arasındaki ilişkilere değinilmiş ve kitapta İsrail-Türkiye birleşik devletleri değimi kullanılmıştır.Kapitalist enternasyonelin devrim polisleri
olarak nitelendirilen Türkiye ve İsrail’in bölgedeki yayılmacı militarist faaliyetlerinden bahsedilirken İsrail’in Ürdün ve Lübnan ile su meselesi yüzünden
yaşadığı sürtüşme ve Türkiye’nin de PKK’nın terorist başını topraklarında barındırılmaması istemiyle hem Askeri bir mudahale hem de Türkiye’den Suriye’ye
verilen suyun kesilmesi tehtidinde bulunduğundan bahsedilmiş ve böylece bölge ülkelerinin suyunun kesilmesi bölgesel bir savaşın işareti olarak görülmüştür.Orta
doğuda emperyalizmin ileri karakolu olarak görülen Türkiye ve İsrail’in ABD ve diğer emperyalist ülkeler tarafından kendi politikalarına göre bölgede faaliyet
gösterdikleri görüşü hakim ve bu çerçevede de son yıllarda Türkiye ve İsrail arasındaki Askeri ve ekonomik işbirliği ile ortak istihbari çalışmalar yapıldığına
dikkat çekiliyor.   

Kitapta ortadoğu’nun tarihten bu güne dini,siyasi ve askeri oluşumu irdelenmiş. İslamiyet ile başlayan sosyal devlet anlayışını daha sonra kurulan islam
devletleriyle yeniden bozulduğunu,halife imparatorluklarının ticaret enternasyoneli ile bütünleşerek sosyal devletin ortadan kalktığını, yerine aristograt
bir toplumun aldığını ve İslamda sınıf çekişmelerinin netleştiği anlatılıyor.İslam devletlerinin islama aykırı olarak devletleştiğini ahlaki değerlerin
kokuştuğunu bununda sosyal devletini bitirip neticesinde geri kalmışlık tablosunu ortaya çıkararak bu ülkelerin sömürge sitatusüne girdiği anlatılıyor.
Emperyalist ülkelerin, sömürü sisteminin işleyişini gizleme konusunda gayet titiz olduklarını, sömürü neticesinde oluşan yoksulluğu,cehaleti ve geriliğide
o ülkenin dini inançlarına bağladıkları ve bu toplumları uygarlaştırma misyonu adı altında sömürüyü meşrulaştırdıkları ifade edilmiş.Yazara göre islamiyet’in
miskinlik olmadığı sömürüye baş kaldırı hareketlerinde öncü konumunda olduğu savunuluyor.   

Türkiye’nin de bugün batılıllaşma diye batı sermayesinin siyasal,kültürel düzenlemeleri, işbirlikçi egemenler tarafından çağdaşlaşma adı altın da yürütürüldüğü
ve halkın batı tüketim kalıplarıyla sınırlandırılmasına hizmet eden içi boş emperyalist ilişkiler düzenini meşrulaştırıcı özellikler taşıdığı savunuluyor.   
Sol idiolojik faaliyetlerin bölgemizdeki hareketlerinden ve çeşitliliğinden bahsedilirken özellikle ortadoğu ile alakalı konu olduğu için Arap sosyalizmine
değinilmiş.   

İran devrimi, dışardan basit bir devrim gibi gözükürken temelde sol grupların lokomotifi olduğu söylenmiş.Yine Ortadoğu’da İslami devrimci gruplardan bahsederken
Hizbullah’ı ve Müslüman kardeşler gibi anti-emperyalist gruplardan Türkiye’de olmadığı ve bu haliyle Ortadoğuda istisna teşkil ettiği vurgulanmıştır. 

    Başında ABD’nin bulunduğu Ortadoğu petrol tekellerinin yöneticileri, silah satıcıları, istihbarat örgütlerinin temsilcilerinin oluşturduğu bir kulüb
ve buna ait gizli fonların tüm anti-kominist faaliyetlere gelir sağladığı anlatılmış.Humeyni yönetiminin anti-emperyalist faaliyetler içine girdiğinde
ABD’nin Irak Iran savaşını kışkırttığını ve ABD’nin de silah pazarından yüklü gelir sağladığı bu savaşa Arap dünyasının seyirci kalarak petrol oligarşilerinin
ve Arap burjivazisinin bunu desteklediği yazılmış.   

Türkiye’nin Çeçenistan ve Azerbeycan’a ülkücü milis ve para yardımı yaptığını belirterek Türkiye’nin Kafkaslardaki militer amaçlarına değinmiş,Türkiye İsrail
merkezli militer yapılanmanın bölgedeki ulusal kurtuluş akımlarıyla sosyalizan akımların en büyük düşmanı olduğu belirtilmiştir.MİT’in MOSSAD ile Türkiye’deki
anti-emperyalist kesimler ve solcuların ortadoğuda bulunan diğer devrimci hareketlerle bağlarını kesmeye yöneldiğini yazmış,bunada Türkiye’de Filistin
devrimine ilgi duyan Türkiyeli devrimcilerin kanlı operasyonlarla durdurulmasını örnek vermiştir.”Türkiye bugün açıkça işgal altında ve işgalcide Türkçe
konuşuyor” diyen yazar Türkiye’nin emperyalizm ve masonik faaliyetler tarafından yönetildiğini iddia ediyor.   

Türkiye’de gerçek anlamda hukuk sisteminden çok gizli devlet ve kontrgerilla yasalarının geçerli olduğu vurgulanmış,Türkiye’de devlet terörü tekelli sermayenin
tarihsel ekonomik ve politik varolma koşullarının şiddete dayanarak güvence altına aldığını,silahlı brokrasinin Türkiye’de resmi burjuva ideolojisinin
bekçiliğini sürdürdüğünü iddia etmiştir.Türkiye’deki Üniversitelere de deyinen yazar Üniversitelerin yönetim kadrolarında bulunan kişilerin resmi idioloji
çerçevesinden çıkmadıklarını ve bilim adamı kisvesi altında üniformasız savaş orduları yaratıldığını savunuyor.Türkiye’de özelleştirmenin emekçi insanın
varoluşunu tehdit eden bir süreç olduğunu belirten yazar sağlık hizmetlerindeki özelleştirmenin de sosyal devlet anlayışına ters düşdüğünü açıklamış.   
Türkiye’de Ordunun temel politik dinamiklerin belirleyici öğelerinden biri olduğu savunulmuş ve Türklerin yönettiği hemen her toplumlarda askerlik olgusunun
geçerli olan bir ilke olduğu anlatılmış.MGK’dan da bahsedilen kitapta MGK’nın genel sekreteri için Türkiye’nin fiili başkanı olarak bahsedilmiş.Ordunun
siyasete müdahaleleri ve askeri darbeler ele alınarak askerin dışişlerine ve özellikle son yıllarda ekonomik stratejilerin belirlenmesindeki ağırlığından
söz edilmiş.Yine yazara göre Türkiye’de sivil siyaset deneyiminin olmadığı çünki mutlak militalizmin hayatın her alanını kaplamış olduğu ve tüm partilerin
hemen hepsinin bu mutlak militarizme itiat halinde oldukları aşikar.   

Osmanlı devletinden bu güne kültürel asimilasyon yapıldığı ve T.C’nin Ortadoğu ve balkan halklarının kendi dillerine saygılı davranmadığı ve devlet dilinden
başkasına hoş görü göstermediği anlatılıyor.Devletin Türkçeyi yabancı dillerin nufüzundan kurtarma adı altında şovenizmi körüklediği anlatılırken Kürtçenin
yasaklandığı bunun yanında kültür tekliğini savunan Cumhuriyet burjuvazisi,halk dillerinin yanında tarihlerini de tasfiye etmeye çalışıyor denilmektedir.Özetle
kitapta Türkiye bölgesinde emperyalist emelleri olan, yayılmacı bir politika takip eden şovenist bir polis devleti olarak lanse edilmiştir.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.