Merdivenli köşk – Kitap özeti – Barbara Vine

Merdivenli köşk – Kitap özeti

KİTABIN ADI                     
Merdivenli Köşk   
KİTABIN YAZARI              
Barbara Vine   
YAYINEVİ VE ADRESİ  
Doğan Kitapçılık A.Ş. Hürriyet Medya Towers 34544 Güneşli / İSTANBUL   
BASIM TARİHİ                 
Ekim 1999   
KİTABIN YAYIM MAKSADI    
Merdivenli Köşk ; İçten içe kemiren bir gerilimin yanında,bir katilin vahşice planları ile 1960’lı yılların Londra atmosferini de gerçek yüzleri ile anlatan
bir eserdir. Aynı zamanda kurgu dalında ANGEL ödülünü kazanmıştır.

  
table endKİTABIN ÖZETİ :

BİRİNCİ BÖLÜM   

Elizabeth, Londra’da bir takside giderken Bell adındaki bir arkadaşını görür. Biran gözünden kaybettiği arkadaşını ararken bir yandan gördükleri karşısında
o ve onunla yaşadığı 20 Yıl öncesi olaylar ile merdivenli köşkün o zamanlar ki hali ile arasındaki farklılıkları anlatmaktadır.

İKİNCİ BÖLÜM   

Aileden gelen kalıtımsal bir hastalık vardı. Elizabeth’in artık bunu öğrenmesi gerekiyordu. Ailesi tarafından söylendiğinde bunu kaldıracak , o üzüntüsünü
yenecek yaşta değildi. Bu olay kendisini çok üzmüş hatta onun hayatını etkilemişti. Öyle ki hastalık , insan hayatında bazı değişikliklerle birlikte kısıtlamalar
dahi getiriyordu. Bundan dolayı doğduğundan bile pişmanlık duyuyor , uzun zaman bile bu konuda ailesini reddediyor.   

Annesinin rahatsızlığının ilerlemesi ve babasının hastalık belirtilerini başlaması, büyüme çağında olan Elizabeth için şevkat ve aile sevgisinden yoksun
kalmasına sebep oldu. O anki düşüncesi bile ailesini reddetmesine etkili olmuştu. Ailesini bırakıp şefkat ve sevgi umduğu annesinin kuzeninin evine gitti.
Onların zenginliği ve aile yaşantıları onu çok etkilemişti. Daha küçük yaşta olmasından dolayı çok şeye özenti ile bakıyordu. Ailesinin ona bıraktığı korkunç
genetik mirası düşündükçe bu ziyaretleri daha çok sıklaştırdı. Annesinin kuzeninin eşi olan Cosette , Elizabeth’in üzüntülerini geçiştirmek için onu eğlendiriyor
hatta ona bir takım hediyeler vererek onu teselli ediyordu.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM   

Cosette’nin eşi Douglas ölmüştü. Onun ölümü aileden gelen genetik hastalıkla ilgisi yoktu. Bu genetik hastalık öyle ki ebeveynlerden biri bu geni taşımadıkça
hastalanmıyor yada taşısa bile elli yaşına kadar hastalanmamışsa , sende hastalanmıyormuşsun.   

Douglas’ın ölümü Cosette’i çok üzmüş aklına gelen şindi ne yapacağı hakkında çeşitli fikirler öne sürüyordu. Onun düşüncesi ise kocasından kalan serveti
ona ömür boyu rahat bir hayat sürdürecekti. Elli yaşında olmasına rağmen evlenip yeni bir hayat sürdürmeyi çoktan aklından geçirmişti. Bu mirastan Elizabeth’de
nasibini almıştı. Douglas’a ait kütüphanede bulunan malzemelerin hepsini Cosette Elizabeth’e vermişti. Artık kitap yazmaması için hiçbir sorun kalmamıştı.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM   

Annesinin ölümünden sonra babası ile yaşamak üzere eve gelen Elizabeth, Cosette’nin yanında gördüğü ilgi ve sevgi babasının yanında kalma isteğini köreltiyordu.
Yaz tatilini geçirmek üzere Elsa’nın akrabalarının yanına gitti.Elsa’nın akrabaları ve bulundukları şehir onun çok ilgisini çekmişti.Onların yaşayış tarzı
ve değişik konular üzerine düzenledikleri tartışma toplantıları onu etkilemişti.Daha da önemlisi Bell’i daha yakından görebilmekti. Ancak amcasına ulaşamadı.
Sömestir tatilinde tekrar Elsa ile birlikte Essex’e gittiler. Felicity tartışma toplantıları kadar sınavlarıyla da ünlüydü.

BEŞİNCİ BÖLÜM   

Silas ve Bell evli çiftdi. Silas ressamdı. Ancak bu işten çok para kazanamıyordu. Evinin geçimini bile sağlayamazken vahşice içki içiyordu. Özellikle silahlarla
oynamayı çok sever , sürekli Rus ruleti oynardı. Bir gün yine içtikten sonra tabancası ile oynarken Silas boynundan vurulur. Ancak hiç de inandırıcı olay
değildir. Çünkü karısına eziyet çektiren ve hiçbir faydası olmayan fakat çok zeki bir insan böylesine küçük hatadan kendisini Rus ruleti oynarken vuracağı
herkesin kafasında soru işareti bırakmıştır. Silas’ın ölümünden birkaç saat önce babasının kalp krizinden ölmesi ve Silas’ın tek mirasçı olması karısı
için iyi planlanmıştı. Artık miras olarak bırakılan ev karısı Bell’indi. Bu evi satıp çalışmadan, sürünmeden ve biraz dişini sıkarak yaşayabilirdi.

ALTINCI BÖLÜM

    Cosette kocasının ölümünden sonra Notting Hill’de beş katlı bir ev aldı. 106 basamağı vardı. Eve merdivenli köşk adını koymuştu. Merdivenli Köşk’te
yalnız yaşamıyacaktı. Dostları ve akrabaları gelip ziyaret edecekti ki asıl maksadı bu değildi.   

Odanın birisini manevi kızı Elizabeth’e verdi. Şimdiden evin hizmetlileri bulunmuş herkes görevine çoktan başlamıştı bile. Kocasının ölümü ile bütün acılar
unutulmuş yeni sevgili arayışları ve evlenme planları başlamıştı.

YEDİNCİ BÖLÜM   

Merdivenli Köşke o kadar çok kişi gelip gidiyordu ki otelden veya bir eğlence yeri olmaktan başka bir şey değildi. Öyle ki merdivenlerdeki kırmızı halı
bile eskimeye başlamıştı. Merdivenler ve çalışma odası elektrik olmasına rağmen , sadece mum ışığı ile aydınlatılıyordu. Köşkte aile ile hiçbir ilişkisi
olamayan İvor Stuvell adında şair olduğunu söyleyen bir kişi ile aşk hayatı yaşamaya başladı. Cosette eşinin ölümünden sonra erkek avcısı olmak, yeniden
otuz yaşına dönmek evli erkekleri baştan çıkarmak isteklerinden bahsetmiş ise de gerçeklerle istekler arasında dehşetli bir uçurum vardı. Elizabeth bile
bu durum karşısında şaşkına dönmüş annesinin yeni bir aşk ilişkisini keşfeden çocuğun tepkisi gibi tepki göstermişti. Cosette adeta her şeyi unutmuş dünyaya
yeni gelmiş bir bebek gibi aşk delisi olmuştu.

SEKİZİNCİ BÖLÜM   

Yaklaşık yüz yıl önce George Huntington , New England bölgesindeki aileleri etkileyen bir hastalık fark etmişti. Bu insanlar XVII yy.da Suffolk’un Bures
köyünden göç edenlerin nesliydi. Şüphelide, Huntington hastalığı olup olamadığını tespit için bir test uygulanıyor. Şüpheliden sadece kan almakla yetinilmiyor,
ailede geriye doğru yaklaşık yedi kişiden kan örneği alınıyor. Ancak Elizabeth için çok geç. Çünkü onun hayatta kalan yedi akrabası yoktu. Hepsi Huntington
hastalığından ölmüştü. Şimdiye kadar belirtiler ortaya çıkmadı. Bundan sonrası için de yeterli sayıda insan kalmadı. Zaten yolun sonundayım diyerek hem
üzülüyor hem de kendisini teselli ediyordu.   

İvor Sitwell, hala Cosette’le yaşıyor , yatağını paylaşıyor, o iğrenç hareketlerine devam ediyor ve çıkarmayı planladığı şiir dergisi için para sızdırmaya
çalışıyordu. Cosette ise bu konuda ender görülen inatçı tavırlarını takınıyordu.

DOKUZUNCU BÖLÜM

    Uzun zaman olmuştu. Bell’den hala haber alamıyordu. İtalya gezisinde almış olduğu ona benzeyen portreyi her yere götürüyordu. Yapmış olduğu telefon
görüşmesinde ceza evinden çıktıktan sonra bir iş bulmuş çalışıyordu.   

Elizabeth ise Köşk’te romanlarını yazmaya devam ediyordu. Bir an önce para kazanmak istiyordu. Çünkü Huntington gibi bir hastalığın mirasçısıydı ve henüz
sağlıklı olduğu bu günlerin tadını çıkarmak , her şeye hemen şimdi sahip olmak istiyordu. Bu sırada köşkte faaliyetler aralıksız devam ediyor, eğlenceler
ve gelip gidenler hiç eksilmiyordu.

ONUNCU BÖLÜM   

Merdivenli Köşk gün geçtikçe çeşitli olaylara tanık oluyor, hiç de göze hoş görünecek davranışlar, sergilemiyordu. Cosette kendi alemine dalmış yalnızca
zevki sefayı sürüyor, Elizabeth ise bir takım çıkmazların içinde sürüklenip gidiyordu. Bell ise insan dışı sapık lezbiyen davranışları ile adeta nefret
saçıyordu.

ONBİRİNCİ BÖLÜM   

Elizabeth’in okuduğu bir gazete şöyle yazıyordu ; “ Venezuela’da nüfusunun yarısı Huntington hastası olan bir köy varmış bu yüksek oran,insanların akraba
evliliği yapmaları yüzünden çıkmış ve giderek artmış. Zavallı insanlar ne olduğunu bilmeden ve aldırmadan hasta ebeveynlerine rağmen evleniyorlarmış. Bu
hastalığın sadece göl kenarındaki küçük köylere ait olduğunu sanıyorlarmış ve dünyanın her yerinde olduğunu öğrendikleri zaman çok şaşırmışlar.”

    Bu hastalık onu kahretmişti. Ama bu şekilde kendisine acımak arpacı kumrusu gibi düşünmek ya da anlamsızca konuşmak bir işe yaramazdı.

ONİKİNCİ BÖLÜM   

Bell Pazar günü olduğu için dükkana gitmemişti. Sevdiği adamla beraber olmayı ve konuşmayı düşünüyordu. Silas Bell’e Rus ruletinin nasıl oynandığını bu
oyunda dikkat edilmesi gereken noktaları öğretiyordu. Silas’ın amacı babasından kalacak olan evi satıp Cava’ya gidip resim yapmaktı. Bell’e iyice aşık
olmuş yaz mevsimi boyunca günleri beraber geçirmişlerdi. Bell kitap okumayan biriydi ve okumamasıda bir bakıma iyiydi. Çünkü kitapta yazdıklarıyla kendisi
arasında büyük fark olduğunu anlayabilirdi. Bir gün “The wings of the Doue’u” inceliyordu ve konusunun ne olduğunu Bell’e anlattı. Roman, entrikalarla
dolu bir melodramatik romandı.

ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM   

Mark geldiği zaman, Merdivenli Köşk’te Cosette, Bell birlikte yaşıyordu. Aradan zaman geçtikten sonra Bell bazı sorunlar yüzünden evden ayrılmıştı. Ama
buna Elizabeth pek mana verememişti. Mark diğer adınlar tarafından oldukça yakışıklı bulunuyordu. Mark görüntü olarak çok muhteşemdi,ama kültürü zayıftı.
Bir akşam yemeğinde Mark ve Cosette tanışmışlardı. Cosette o akşam ona aşık oldu. Yıldırım aşkıyla vurulan Cosette’nin Mark’a bakışı çok dehşetti. Bu arada
Bell istenmeyen kişi oluyordu. Evde kalmasından rahatsızdı. Bell’in doğum gününde Cosette’nin verdiği partiye Mark’ta geldi. Cosette Bell’e bir yüzük hediye
etti. Ama nedense Bell buna fazla sevinmemişti. Zaten sonra bu yüzüğü takmadı. Cosette ertesi akşam vereceği yemeğe Mark’ı davet etti, ama daveti Mark
kabul etmedi. Cosette Mark’ı elde etmek için Bell’e daha fazla yakınlaşmaya başlamıştı.

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM   

Bell’in Silas’la yaşaması, ona erkeklerden uzaklaştırmıştı. Hatta onunla birlikte iken bile kadın sevgilileri olmuş ve bir takım kadınlarla sevişmişti.
Ancak Silas öldükten sonra karşı cinse yönelmişti. Kardeşinden başka erkeklerden söz etmiyordu. Mark Cosette’yi yemeğe davet etti. Bu arada Cosette kendine
biraz daha çeki düzen vermişti. Cosette Mark’a bağlanmamak için kendisini sanki onun annesi rolüne hazırlıyordu. Elizabeth bir Mark’a Bell’in küçüklüğünü
sormuş ama o en ufak bir fikrin yok diyerek geçiştirmişti. Elizabeth bu cevap üzerine şaşırıp kalmıştı. Kafasında şüpheler uyanmıştı. Mark’ın Merdivenli
Köşk’e ziyaretleri sıklaşmıştı. Cosette ile daha çok dışarı çıkıyor ve zamanın çoğunu birlikte geçiriyorlardı. Mark onon sevgili arkadaşıydı ya da böyle
görünüyordu. Aralarındaki ilişki cinsellik olamadan devam ediyordu.

ONBEŞİNCİ BÖLÜM   

Teyzecik , Bell’in yanındaki koltukta oturmuş , San Fransisco polislerini konu alan bir dizi seyrediyordu. Sonra Bell belli bir zaman sonra teyzeciğin öldüğünü
fark etti. Cosette eve geldiği zaman sanki bir şekilde teyzeciğin öldüğünü söyledi. Cosette bir çığlık atarak bağırmıştı. Mark Bell’e neden aniden söylediği
için kızdı. Cosette perişandı, hüzünlüydü ve suçluluk hissetmeye başlamıştı. Cosette Mark’a o gece evde kalmasını söyledi. O da bu isteğini kırmadı. Bu
durumdan Bell biraz şüphelense de artık o gece Mark orada kalacaktı. Teyzeciğin cenazesi sade bir törenle kaldırıldı. Bu arada Cosette’ye elindeki hisse
senetlerinden, arazilerden yüklü miktar para kalmıştı. Bell ve Mark birbirlerinden şüphelenmeye başlamışlardı.

ONALTINCI BÖLÜM   

Elızabeth yeni huylar edinmiş, insanlara bakarak hangisi cinayet işlemiş, hangisi hapse girmiş olanları bulmaya çalışan bir tip olmuştu. Bell psikopat olduğunu
düşünen insanlardan gittikçe uzaklaşan, hayvanlara karşı aşırı bir ilgi duyan bir kişiliğe bürünmüştü. Merdivenli köşk her zamanki gibi yine kalabalıktı.
Orada bulunanlar zevk-i sefa sürüyor, kadın erkek herkes sarmaş dolaş olmuştu. Mark ve Cosette arasında büyük bir ilişki doğmuş, ilişkileri oradakilerine
göre daha ölçülü ve gerçekti idi.

ONYEDİNCİ BÖLÜM

    Zaman Bell için fazla bir şey ifade etmiyordu. Bunun nedeni belki de hayatında hiç çalışmamış olmasıydı. Soğuk bir Ocak günüydü. Kapıyı çalıp içeri
girdiği zaman, beraberinde buz gibi bir havayı da eve sokmuştu. Elizabeth masanın yanında durmuş mektup okuyordu. Bell heybesini alarak merdivenlere yöneldi.
Ve yukarı çıkmaya başladı. Yukarda Mark, Cosette’ nin odasındaydı. Aralarında maddiyata dayanan bir beraberlik vardı. Mark, Cosette’nin parasını, Cosette
ise Mark’ın sevgisini istiyordu. Aralarında ondokuz yaş olmasına rağmen Cosette, Mark’ı delice seviyordu.

ONSEKİZİNCİ BÖLÜM   

Mark önemli konular hakkında konuşmak üzere Elizabeth’i yemeğe davet etti. Yemek davetinden Cosette’nin de haberi vardı. Mark, Cosette’den eskiden beri
hoşlandığını giderek sevgisini arttığını ve hatta ona aşık olduğunu söylüyordu. Mark’ın söylediklerine Elizabeth inanmıyordu. Böyle bir şeyin imkansız
olduğunu söylüyordu. Mark ise merdivenli köşkten ayrılacağını ve bir daha dönmeyeceğini, Londra’nın kuzeyinde küçük evlerden birini alacağını söylüyordu.

ONDOKUZUNCU BÖLÜM   

Bell hapise girdiğinde evinde bulunan bütün eşyalarını yaktırmıştı. Yeni bir iş için Elizabeth’in yanına taşınacaktı. Odasında bulunan eşyalar yok denecek
kadar azdı. Aslında Elizabeth, Bell’e yeni bir ev almayı çok istiyordu. Ancak parası buna yetmiyordu. Fakat bu bir sebep değildi. Asıl sebep onunla daha
fazla beraber kalmak istemiyordu. Bu kadar parasız kalmasının sebebi ise mirasına düşen paranın hepsini avukatına savunması için harcamıştı. Cosette ile
Mark’ın evlilik planlarının devam ettiği, evini satıp küçük bir evde mutlu olacaklarını, ancak bu düşüncelerin Bell tarafından bilinmesini istemediklerinden
dolayı köşkün satılacağını emlakçıya bildirdiler.

YİRMİNCİ BÖLÜM   

Elizabeth eve döndüğünde babasının kalp krizi geçirip hastaneye yatırıldığını telefonla öğrenir. Ve hemen hastaneye gider. Bu sırada Mark ve Cosette evlilik
için nikah dairesinden gün alıp bunu kutlamaya yemeğe giderler. O gece aşk sarhoşu olup kendilerinden geçmişlerdi. Hastanede can çekiştiren Elizabeth’in
babası ölür. Ve babasından büyük bir miras kalır. Bu mirasla kendine küçük bir ev, çalışabileceği bir iş kurmayı düşünür.

YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM

    Cosette bir daha Elizabeth’le konuşmaz !.. Elizabeth’in kendisine ihanet ettiğini düşünür, bundan dolayı Merdivenli Köşk’ten ayrılır.   

Bir gün Cosette avukatı aracılığıyla Elizabeth’e mektup göndererek köşkü kendisine bağışlayacağını bildirir. Bunu duyan Bell ne yapacağını şaşırmış durumdadır.
Elizabeth ise bağışı kabul etmemiştir.   

Bell Mark’ı öldürme planları yapıyordu. O sırada Cosette kapıdan içeri girince Bell, Mark’ın üzerine yürüyüp pencereden atar. Mark düşerken müthiş çığlıklar
atar ve ölür. Bell yakalanıp mahkemeye çıkartılır, müebbet hapse mahkum olur. 

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir