BEYİN ve TIBBİ GERÇEKLER

BEYİN ve TIBBİ GERÇEKLER 

Mehmet Bey, 55 yaşında, dün gece acil polikliniğe şiddetli başdönmesi nedeniyle getirilmiş. 10 yıldır hipertansiyon hastası. “Son haftalarda ara ara oluyordu
dönme ama dün geceki felaketti” diyor 5 yıl önce emekli olan hastamız.

 “Tansiyonumda fırlamıştı gene tabi”.”Allahtan tansiyon yüksekliği dışında bir şeyim
yok” der demez anlamlı bir bakış fırlatıyor ve sorularımı peşi sıra soruyordum. Kendini bildi bileli aceleci, telaşlı,çabuk sinirlenen, sabırsız biriymiş.
Babasıda öyleymiş. Emekli olduğu dairede arkadaşları onu, reklam kahramanı adıyla “elmor” diye çağırırlarmış. Aceleyle işleri süratle bitirdiğinden, yığılan
işler için ondan yardım beklerlermiş. Karşımdaki koltukta otururken kıpır kıpır olduğunu farkediyorum. Çocukken de böyleymiş. Hatta yaramazmış. Bir çok
macerası varmış. Eşi, “bazen patavatsız” diyor, “düşünmeden konuşur, aklına ilk geleni söyler, bazen karşımdaki kocamın yaşını bilmesem, yaptıklarına çocukluk
derim”diyor. Ramazan ayında, oruç tutarken çok başı ağrırmış. Onun dışında ağrı nedir bilmezmiş. Birde uzun yolculuklara gidemezmiş. Dizleri ağrır, aşırı
sıkılırmış. Tatlılara ve hamurişine çok düşkünmüş.
Şimdi de, görüşmenin en önemli sorusu geliyor; Hiç başınıza darbe aldınız mı? Önce hemen atlayıp “hayır” diyor. Ardından eşiyle göz göze geliyorlar ve “evet
10 yıl önce buzda kayıp kafamın arkasını çarpmıştım yere” diyor. “Bir süre kaldırımın kenarına oturup şaşkınlık yaşadım. Bir saat sonra sanki hiçbir şey
olmamış gibiydi” . Tansiyon yüksekliğinin ne zaman fark edildiğini soruyorum anlamlı bakışlarla. “doktor bey ne ilgisi var şimdi kafayı çarpmanın tansiyonla”
diyor. Eşinin boğaz temizleme uyarısıyla düşünmeye başlıyor. Eşiyle ufak bir söyleşi ardından yanıt geliyor “düştükten 3 ay sonra”.
Dikkat eksikliği ve/ya da hiperaktivite bozukluğu, sıklıkla beyin ön bölgesi (prefrontal) duyarlılığı ile ortaya çıkan, genetik geçiş gösterebilen bir rahatsızlıktır(1)
Bu bölgenin normal işlemesiyle sağlanan özellikler; dikkat, dikkati sürdürme, sabır, doğru karar verme (analitik düşünebilme), planlama, tasarlama, yargılama,
gelecekle ilgili olabilecekleri önceden fark edip önlem alma, hatalardan ders çıkarma, içgörü, uygun tepkiler verebilme, karşısındaki insanın duygularını
anlama ve kendi duygularını ifade edebilme.
Anlaşılacağı üzere Mehmet Beyin, beyin ön bölgesi ile ilgili duyarlılığı çocukluktan bu yana bütün hayatını olumlu ya da olumsuz biçimde etkilemiştir.
Beyin ön bölgesi diğer beyin bölgeleriyle sıkı ilişki içindedir. Duygu, düşünce ve davranışların nasıl olacağını, beyin ön bölgesi diger beyin bölgelerine
sorarak karar verir. Burada oluşan duyarlılık duygu, düşünce ve davranışların yanlış yorumlanmasına yol açacaktır.(2)
Son yıllarda yayınlanan bilimsel çalışmalar, beyin ön bölgesinin HPA sistemini doğrudan ve dolaylı olarak kontrol ettiği bildirilmiştir.(3,7,10,11) Kısaca
HPA (hipotalamo-hipofizer-adrenal) denilen ve memeli hayvanlarda da bulunan bu yol, kendini koruma içgüdüsü yaratan tehlikelerle (korku, saldırıdan kaçma)
ve çevre şartlarının çok değişmesiyle (aşırı soğuk) etkin hale gelir. Amacı değişen ortama bedenin uyumunu sağlamaktır. Bu yolun etkin olmasıyla kan şekeri
yükselir, kan basıncı (tansiyon) artar, kolesterol düzeyi kanda yükselir, kalp hızı artar, vücudun savunma-bağışıklık sistemi aktif hale gelir ve kanda
bir çok maddenin düzeyi artar ya da azalır.(4,5) Normalde geçici süre ve yaşantımız süresince gereken durumlarda etkin olması beklenir (allostaz). HPA
yolunu kontrol eden beyin bölgelerinin duyarlı hale gelmesi ya da kimi gıdaların sıkça alınması sonucu etkinliği artar (allostatik yüklenme). Bu durum
çokça bilinen hastalıkların başlangıç dönemini oluşturur. Bu yolun aşırı etkinliği sonucu duyarsız hale gelmesi (allostatik aşırı yüklenme) ile hastalıklar
ortaya çıkar. İşte hipertansiyon, diyabet, astma, guatr, allerjik hastalıklar, kalp-damar hastalıkları, beyin-damar hastalıkları, kimi cilt hastalıkları,
bağışıklık (immünolojik) sistemi hastalıkları, mide-barsak hastalıklarının altında yatan asıl neden HPA yolundaki duyarsızlaşmadır.(3,4,5,6,7)
Beyin duyarlılığından başka, alınan kimi besinler, HPA yolunu etkinleştirebilirler. Bu besinlerin başında basit şekerler gelmektedir.(8) Sofra, kesme, toz,
akide şekerleriyle, lokum, reçel, bisküvi, gofret, çukulata, yaş ve kuru pastalar, şekerli içecekler, tüm hamurlu ve sütlü tatlılar basit şeker içerirler
(basit karbonhidrat). Geçirdiği milyonlarca yıllık evrim süreci içinde, doğada bulduğu et (protein) ve sebzelerle (birleşik karbonhidrat) bünyesini oluşturan
ve çalışmasını bu besinlere göre ayarlayan insanoğlunun basit şekerle yaygın biçimde tanışması 200 yıl önceye dayanmaktadır. Protein ve sebzelerin midede
başlayan sindirimi, karaciğerde devam eder. Beynin temel yakıtı olan kan şekeri düzeyi ılımlı olarak yükselir. Gene ılımlı bir ilişkiyle insülin bu düzeyi
ayarlamada yardımcı olur. 4 saatlik bir süreç normal bünyenin et ve sebze sindirimi için yeterli olur. Normal insan bünyesinin alıştığı sindirim alışkanlığı
budur. Ancak basit şekerlerin sindirimi daha ağızda başlar, aniden kan şekeri yükselir ve buna tepki olarak insülin kanda düzeyi artar. Şeker hızla düşer
ancak insülin, milyonlarca yılın verdiği özellik nedeniyle, bu hızlı düşüşe ayak uyduramaz. Kandan çekilmesi daha uzun sürer ve kan şekeri normal sınırların
altına iner. Kan şekerinin normal sınırların altına düşmesiye alarm durumuna geçilir. Bu durumda HPA yolu etkin hale geçerek karaciğeri, depo şekerini
salması için uyarır. Bu arada şeker ile birlikte kolesterolde kanda yükselir.(8,9,12,13)
Sıkça yenilen şekerler ve özellikle beraberinde hamurişleri de varsa, allostatik yüklenmeye neden olurlar. (8,13)
Vücudumuzun basit şeker alımına-kesinlikle- gereksinmesi yoktur ve hastalıkların oluşmasının önemli unsurlarından biridir.
Hamurişi ve tatlılara düşkün olan Mehmet Bey, kendi HPA yolunu yaşamı boyunca sıkça etkin hale getirmiştir. Aile ve çevre etkisiyle gelişen beslenme alışkanlıkları
sonucu Mehmet Bey gibi kimi insanlar şeker bağımlısı haline gelebilir.
Allostaz etkisiyle kanda artan hormonlardan adrenalin ve cortizol, beyin duyarlılığını geçici süre normale döndürmesi nedeniyle insanlarda bağımlılık oluştururlar.
Yenen şeker, oluşan allostaz ile salınan adrenalin ve kortizol, Mehmet Beyin beyin duyarlılığını azaltacak, oluşan geçici iyilik hali beynin şekerli gıdaları
ve dolayısıyla allostazı etkin hale getirmesini Mehmet Beyden isteyecek ve bunun sonucunda Mehmet Bey şeker bağımlısı haline gelecektir. Beyin ön bölge
duyarlılığı nedeniyle buzda düşme olasılığını düşünmeyen ve önlemini almayan Mehmet Bey, aldığı kafa darbesi ile zaten sıkça etkin olan HPA yolunun bozulma
sürecini hızlandıracak ve sonuçta hipertansiyon gelişecektir. (Hafif kafa darbesi, sonradan gelişen kişilik bozukluklarının ve beyin çalışması ile ilgili
sorunların önemli bir nedenidir) (14,15,16,17)
Neden diğer hastalıklar değil de hipertansiyon ? Bu sorunun yanıtı büyük bir olasılıkla genetik yatkınlık olabilir. Mehmet Beyin şeker yükleme testi ve
kolesterol düzeylerinde ılımlı artış beklenebilir ve gerçekten öyledir.
Yapılan bilimsel çalışmalar, beyin ön bölge duyarlılığının madde ve alkol bağımlılığıyla ilişkili olduğunu göstermektedir.(18,19,20) Bağımlı olunan madde,
doğrudan kendisi ya da dolaylı olarak kanda arttırdığı adrenalin ve cortizol ile beyindeki duyarlılığı geçici süre uyararak iyilik hali sağlar.(21) Dikkat
eksikliği olan çocukların bilgisayar oyunlarına dikkatlerini çok iyi vermelerinin nedeni, heyecan ile birlikte kanda düzeyi artan ve beyin ön bölgesini
uyarıp geçici iyilik hali sağlayan adrenalin’dir. İnternet bağımlılığı, tehlikeli spor bağımlılığı, vb.. Durumlarda da aynı yöntem etkilidir. Sigarada
bulunan nikotin, kahvede kafein, çayda tein bilinen ve günlük yaşamda sıkça kullanılan uyarıcılardır. Şeker bağımlılığı da bunlardan biridir. Sonuçta,
beyin ön bölge duyarlılığını düzeltmeden, ciddi bağımlılıklardan kurtulmak neredeyse olası değildir. Bağımlılıktan vaz geçilse bile, beyin ön bölge duyarlılığı
nedeniyle hissedilecek yoksunluk diğer yakınmaların oluşumuna neden olacaktır.(18,19)
Beyin ön bölgesi, duygu, düşünce ve davranışları belirlemek için beynin diğer bölgeleriyle ilişki halindedir. Yaşamın ilk 20 yılı içinde gelişmesi tamamlanan
beyin ön bölgesi, geçen bu süre içinde sürekli öğrenme halindedir. Yaşanan deneyimler, beyin ön bölgesi aracılığı ile ilgili beyin bölgelerine aktarılır
ve orada depo edilir. Gerekli olduğunda depo bilgileri beyin ön bölgesi tarafından kullanılarak duygu, düşünce ve davranış biçimleri belirlenir. Örnegin,
uçak, kapalı yer, küçük hayvan, yükseklik korkuları yaşanan deneyimlerin bellekte olumsuz bir biçimde depo edilmesi sonucu beyin ön bölgesine olumsuz olarak
yansıyacak, bunun sonucunda korku duygusu, kaçma-kurtulma düşüncesi ve sinirsel gerginlik davranışları ortaya çıkacaktır. Burada sinirsel gerginliğin davranışlara
yansımasının nedeni, HPA yolu etkinliğidir. Bu yöntem panik atak, anksiyete gibi ruhsal hastalıkların bedende görülen yakınmaların temel kaynağını oluşturur.(22)
HPA yolu, memeli hayvanların ortak özelliğidir.(23) İnsanlardan ayrılan tarafı, beyin ön bölgesi ve bellek (temporal) bölgelerinin çok daha zayıf oluşudur.
Bu nedenle memeli hayvanlarda, HPA yolunu kontrol eden beyin ön bölge hakimiyeti belirgin olmadığından ve beyin ön bölgesi iyi gelişmemesine bağlı olarak
kendi besin dağarcığını insanlar gibi geliştiremediğinden zorunlu olarak sağlıklı kalmaları nedeniyle tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kolestrol yüksekliği,
panik atak, astma, mide ülseri, allerjik hastalıklar vb.. Görülmez. Süregen (müzmin) hastalıklar insana özgüdür. Çünkü insan beyni farklıdır. Farklılığı
yaratan en önemli unsur, insan olma özelliği veren, beyin ön bölgesidir (prefrontal korteks).
Bu bölge ve HPA yolu ile ilgili yapılan bilimsel araştırmalarda, son yıllarda önemli artışlar gözlenmektedir. Hastalıkların, beyin çalışma bozuklukları
sonucu vücudun kontrolünün bozulması ile ortaya çıktığı gerçeğine her gün biraz daha yaklaşılmaktadır. Bugün, doktorlar tarafından sıkça reçetelenen ve
devletin sigorta sistemleri tarafından ödenen ilaçların hemen tümü nedene (beyin duyarlılığı) değil sonuca yöneliktir. Tansiyon, şeker ve kolesterol yükseklikleri,
nefes darlığı, baş ağrısı, baş dönmesi, yaygın vücut ağrıları, allerji birer sonuçtur. Beyin ön bölge duyarlılığı var oldukça ve HPA yolunu uyaran beslenme
tarzı sürdükçe, hastalıklarda sürecek gibi görünmektedir.
Doğa, doğal olarak sunduğu besinler yerine rafine ürünleri tercih eden ve bu nedenle sağlıklarını kaybeden insanlara tedavi olanağını da sunuyor. Adaptojen
/uyum sağlayıcı) maddeler, doğada bulunan şifalı madde ve otlarla yapılan, HPA yolu bozukluklarında kullanılması önerilen, yeni bilimsel çalışmalarda yararları
sık sık gündeme gelen bir tedavi şeklidir. En önemli özellikleri yan etkilerinin çok az ya da hiç olmasıdır.(24) Ancak üretilme tekniklerinin özensiz olması
nedeniyle etkin olup olmadıkları konusunda şüpheler vardır. Örnegin sarımsak, içerdiği allisin nedeniyle antioksidan ve antibiyotik özellikleri vardır.
Halen piyasada yer alan kimi sarımsak tabletlerinin allisin içermediği, mide asidine koruyucu tabakasının olmadığı, olanlarında mide sonrası ince barsaklarda
açılamayıp doğrudan dışarı atıldığı bilinmektedir.(25,26) Ayrıca sarımsak tozu allisin içermediğinden hiçbir yararı yoktur. Bu konu ile ilgili ülkemizde
ciddi bir denetime gereksinim vardır. Diğer bir örnek, üzüm vb.. Bitkilerde bulunan resveratrol’dür. Kararsız yapısı nedeniyle ışık, sıcaklık ve oksijenden
etkilenerek yapısı değişir.(27) Harvard üniversitesinde yapılan bir araştırmada, ABD’nde piyasada bulunan çoğu resveratrol içerikli hapların etkisiz olduğu
saptanmıştır. Bir çok faydaları olan bu doğal maddenin hap olarak hazırlanması ile ilgili ciddi sıkıntılar olması, hastaların fayda görmemesi sonucunu
doğuracak, doğal tedavilere olan inancı sarsacaktır. Diğer bir örnek, doğanın sunduğu vazgeçilemez ürün sudur. İçerdiği eser elementler nedeniyle vücudumuzun
dengesini korumada çok önemli yeri vardır. Özetle hem sağlık hemde hastalıkları önleme açısından sudaki magnezyum içeriği kalsiyuma eşit ya da daha fazla
olmalıdır.(28) Ülkemizde satılan hazır suların çoğunda ne yazık ki bu oranı bulmak olası değildir. Vücudumuzdaki magnezyum’un ne kadar olduğu (kandaki
düzeyi) değil, kalsiyuma oranının ne olduğu önemlidir. (Magnezyum vücudumuzda kalsiyum ile sürekli yarışma halindedir. Beslenme ile ya da tıbbi tedavi
? İle alımı artan kalsiyum, kolesterol ile birleşerek damar tıkanıklığına yolaçmakta, beyinde birikerek sara hastalığı, unutkanlık gibi beyin yapısını
bozucu etkileri olmakta, eklemlerde birikerek kireçlenmeye neden olmakta, böbrekte taş oluşumu artmakta, kas gerginliğini arttırıp ağrılara yol açmaktadır)
(29,30,31,32,33,34) Yapılan bir araştırmada, günlük alımı kalsiyum lehine olan kuzey avrupa ve Yeni Zelanda da kalp krizi görülme oranının, günlük alımı
magnezyum lehine olan Portekiz ve Japonya ya göre çok daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu konu ile ilgili yapılmış binlerce bilimsel çalışma her seferinde
aynı sonucu göstermesine rağmen ülkemizde bu konunun üzerine düşülmemesi hayret vericidir. İçeriği düzeltilmeyen sular, şeker örneğinde olduğu gibi, süregen
bir biçimde halkımızı zehirlemektedir. Dışarıdan alınacak magnezyum desteği bir çok yakınmanın önlenmesine katkı sağlayacaktır. Ancak bu konuda da bir
sıkıntı vardır. Ülkemizde eczanelerde satılan kimi magnezyum ilaçlarının, yapısı nedeniyle mide ve barsak emilimi kısıtlıdır. Bu nedenle alınan magnezyum
destekleri yetersiz gelmekte, hekimlerde magnezyuma karşı güvensizlik oluşmaktadır. Ayrıca, son yıllarda tüketimi gittikçe artan meyve aromalı maden sularının
etiketlerinde içerdiği mineral oranları yer almamaktadır.
HPA yolu tedavisinde, öncelikle doğal beslenme biçimi uygulanmalı, bu konuyla ilgili olan hekimlerden hasta ya da kişiye özel çözümler istenmelidir.
Beyin ön bölgesi (prefrontal korteks) duyarlılığı tedavisinde öncelikle kişinin ya da hastanın bu bölge özellikleri muayene yöntemiyle saptanmalıdır. Ardından
bölge özellikleri ölçümleri yapılmalıdır. MR ya da tomografi gibi yöntemler çalışma özelliklerini değil görüntü özelliklerini verdiklerinden bu amaç için
yetersiz kalırlar. PET ve SPECT nükleer tıp dalında kullanılan, beyin kanlanma ve metabolizma özelliklerini gösteren ileri yöntemlerdir. Ülkemizde halen
uygulanan bu yöntemler, uygun personel olmaması ve hekimler tarafından talep edilmediğinden, beyin özelliklerini saptama açısından henüz hazırlıklı değildir.
Beyin haritalama yöntemlerinden biri olan QEEG, bu konuda kullanılabilecek pratik bir çözümdür. Normal EEG çekimlerine göre çok daha özellikli olması nedeniyle
doğrudan hekim tarafından ya da hekim gözetimiyle uygulanması zorunluluğu vardır ve olmalıdır. Bu özelliği nedeniyle kötüye kullanımı ne yazık ki görülmektedir.QEEG sonucuyla beyin ön bölge duyarlılığı, derecesi, öğrenme güçlüğü derecesi, varsa kafa darbesi ölçeği saptanır.
Tedavi için, beyni uyarıcı özelliği olan amfetamin türevi ilaçlar kullanılabilir. Faydası kullanıldığı süre için geçerlidir. Kesildiğinde yakınmalar tekrar
başlar. Kırmızı reçeteyle satılan, bağımlılık yaratma özelliği olan, nedeni değil sonucu tedavi etmeye çalışan, kimi olgularda başarısız olan, son FDA
(Amerikan İlaç ve Gıda Birliği) duyurularında ciddi yan etkilerinin olduğu belirtilen bir ilaçtır.
Diğer bir tedavi biçimi nöroterapidir (neurofeedback). NASA’da astronotların dikkat düzeylerini arttırmak amacıyla başlanan yöntem zaman içinde başta ABD’nde
olmak üzere diğer ülkelerin tıp çevrelerinde de ilgi görmüştür. Bu yöntemde amaç, beynin öğrenme özelliği kullanılarak duyarlı olan beyin bölgelerine normal
çalışma yönteminin öğretilmesidir. Tedavi başarısı, QEEG rehberliği kullanıldığında artmaktadır. Seanslar halinde uygulanan yöntemin başarısı, kişiden
kişiye değişmekle beraber, %70-90 düzeyindedir. En az 40, gerektiğinde 200’e varan seans sayısı gereklidir. Ülkemizde hekim çevreleri tarafından yeterince
tanınmaması, seansların haftada en az 4 kez olma zorunluluğu nöroterapinin zorluklarıdır.
TMS (transkraniyal manyetik stimülasyon) son yıllarda kimi durumlarda başarılı sonuçları olan bir yöntemdir. Burada amaç, beyni dışarıdan yaratılan manyetik
alan etkisiyle uyarmaktır. Seanslar halinde yapılır. EKT(elektrokonvulsif tedavi) ya da elektro şok yönteminin modern halidir denebilir ancak etkinliği
EKT kadar değildir ve yerini alması zor görülmektedir. Beyin uyarısıyla ortaya çıkan yakınmalara (epilepsi) neden olabilir. Bu nedenle acil girişim için
uygun tıbbi ortam sağlanmalıdır. Halen deneme ve araştırmaları sürmektedir.
Hastamız Mehmet Bey halen doğal beslenme yöntemine alışma aşamasında olup daha iyi olduğunu belirtmektedir. Ayrıca kullandığı yeni uyum sağlayıcı haplar
ve çayların maddi yönden kendisini etkilediğini, sigorta kurumlarının ödememesinin haksızlık olduğunu söylemektedir.
Psikanaliz ve alternatif tıp, başarılı sonuçlar alınabilen diğer diğer tedavi yöntemleridir. En önemli dezavantajları tedavi süresinin bazen yıllar sürmesidir.
Uzmanlık alanım dışında olduğundan bu makalede yer verilmemektedir.

Dr Güçlü ILDIZ
Nöroloji Uzmanı

9 Yorum
  1. 06 Mayıs 2009
  2. 17 Ağustos 2009
  3. 18 Kasım 2011
  4. 24 Kasım 2015
  5. 27 Aralık 2015
  6. 16 Mart 2018
  7. 16 Mart 2018
  8. 09 Mayıs 2018
  9. 09 Mayıs 2019

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir