ZİHİNSEL ENGELLİ BİREYLERDEKİ HİPERAKTİF DAVRANIŞLARIN AZALTILMASINDA EVCİL HAYVANLARDAN YARARLANMA

Zihinsel Engelli Bireylerdeki Hiperaktif Davranışların Azaltılmasında Evcil Hayvanlardan Yararlanma

Yapılan araştırmalara göre, evlerinde evcil hayvan beslenen çocuklar daha uyumlu, mutlu ve başarılı oluyorlar. Bunun nedeni hayvan sevgisinin, insanları duygusal ve fiziksel olarak olumlu etkilemesidir..

Hayvanlarla yakın temas kuranlar stresle daha iyi baş etmeyi başarıyorlar. Ayrıca hayvanların kendisine ihtiyaç duyduğunu hisseden çocukların özgüveni pekişiyor. Zihinsel engelli çocuklar; okullarında tavşan, köpek, kedi, papağan, balık, muhabbet kuşu, sincap, ördek, kaz, kuzu, kaplumbağa, gibi evcil hayvanlardan oluşan küçük bir hayvanat bahçesi bulunursa; bir evcil hayvanla, “insanlarla nasıl etkileşim kurabileceğini, nasıl sosyalleşileceğini deneyerek öğrenecekler , sevinç ve üzüntülerini paylaşabileceklerdir. Tensel temas, zihinsel engelli bireylerin sakinleşmelerini, rahatlamalarını sağlayacaktır. Evcil hayvanların ihtiyaçlarını karşılayarak, bir varlığın kendisine ihtiyaç duyduğunu hisseden zihinsel engelli bireylerin hiperaktif davranışları belirgin bir şekilde azalacaktır. Evcil hayvanlar, zihinsel engelli bireylere sevme, paylaşma, koruma ve kendine yeterek bağımsız bir kişi olmanın öğretilmesinde de yardımcı olacaktır. Zihinsel engelli bireyler, öfkelerini evcil hayvana bağırarak ve onlarla iletişim kurarak giderebileceklerdir. Bir yavru köpeğin yaramaz yaramaz bakan kahverengi gözleri, ellerimize, yanaklarımıza değdirdiği minik pembe nemli burnu, tırtıklı diliyle biraz yalanması mutluluk hormonumuz olan serotonin’imizi artırmaktadır. Missouri-Columbia Universitesi’nde yapılan araştırmalar insan-hayvan ilişkilerinin özellikle de köpeklerin, kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan serotonin, prolaktin ve oksitosin hormon düzeylerimizi artırdığını, stresle baş etmekte, hatta depresyona karşı savaşmakta bu hormonal değişikliklerin son derece yararlı olduğunu bilimsel olarak ortaya koymuştur. Kedi, köpek ve diğer evcil güzel yaratıkların düzenli olarak okşanmasının birincil stres hormonumuz olan kortizolü azalttığı ve böylece şekerli gıdalara aş erer gibi saldırmamızı önlediği de bulgular arasında. Bu hormon aynı zamanda sinirsel bir iletici olduğu için, zihinsel faaliyetlerimiz hızlanıyor, uykumuzun kalitesi artıyor ve ağrıya daha az hassas hale geliyoruz. Depresyondaki kişiye; her zaman yazılan ilaçlara ek olarak; Rx, 1-Boncuğun başı güzelce okşanacak ( ya da koca öküzün sırtı sıvazlanacak gibi ). Kırsal kesimdeki çocukların şehir çocuklarına oranla daha sıcak ve sevecen olmasında hayvanların onların yaşamında daha fazla yer almasının da rolü var. Bakım evlerindeki yaşlılarda, travmaya uğramış çocuklarda, fiziksel terapi görenlerde bedensel ve ruhsal ağrıları azaltmak amacı ile bu sevimli yaratıkların koşulsuz sevgilerinden yararlanılıyor. 1995 yılında Maryland Hastanesi’nden Dr.Erika Friedman 392 kalp krizi geçirmiş kişiyi inceledi, yaşamlarında bir kedi yada köpek gibi evcil hayvan olanların bir yıl sonra diğerlerinden sekiz kez daha fazla canlı ve hayata bağlı olduğunu saptadı. • 1999 yılında bir İsveçli araştırıcı, yaşamlarının ilk yılında evcil hayvanlarla beraber olan çocukların ileriki yıllarda daha az allerji ve astım riski olduğunu gösterdi. • Alzheimerlı hastalar uzun süre dikkatlerini odaklayamadıkları için yeterli beslenip gıdalarını alamamaktadırlar. Ama büyük bir akvaryumun önünde, parlak güzel renkli balıkları izlerken, tabaklarındaki yemekleri bir güzel bitirebildikleri gözlenmiş. Dr. Sue Doescher hayvanların cocukları paylaşımcı ve kooperatif yaptığını; evcil hayvanlarla yakın temas kurmanın cocukların kendilerini hayvanlarin yerine koymasını sağladığını ve sonuç olarak onlara insanlara empati göstermeyi öğrettiğini belirtti. Anaokulu döneminde yavru köpek sahibi olan, veya yavru köpekle iletişim kurarak bakımını üstlenen çocuklar diğerlerine göre daha sosyal, çok daha popüler, özgüveni gelişmis, ve diğer çocukların duygularını anlayabilir hale geliyorlar. Portland, Oregan,Pacific Lutheran Üniversitesinde çalışan Psikolog Cindee Bailey, 2006 Kasım ayında düzenlenen Delta Society konferansında hayvan ve insan arasındaki iliskiyi konu alan çalışmasını açıkladı. Konferans, ayrıca konu hakkında bir çok yeni keşfin ve bulguların gündeme gelmesini sağladı.Hayvanların cocukların psikolojik gelişimi üzerindeki etkileri çocukların ev hayatlarının kalitesine bağlıdır. 309 öğrenci arasında yapilan araştırmada, ailesi ile yakın ve kuvvetli ilişkisi olan çocukların kendine olan guveni hayvanlar sayesinde çok daha fazla gelişiyor. Aileleri ile olan ilişkileri ne kadar kuvvetli ise, hayvan sahibi olmanın ozgüvenlerini geliştirme konusundaki etkisi de o kadar yüksek . Psikolojik ihtiyaclari ihmal edilmis cocuklar icin hayvanlar farkli bir rol oynuyor;onlar cocuklari yanlizliga karsi koruyorlar. Dr. Yolande Michaels hayvanlarin cocuklar icin gecici anne rolunu ustlendiklerini ve bunun sonucunda cocuklarin hayvanlar ile sirlarini paylastiklari ve sinirli olduklarinda bunun onlari rahatlattigini soyledi. Hayvanlar, psikoljik problemleri olan cocuklari kendileri hakkinda cok daha iyi hissetmelerini sagladiklari icin, bu gunlerde cok yaygin sekilde terapilarde kullanilmaktadirlar. Colombus, Ohio, Capital University of Colombus’da sosyal klinik gorevlisi Barbara Wood tarafindan yapilan arastirmada ciddi psikolojik problemleri olan bir cocuk, tedavi programinin yarisinda grup ile terapilere katildi ve diger yarisinda terapi suresince bir kopek ile oynadi. Diger bir cocuk ise yanlizca normal grup terapilere katildi ve kopek veya herhangibir hayvan ile iletisim kurmasina izin verilmedi. Sonuc olarak, hayvanli terapiye katilan cocuk, kontrol, iletisim ve empati gibi onemli noktalarda buyuk ilerlemeler kaydederken, diger cocugun durumu kotuye gitti. Hayvanlarin, cocuklarin tedavi edilemek uzere kullanildigi programlar arsinda en ilerlemis ve basarili olani Green Chimneys ( Yesil Bacalar) hastanesidir. Hastane de yaslari 6 ila 18 arasinda degisen 100 cocuk sehir ortamindan uzak bir sekilde yasamaktadir. ‘Ciftlik hayvanlari ve vahsi hayat’ Yesil Bacalar’da yasayan cocuklar fiziksel veya psikolojik olarak ileri derece de siddete maruz kalmis cocuklardir ; diger problemler arasinda , asiri aktif olamak veya uyusturucu bagimlisi anne ve babaya sahip olmak vs.

Cocuklarin hastanede iletisim kurdugu veya bakimini ustlendigi hayvanlar yanlizca kedi ve kopekler degil ayrica kartallar, sahinler, tavsanlardir.

Bu program cercevesinde, cocuklar ciftlik hayvanlari ile sehre gitti. Burada cocuklar hayvanlarin egiticisi ve bakicisi rolunu ustlendiler, buyuk cogunlugu hayatinda ciftlik hayvani gormemis olan diger cocuklar onlari ziyarete geldi. Yesil Bacalar hastanesinin cocuklari ayrica, yil boyunca sehirdeki okullardan kendilerini ziyarete gelen 30,000 ogrenciye ciftliklerinde rehberlik yaparak hayvanlari tanitma gorevini ustlendiler. Bir tavsana sarildiginizda veya ata binerken uzgun kalmak mumkun degil dedi, Dr. Ross. Kendinizi ne kadar kotu hissederseniz edin hayvanlar kabul edicidir. Yesil Bacalar, 1948 yilinda acilmasina ragmen, hayvanlarin cocuklarin tedavisi icin kullanilmaya baslanmasi ve bunun buyuk faydalari gectigimiz 10 yil icinde oldu. Cocuklarin hayvanlarla olan gunluk iletisimi ve onlarin bakiminin sorumlulugunu ustlenmeleri birey olarak kendi degerlerini anlamalarini sagliyor dedi, Dr. Ross. Ayrica, cocuklarin kendilerine karsi uygulanan siddeti kendi cocuklarinada uygulayarak gelecek kusaklar da tekrar etmesi bu sekilde onemli olcude azaltilmis oluyor . Hastanede en son gelistirilen programda cocuklar yarali veya hasta, vahsi hayvanlarin tedavisine yardim ettiler. Hayvanlar mumkunse iyilestikten sonra vahsi hayata geri birakildilar. Dr. Ross, bunun cocuklar icin cok onemli ve ekileyici bir tecrube oldugunu cunku onlarinda bir nevi yarali olduklarini ornegin, tek bacakli bir hayvanin yasamasinin cocuklara yasama gucu asiladigini belirtti. Bu calisma ayrica iletisim kurulmasi zor olan yetiskin hastalarin tedavisindede kullanildi. Ozellikle, yasli veya neurological problemi olanlar kopeklerle yapilan tedaviler sayesinde buyuk ilerlemeler kaydettiler. Dr. Gary Gerber, hastalarin terapisti tedavide kullanilan kopege karsi arkadasca yaklasmasi, hasta ve terapist iliskisini cok olumlu etkiledigini soyledi. Hayvanlarin cocuklara bir cok degisIk faydalari vardir:

Onlar cocuklarin gizli duygu ve dusuncelerini paylastigi guvenilir dinleyicilerdir. Cocuklar sIklikla evcil hayvanlari ile, oyuncaklari ile konustuklari gibi konusup paylasirlar.
Onlar hayatin gercekleri olan , olum, dogum, hastalik, ve kaza gibi konularda cocuklara dersler verirler.
Onlar kendilerine bakan cocuklarin sorumluluk duygularini gelistirirler.
Onlar cocuklarin doga ile ilestisim kurmasini saglarlar.
Onlar cocuklara diger canlilarada saygi duymayi ogretirler.
Hayvan sahibi olamanin diger fiziksel ve ruhsal faydalari:
Fiziksel aktivite
Huzur veren iletisim
Sevgi, sadakat, ve sefkat
Evcil hayvanin olumu veya kaybolmasinin verdigi kaybetme tecrubesi

Cocuklar genelde hayvanlara karsi yumusak ve sevgi dolu olsa bile, bazilari hayvanlara karsi kotu davranip siddet uygulayabilir. Hayvanlara karsi siddet uygulamak, ciddi duygusal ve ruhsal problemlerin habercisi olabilir. Hayvanlara iskence eden, olduren, ve kotu davranan cocuklarin anne ve babalari genis kapsamli medical degerlendirme icin cocuklarini psIkiyatriste gostermelidirler.
Evde beslenen köpeklerin, ileri düzeyde stresle yaşayan kişilerin kardiyovasküler stres düzeyini azalttığına dair son bulgular ışığında, köpek sahipleri, köpek sahibi olmayanlarla karşılaştırıldığında ve beyin hasarlı eşe destek verdiği zamanki stresli dönemlerinde köpeği olmayanlara göre yüksek tansiyona 1/5 oranında daha az maruz kalmaktadırlar.Yapılan araştırmada köpeği
olmayan katılımcılara araştırma süresince beslemeleri için
6 aylığına bir
köpek verildi ve düzenli olarak tansiyon ve nabızları ölçüldü.
Stresli dönemlerde bile söz
konusu değerlerin köpek sahibi olanların düzeyine indiği
gözlendi.Buffalo Universitesi Eczacılık ve Biyomedikal Bilimler Fakültesi,
Klinik Farmakoloji Bölümü araştırma
görevlisi Dr. Karen Allen söz konusu araştırma ve daha önce bu konudaki birçok araştırmayı yürütmüş, evde köpek beslemenin kardiyovasküler tepkilere etkilerini incelemiştir. Araştırmasının sonuçlarını bugün, 19 Ekim günü San Diego’da bulunan Psikofizyolojik Araştırmalar Derneğinin yıllık toplantısında açıklamıştır.

Dr. Allen “Bu çalışma, evde beslenen bir köpeğin varlığının strese diğer insanlardan daha az dayanıklı
olan hasta bakan ve destek veren kişilerin strese karşı dayanıklılığını arttırdığını göstermektedir”
“Araştırma, özellikle yoğun sorumluluk ve stres altında yaşayan hipertansiyon hastası insanlar üzerinde
evcil köpeklerin tedavi edici rolünü vurgulamaktadır”.

Dr. Allen söz konusu araştırmayı yaklaşık bir sene sürdürmüştür. Araştırma, rasgele seçilmiş eşit
sayıda kadın ve erkek ile, deney ve kontrol gruplarından oluşan 60 gönüllüyle gerçekleştirilmiştir.
Gönüllüler, travmatik beyin hasarına sahip eşlerine bakan, yüksek tansiyonlarını kontrol altına almak
amacıyla tansiyon ilacı (ACE inhibütörleri) kullanan kişilerden seçilmiştir. Dr. Allen, ACE inhibütörlerinin günlük aktiviteler sırasında oluşan yüksek tansiyonu kontrol altına almakta başarılı olurken, stresli
durumlarda başarılı olmadığını kaydetti. Araştırma sırasında tüm katılımcılar köpek beslemeye
yönlendirildi.

Araştırmanın başında, tüm katılımcılar tansiyonlarının gözlenmesi için 48 saatliğine monitöre bağlandı ve aktivitelerini kağıda dökmeleri istendi. İlk gün tansiyon ve nabıza dair veriler katılımcılar eşlerine bakarken kaydedildi. Bu veriler doğal stres kaynağı adı verilerek etiketlendi. İkinci gün, araştırmacılar tarafından kullanılan ve stres simülasyonu gerçekleştirmek amacıyla iki aktivite sırasında oluşan – engelli olan eşlere bakımda karşılaşılabilecek olası sorunlar konusunda bir konuşma ve bir elin buzlu suya batırılarak iki dakika bekletilmesiyle yapılan soğuk şok testi – kardiyovasküler bilgiler temin edildi.

Deney grubuna beslemeleri için bir köpek verildi ve diğer koşullar aynı kalmak üzere 6 ay boyunca kardiyovasküler değerleri ölçüldü. Bu noktada kontrol grubuna da köpek verildi ve bir 6 ay sonra tekrar ölçüldü.

Sonuçlar göstermektedir ki; köpekler bu tabloya girmeden önce bütün katılımcılar doğal ve simule edilmiş stresli durumlara benzer tepkiyi veriyorlardı. Dr. Allen’a göre”İlginç olan, konuşma ve soğuk şokun tansiyon ve nabızda büyük yükselmelere yol açmasına rağmen, eşle olan etkileşim sırasında bu değerler çok daha fazla yükselmektedir”.”Köpekler edinilmeden önce konuşma ve soğuk şok uygulandığında sistolik kan basıncı 28mmHg kadar yükselmekte iken, eşle olan etkileşim sırasında ise 52mmHg kadar yükselmektedir”

6 ay sonra köpeği olanların eşlerine destek verirkenki tansiyon seviyelerinde çok küçük bir atış gözlendirken, kontrol grubundakilerin tansiyon düzeyi ortalama 40mmHg ye yükseldi.12 ay sonra araştırmaya katılan tüm katılımcılar köpek sahibi olduğunda yine gruplar arasında çok küçük bir fark olduğu görüldü.

Dr. Allen’a göre “Bu araştırmanın bulguları göstermektedir ki, ev hayvanları, tansiyon ilacı kullanan yüksek tansiyon hastası insanlarda dahi günlük strese olan olumsuz tepkileri hafifletmektedir”. İlaçların tansiyonu düşürmesine rağmen, evde çok sevilen bir hayvan değiştiremeyeceğimiz bir faktör olan stresli bir insana karşı olan tepki ve davranışlarımızı iyi yönde etkilemektedir”

Bu araştırma İngiltere’deki Waltham Evcil Hayvan Beslenme Merkezi tarafından desteklenmektedir. Bircok evcil hayvan sahibi evde hayvan beslemenin faydalarini onaylamistir. Hicbir sey bir kedinin tuylerinin bacaklarinizi oksamasi veya bir kopegin size kuyrugunu salliyarak karsilamasina benzemez. Bugune kadar,hayvan sahibi olmanin faydalari ve rahatlatici unsurlari hakkinda bircok calismalar yapilmistir. Yakin bir zaman da, kalp hastalari uzerinde hayvan yardimi ile gerceklestirilen terapilerin faydalarina karar vermek icin bir arastirma yapildi. UCLA Tip Merkezi bilim adamlari hastanede yatmakta olan 76 hasta uzerinde yaptiklari calismalarda, 12 dakika kopek ile ziyaret edilen hastalarin,yalniz basina kopeksiz ziyaret edilenlerin veya hic ziyaretci kabul etmeyen hastalarin verdikleri tepkileri karsilastirdi. Sonuc hic de sasirtici degil, cunku insan-kopekden olusan takimin ziyaret ettigi hastalarin endiseleri %24 oranin da dusus gosterdi. Sadece insanlar tarafindan ziyaret edilen grup yalnizca %10 bir dusus gosterdi ve hic ziyaret edilmeyenlerde bir degisme olmadi. Velma’nin Hayvanli terapi programi 90’li yillarin sonlarina dogru Avusturalya’nin baskenti Sydney’de basladi. Bu fikir tamamen kendine aitti.Velma Harris’in tecrubeleri ve inanclari ; yalniz olanlarin veya fiziksel, ruhsal, beyinsel rahatsizligi olanlarin hayatinda hayvanlarin buyuk farkliliklar yarattigi yonundeydi. Bundan on yil once Velma “ Chronic Fatigue Syndrome” hastaligina yakalandi ve uc yil boyunca yataktan cikamadi. Bu surec icerisinde kucuk beyaz Kanis cinsi kopegi Honey, surekli onun yanindaydi ve moralini yuksek tutmasini sagladi. Velma iyilesmeye basladigi zaman, kopegi Honey’nin yeniden saglina kavusmasinda ne kadar cok yardim ettigini anladi. Honey onun ruh sagligini korumasinda ve zor gunleri atlatmasindaki en buyuk destekti. Velma evcil hayvanlara ulasamayan hastalarin duzenli ziyaretlerden yararlanabilecegini anlamisti. Arkadasinin kucuk arkadas canlisi, disa donuk kopegi ile yaslilarin yattigi bakim evlerini ziyaret etmeye basladi. Bu kucuk ve surekli mesgul Maltese Terrier Max evde herkesin nesesi olmustu. Kisa bir sure sonra bu terapi ziyaretleri duyuldu ve yaslilarin yattigi diger bakim evlerini de artan bir siklikla ziyaret etmeye basladilar. Insanlarin hasta olduklari, hastaneye yattiklari veya yaslanip bakim evine kabul edildikleri zaman evcil hayvanlarini birakmak zorunda olmalari aci bir gercek. Velma ozellikle bu konuya dikkat cekiyor. ”Bizler, hayvanlarindan ayrilmak zorunda olan insanlardan bir cok uzucu reaksiyonlar aliyoruz. Cogunlukla ayni gonullu ve hayvan, ayni hastayi ziyaret ediyorlar boylece hayvanla aralarinda kuvvetli bir iletisim saglaniyor. Hastalar cogunlukla kendilerini ziyaret eden hayvanlarin resimlerini saklamak icin istiyorlar cunku hasta ve hayvan arasinda bir bag olusuyor” dedi Velma. Kopekler cogunlukla iletisim ve aci gibi engelleri asip depresyonda olan insanlara yardim ediyorlar. “Ben genelde insanlara karsi duyarli olmayan bir cok hastanin, hayvanlar tarafindan ziyaret edildiklerin de ne kadar eglendiklerine sahit oldum” dedi Velma. Gecmis yillar da, Velma tahminen 600 gonulluyu programa yardim etmeleri icin egitmis. Su anda, Southern Highlands bolgesinde 50 gonullu aktif bir sekilde programlara katiliyor. Velma her zaman daha fazla gonullulere ihtiyaclari oldugunu ve programin ozel egitim gerektirdigini soyluyor. Bu program yalnizca komutlari dinleyen ve egitimli bir sekilde yuruyen kopegi bakim evine goturmek degil. “Terapi gibi Hayvanlar” kursu saglik ve guvenlik konularini icermektedir bu nedenle de becerikli insanlara ihtiyacimiz var dedi. Bu bizim en yuksek derecedeki gonullulerimiz ayrica diger gonullulere de ihtiyacimiz var. Bu kisiler bize maddi kaynak saglamak ve program hakkinda farkindalik yaratmak amaciyla duzenledigimiz aktivitelerde yardim edebilirler diye sozlerine devam ediyor Velma. “Terapi gibi hayvanlar” programi kopekler disinda ki diger hayvanlari da kullaniyor. Ornek vermek gerekirse, tavsan ve fareler de bu program dahilinde kullanilmislar. Velma kullandiklari hayvanin arkadas canlisi ve degisik insanlarla bulusmaktan zevk aliyor olmasinin yeterli oldugunu soyluyor. Velma programi icin devletten hic bir yardim almiyor bu nedenle masarflarini karsilamak icin bagis toplama aktivitelerine guveniyor. Bir kac tane sponsorlari var, bircok veteriner kendilerine yardim ediyor ayrica Supercoat kisa bir sure once programin ana sponsoru oldu. Onlar bizleri daha cok Hayvan Terapileri uygulayacagimiz kuruluslara sokmakla yukumluler. Hayvanlar insanlar icin en buyuk teselli ve kisa bir gorusmenin dahi hastalar uzeride bir cok positif yan etkileri var. Insanlar daha cok sevildigini hissediyor, daha mutlu ve sakin oluyorlar. Insanlarin korktugu, kendilerini iyi hissetmedigi veya depresyonda oldugu donemlerde butun bu Hayvan Terapileri son derece faydalıdır.
Evcil hayvanlar, zihinsel engelli bireylerin sorumluluk duygusunun gelişmesine de yardımcı olacaktır. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Selahattin Şenol’un yaptığı bir araştırmaya göre çocuk, hayvanın beslenmesi, gezdirilmesi gibi işleri üstlendiğinde, karşılığında hayvanın ilgi ve sevgisini de kazanacaktır. Bu işler aksadığında hayvan huzursuzlaşacak veya sağlığı bozulacaktır. Bir varlığın kendisine ihtiyacı olduğunu bilmek, zihinsel engelli çocuğun kendine güvenini pekiştiren bir durumdur. Ona bakarak bir şeyler vermenin, yardım etmenin zevkini tadacak; onu sahiplenerek bağlılık duygusunun farkına varacaktır. Hayvanların da zaman zaman hastalanarak aşı olmalarının gerekmesi, zihinsel engelli bireylerin yaşadığı deneyimlerle ilgili olarak ona destek olacak ve bu tür olumsuz durumlarla daha etkin şekilde başa çıkmasına yardım edecektir. Böylece zihinsel engelli birey, insan ilişkilerinin temelini oluşturan sevmeyi, paylaşmayı, korumayı ve kendine yeterek bağımsız bir kişi olmayı öğrenecektir. “Ruhsal gelişimin işlem öncesi döneminde, bireyin olaylar ve yaşadıklarıyla ilgili neden-sonuç ilişkisini belirlemeye yönelik becerisi yoktur. 5-6 yaşlarında işlem dönemi başlar.Ancak, soyut kavramları anlama yeteneği gelişmemiştir. Soyut kavramlar, ancak 10-11 yaşlarından sonra anlaşılabilecektir. Soyut işlem öncesi dönemde, çocuklar; doğumu, ölümü ve başkalarının duygularını anlamaya yönelik sorular sorarlar ve bunların somut kavramlarla açıklanmasını isterler. Anne ve babalar, çoğu zaman bu tür sorulardan kaçarlar veya karşılarında bir yetişkin varmış gibi açıklamalar yaparlar. Bu açıklamalar ya çocuğun kaygısını artıracak ya da onun için anlamsız kalacaktır” dedi.

Böyle durumlarda, evcil hayvanlar önemli bir rol oynayacaktır. Özellikle doğum ve ölüm gibi kavramları bir hayvanla öğrenmek, çocuğun bu farklı bilgilere uyumunu sağlayacaktır.

Uzmanlar günümüzde insanların daha mutlu, huzurlu yaşaması ve stresten kurtulması için hayvanların dostluğuna sığınmayı tavsiye ediyorlar. Evcil hayvanlar üzerinde araştırma yapan uzmanlara göre, evinde evcil hayvan besleyenler, daha az hastalığa yakalanıyorlar, hastalıklardan daha kolay ve çabuk kurtuluyorlar, daha uzun yaşıyorlar, çevreleriyle daha uyumlu ve sağlıklı iletişim kurabiliyorlar. Evcil hayvanlarla yakın temas ayrıca kan basıncını da düzenlemektedir. Stresin yol açtığı tansiyon düşüklüğü olanlardan evinde hayvan besleyenlerde böyle bir durum ortaya çıkarılmıştır. Hayvan sevgisi, sahiplerini duygusal ve fiziksel olarak olumlu yönde etkilemektedir. Bunun nedeni, hayvan sevgisinin, insanları duygusal ve fiziksel olarak olumlu etkilemesidir. Araştırma, stresi en yoğun meslek gruplarından birinde, borsada broker olarak çalışanlara arasında yapıldı. Yalnız yaşayan bu kişilerin ilk önce tansiyonları kontrol edildi. Bir çoğu hipertansiyon hastası adayıydı. Stres altında iken bu kişilerin ortalama kan basıncı 184/126 mmHg idi. Araştırmanın devamında deneklere bir hipertansiyon ilacı olan lisinopril verildi. Ayrıca deneklerin yarısı da evlerinde köpek veya kedi beslemeye başladılar. İkinci stres testi bundan 6 ay sonra tekrarlandı. Sadece ilaç kullanan grubun kan basıncı stres altındayken 141/94 mmHg civarına düşerken, evcil besleyenlerde 130 mmHg civarındaydı. Sonuca göre evcil hayvan besleyenler stresle daha iyi baş ettikleri ortaya çıktı. Bazı eğitim kurumlarında problemli çocukların eğitiminde, evcil hayvanlar başarıyla kullanılmaktadır. Örneğin hiperaktif olup sakinleştirilmesi mümkün olamayan çocukların kucağına bir kedi veya tavşan verildiğinde birden sakinleştikleri gözlenmiştir. Hayvanların, kendisine ihtiyacı olduğunu bilen çocukların kendine olan güven duygusu artmaktadır. Çocuklar evcil hayvanlarla örneğin muhabbet kuşlarıyla sevinç ve üzüntülerini paylaşabilmektedir… Özellikle doğum ve ölüm gibi olayları bir hayvanla öğrenmek, çocuğun bu gibi farklı bilgilere uyumunu sağlayacaktır. Örneğin engelli bireyin balığının ölmesi ile balık için düzenlenen bir tören, onun bu ölüm kavramına alışmasını sağlayacak ve yeni bir balığın alınması, hayatın sürdüğünü anlamasını sağlayacaktır. Nitekim bazı engelli çocukların, bir yakınlarını kaybettiklerinde veya yakınlarından ayrı kaldıklarında, ya da yakınları hastalandığında aşırı üzüldükleri ve fazlasıyla duyarlı oldukları bir gerçektir. Çocuk, hayvanın gezdirilmesi, beslenmesi gibi işleri üstlendiğinde, karşılığında hayvanın ilgisini ve sevgisini kazanacaktır. Çocuk hayvanı gözleyerek, bir şeyler vermenin, yardım etmenin zevkini tadabilir, onu sahiplenerek bağlılık duygusunun farkına varabilir. Hayvanların da zaman zaman hastalanarak tedaviye ihtiyaç duymaları; çocuğun kendi yaşantılarıyla ilgili olarak hayvana destek olması, bireyin kendi sorunlarıyla daha soğukkanlı ve bilinçli mücadele etmesini sağlayacaktır. Çocukların sevdikleri birini kaybetmeleri, okulunu değiştirmeleri, anne babalarının ayrılması gibi durumlarda, evcil hayvanlar, yerine koyma ve paylaşma işlevi görebilecektir.

Zihinsel ve bedensel engelli çocuklar Türkiye’de, dünyada çok az yerde uygulanan bir yöntemle rehabilite edilebilmektedir: Hipoterapi. Yani “atla tedavi.”
Zihinsel ve bedensel engelli çocuklar atlarla kurdukları iletişim sayesinde vücut yapılarını dengeleyip yürümeyi başarmaktadır.
“Genç ve zengin kadının sevimli kızı at binmeyi çok sevmektedir. Ne var ki bu sevgi, bir gün atıyla kaza geçirmesine yol açar ve kızın bir bacağı kesilir. Kız dünyaya küser. Anne, yavrusunu tekrar hayatla barıştırmak için denemedik yol bırakmaz. Sonunda çözümün yanı başında olduğunu farkeder: At iyileşirse çocuk da iyileşecektir. Kadın, atlarla konuşarak, onlara dokunarak “sağlık yayan” bir adamın varlığından haberdar olunca umutlar iyice yeşerir. Yeşeren umutlar boş çıkmaz, ata dokunan, onun yürek çarpışını ve yaşama azmini kendi yüreğinde de hisseden küçük kız yaşama tekrar bağlanır… “ Bu, Amerikalı yazar Nicholas Evans’ın geçen yıl Türkçe’de de yayımlanan “Atlara Fısıldayan Adam” adlı romanının konusu. Robert Redford ve Nathalie Portman’ın oyunculuğuyla filme de çekilen bu hikâye aslında iki yüzyıllık bir geçmişe sahip. Tam iki yüzyıldır atlar, hasta, engelli çocukların tedavisinde kullanılıyor ve bu yönteme “hipoterapi” adı veriliyor. Türkiye’deki bedensel ve zihinsel engelli çocukların hipoterapi ile tanışması ise ancak 1996 yılına rast geliyor…
Bedensel ve zihinsel engelli çocukların atlarla buluşmasını ve bu yöntemle engellilerin tedavisini Türkiye’de ilk uygulayan isim bir genetik uzmanı; Ayşe Saylı. Saylı, engelli çocuklarla ilgili tıp literatürünü tararken tedavide kullanılan ilginç bir metod keşfetmiş. “Hipoterapi” adı verilen bu yöntem zihinsel ve bedensel engelli çocukların, at sevgisi ile tedavisini sağlamak amacıyla yaklaşık iki yüzyıldır deneniyormuş. 7.6 milyon engellinin bulunduğu Türkiye’de bugüne kadar bu yöntemin yaygın bir şekilde uygulanmaması ise üzücü. Bu yöntem denenmeye karar verildiğinde işler kolay yürümemiş: Atla tedavi konusunda bir iki çeviri kitap dışında bir şey yoktu. Anadolu Country Club yardım elini uzatmış. Kulüp engelli çocuklara kapılarını kaçmış. Kuş sesinden bile ürkebilecek kadar hassas olan bu atlar, seslerini ve hareketlerini kontrol edemeyen engelliler karşısında tepki vermemeleri için özel olarak eğitilmiş. Şimdi, engelli çocuklardan “şanslı” bir grup bu atların sıcaklığı ve yaşama sevinciyle tedavi oluyor.

Engelli çocuklarla atların ilk buluşması 1997 Haziranı’nda gerçekleşti. Piknik diye gittikleri eğlencede farklı bir “yaratık”la karşılaşan çocuklar önce yeni dostlarından biraz korktu. Terapistler onlara resimlerden hatırlatmalar yaparak, yabancının bir “at” olduğunu anlattılar ve ilk olumlu sonucu aldılar. Kısa süre sonra harada ortalığa dağılan çocuklar atlarla birlikte koşup oynuyordu. Gerçi aralarında korkusundan bir köşede ağlayan da vardı ama çocukların büyük kısmı atlara binmek için sabırsızlanıyordu. Bu ilk “hayat işareti”ydi. İlk randevuyu diğerleri izledi. Her hafta salı sabahları öğretmenleriyle güle oynaya şehir dışına çıkmaya başlayan çocuklar, yaklaşık 40 dakika süren bir yolculuktan sonra Anadolu Country Club’a varıyorlardı. Karşılama töreni her zaman hazırdı: Açık havada dönüp dolaşan çeşitli renk ve cinsteki atlar ve onların Hollandalı, sarışın, güzel mi güzel seyisleri… Haradaki atlar da çocukların aşırı tepkilerine, yersiz çığlıklarına, seslerine alıştı zamanla. Bir ay bu “atlı piknikler”le geçti. Artık çocuklar at binmeye, üstelik bu işten bir hayli keyif almaya başlamıştı. Hipoterapinin en önemli unsuru aşılmış, çocukla atın sevgi bağı oluşturulmuştu. Engelli çocuklar tedaviden altı ay sonra gözle görülür fizyolojik ve psikolojik değişimler yaşadı. Her şeyden önce güveni, hayvan sevgisini ve sorumluluğu öğrenmişlerdi. Aileleri ise onlardan daha mutluydu. İsminin açıklanmasını istemeyen bir engelli annesi adeta hepsine tercüman oluyordu: “O kadar iyi gözüküyorlar ki, tek başlarına bir şeyler yapabiliyorlar. Artık ‘Biz ölünce çocuklarımıza ne olacak’ korkusundan sıyrılmaya başlıyoruz hepimiz.”

Bedensel ve zihinsel engelli tüm çocuklara uygulanabilen hipoterapinin belli kuralları var. Hangi çocukların tedaviye katılacağı, at üzerinde hangi egzersizlerin yaptırılacağı bu kurallar çerçevesinde belirleniyor. Terapistler atla tedavi edilecek çocukları bu doğrultuda “Spastik” ve “Zihinsel engelli” olarak iki gruba ayırmış. Aslında bu çocuklar birbirinden farklı özellikler taşıyor. Ama farklı tekniklerle hepsine hipoterapi uygulanabiliyor. Mesela spastik çocuklar normal çocuklara göre aşırı gergin kaslara sahipler. Vücut dengelerini kuramadıkları için ayakta duramıyorlar. Birinin yardımı olmadan hayatlarını sürdüremeyen spastiklerin sürekli egzersiz yapmaları gerekli. Fizik tedavi ünitesinde bu egzersizler yaptırılıyordu ama hipoterapi ile inanılmaz bir gelişme yaşandı. Hipoterapi gereği spastik çocuklar çıplak ata eğersiz bindiriliyor. Atın vücut sıcaklığının gergin kaslara temas etmesi sonucu çocuklarda büyük bir gevşeme gerçekleşiyor. Örneğin bir yıl önce tek başına ayakta bile duramayanlar, bugün kendi başlarına merdiven çıkabiliyor. Çocukların kendi kendilerine hareket edebilmelerinden duydukları sevinç de psikolojik bir rahatlama getiriyor tabii. Hipoterapi sadece spastiklerde değil, zihinsel engellilerde de başarı sağlayan bir metod. Zihinsel engellilerin atla tedavisinde farklı bir yöntem izleniyor. Vücut kasları aşırı gevşek, eklemleri çok oynak. Hipoterapi ile vücut denge ve kontrollerini sağlamaları amaçlanmış. Sonuçta, tahmin edilenden daha büyük gelişmeler kaydedilmiş. Zihinsel engellilerdeki büyük gelişme, at tırıs giderken eklemlerini kasmaları sonucu ortaya çıkıyor. Spastiklerin aksine eğerle at binen çocuklar at üzerindeyken kendi kendilerine sırt kontrollerini kurmayı becerdiler. Şimdilik yaşları 3 – 24 arasında değişen 60 öğrenciye hipoterapi yöntemi uygulanıyor. Bunlardan bazısı iyileşip evine dönmek üzere. Çocukların büyük bölümü ise haftada bir gün atlarla buluşmaya devam ediyor. Bir fizyoterapist ve bir at eğiticisi eşliğinde 15’er dakikalık sürelerle toplam altı saat at biniyorlar. Daha tam olarak ne yaptıklarının pek farkında değiller, konuyla ilgili yorum yapmaları ise imkânsız. Gözden kaçmayan tek şey at bindikleri zamanki mutlulukları. Hayatla kucaklaşmanın, vücutlarını özgürce kullanmanın gerçek mutluluğu bu. Çocuklara hayatı ve yaşama sevincini “fısıldayan” atların bunda payı büyük tabii…
İlk kez MÖ 5. yüzyılda Yunanlı askerlere uygulanan hipoterapi tedavisi, daha sonraki yüzyıllarda unutulmuş. 19. yüzyıl İngiltere’sinde yeniden uygulanmaya başlanmış ama o dönemde de sürekli bir tedavi yöntemi olarak kullanılmamış. Bugün İngiltere ve Avustralya’da iki merkezde uygulanan hipoterapi yöntemi, ABD’de bazı özel kliniklerde deneniyor. Hipoterapinin Batı’da yaygın bir tedavi yöntemi olmamasının en önemli nedeni maliyetinin yüksek olması. Ancak yöntem çocukların hepsine uygulanmıyor. Hipoterapi tedavisi görecek çocuğun algılamasının gelişmiş olması, komut alabilecek düzeyde olması gerekiyor. İyileşme süresi de yine çocuğa göre değişiyor. Atla tedavi uygulamasına başladıktan altı ay sonra , kendi başına yürüyemeyen çocukların vücut dengelerini kurabildikleri görülmüş. Yürümeyi başaranlar, hipoterapiden ayrılıp fizik tedavi merkezindeki egzersizlerine dönüyorlar. Aşırı derecedeki hiperaktif öğrenciler için Yunus Balıklarından da faydalanılabilir. Yunuslar ve insanlar arasındaki fiziksel kontağın fizyolojik ve psikolojik açılardan olumlu etkileri araştırıldığında normal çocuklardan farklı eğitime ihtiyacı olan engelli çocuklarla ilgili çeşitli alanlarda başarılı sonuçlar alınmıştır. ABD, İsrail, Avustralya, Portekiz ve Meksika da bu konu ile ilgili çeşitli merkezler çalışmalar yapmaktadır. Yunuslarla oyun terapisi yönteminde, çevresindeki dünya ile iletişim kuramayan çocukların yunuslarla kolayca iletişim kurdukları gözlenmiştir. Bu özellik onların eğitiminde kullanılmaktadır. ABD’ de bu konuda çalışmalar yapan eğitim psikolojisi profesörü David Nathanson, yunus balıkları ile yüzmenin otistik özellikleri olan çocuklarda endorfin salgısını etkilediğini, bağışıklık sistemini uyararak T hücrelerinin (vücudumuzun savunma hücreleri) üretimini hızlandırdığını belirtmektedir.

Prof. Nathanson insanlardaki fiziksel limitasyon ve engellerin yunus balığının doğal sonar sistemi ile algılandığını, özellikle şişe burunlu yunusların otistik özellikleri olan çocuklarla birlikte terapide kullanılması ile olumlu sonuçlar alındığını belirtmektedir.

Yunus balıkları ile yüzme tek başına otistik özellikleri olan çocukların iletişim kurmalarını kolaylaştırdığı gibi, formal bir eğitim sistemine paralel olarak motivasyon amaçlı da kullanılabilmektedir. Bireysel eğitim alan çocuk bu eğitimde kazandığı başarılar için yunusla yüzme ile motive edilir. Evet, netice olarak evcil hayvan terapisinin verimli bir şekilde uygulanması ile engelli çocuklarda olağanüstü gelişmeler sağlamak mümkündür.

3 Yorum
  1. 14 Ekim 2008
  2. 06 Kasım 2009
  3. 01 Eylül 2010

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir