TÜRKOLOJİ TARİHİNDE 1926 BAKÛ TÜRKİYAT KONGRESİ

TÜRKOLOJİ TARİHİNDE 1926 BAKÛ TÜRKİYAT KONGRESİ

Mustafa ORAL
(Akdeniz Üniversitesi, Türkiye)

Giriş

Türkolojinin tarihsel gelişimi henüz layıkıyla yazılmış değildir. Akademik Oryantalizmin bir kolu olarak ortaya çıkan Türkolojinin, Türklük fikrine eşdeğer bir tarihi vardır. Ve bunun bilimsel şekilde incelenmesi önümüzde yeni ufuklar açabileceği gibi, önemli bir araştırma sahası (Türkoloji Tarihi) da olabilecektir. Türkoloji tarihi, Türk tarih yazımının ve tarih anlayışının tarihi kapsamında, Türk kültür ve düşünce hayatının, yani Türklük bilimi araştırmalarının merkezi olmalıdır.

Bu yöndeki araştırmalara ise Türkoloji kongrelerinin birincisi kabul edilen Bakû Türkiyat Kongresi ile başlamak istiyoruz.
Türkoloji tarihi, romantik milliyetçilik ve tarihsel düşüncenin gelişimiyle yakından ilgilidir. Alman âlimi Johann Herder, halk kültüründen “modern millet” yaratma sürecinin çerçevesini çizmenin yanısıra romantik milliyetçiliğin asgarî öğelerini de öngörmüştü. Herder’e göre millet, statik değil, dinamik; gelişen, yaşayan bir organizmadır. Bu gelişimde dilin merkezî bir önemi vardır ve ulusal farklılık önemlidir. Bu süreçte ulusçu aydının, edebî yaratıcı, aynı zamanda ulusal tarihçi ve sözlükçü ve de eylem adamı kimliği belirleyici öneme sahiptir. Kısacası, Herder’in veciz ifadesiyle, “Bir şair çevresinde bir ulus yaratır, görülecek bir dünya verir ve onların ruhunu bu dünyaya götürmek üzere elinde tutar.”
Romantik milliyetçi düşüncenin gelişimi ulusal tarih anlayışının oluşumunu da etkilemiştir. Friedrich Hegel, 1820’lerde verdiği tarih üzerine derslerde, öğrencilerine, “Bir halkın asıl, nesnel tarihi ilkin onun bir tarih bilimine sahip olmasıyla da başlar” diyordu. Hegel’e göre bir halkın nesnel tarihi için gerekli olan öncelikli unsur ise kaynaktan tarihinin, yani tarihinin ilk dönemlerine ilişkin birincil kaynaklarının olmasıdır. Bunların bilimsel metoda uygun şekilde işlenmesiyle, bir ulusun nesnel tarihi de ortaya konulmuş olacaktır1. Hegel’in ulusal tarih yazımı hakkında söylemek istedikleri kısaca böyledir.
Türkiye’de ulusal tarih biliminin gelişimi ise yukarıdaki fikirleri de içerecek şekilde bir oluşum izlemiştir. Ecnebî bilginlerin de olumlu/olumsuz katkılarının bulunduğu bu oluşum, Türklük bilimi2 adıyla bilinir. Bunun tarihî gelişimi henüz yeterince incelenip ortaya konulmuş değildir. Bu makalede 1926’da Bakû’da yapılan Birinci Türkiyat Kongresi’nin Türkoloji tarihindeki yerini ve Türkiyat araştırmaları üzerindeki etkilerini irdeledik.