TÜRKMEN İNANÇ ÖNDERİ ŞEYH HASAN

TÜRKMEN İNANÇ ÖNDERİ : ŞEYH HASAN
(SULTAN ONAR, OCAKLARI ve AŞİRETLERİ)
İsmail Onarlı
Bölüm – II
 
VII. ŞEYH HASAN VE ONAR KÖYÜ’NE AİT BELGELER
Eski Türkler’in tarihi üzerine araştırma ve inceleme yapan; yabancı ve Türk tarihçileri, Türklerin içtimai teşkilatlanmasını özetle şöyle anlatmaktadırlar:
Türklerde temel unsur; “ kan akrabalığına dayanan birlik” yani oymak esasıdır. Oymağın her üyesi kendisinin ortak bir “ata”dan geldiğine inanırdı. Türklerde kölecilik sistemi olmadığından şu veya bu nedenle oymağa sonradan dahil olanlarda aynı birliğin üyesi sayılırlardı.

Zamanla oymaklar dal-budak salarak obalar halinde genişlerler. Bu büyümeye karşın her oba veya oymak bölüntüsü yine de kendilerini soy olarak başlangıçta ki “ata”ya çıkarırlardı. Göçebe Türkmen Oymaklari, her yeni doğan çocuğa, Ata, dede ve babalarının dair oldukları boylarıyla şecerelerini öğretirler ve bundan dolayi da kabilesini ve kökenini bilmeyen kimse kalmazdı.
Üçyüzün üstünde görüştüğüm ve 70 yaş üzerindeki Dede ve Koca’lar Türkistan ve Horasan’dan Anadolu’ya göçlerinin öyküsünü ve ata şecerelerini tek tek anlatmışlardır.
’ndan olan Şeyh Hasanli Aşiretleri de Türk Töresi’ni bugüne değin sürdürerek; “Ced Şeceresini” nesiller boyu “Sözlü Tarih”le yaşatarak ortak hafizalarına kayıt etmişlerdir.
Bodik Tomarları (vesikaları); Şeyh Hasan Köyü’ndeki şecereler, Onar Köyü’ndeki Selçuklu ve Osmanlı belgeleri, Adaf Köyü’ndeki şecere ve Ağdat Köyü’ndeki belge, mezar taşları ve eşyaların tetkik ettik.
Söylenceler, izinnâmeler, icazetnameler, şecereler, vakfiyeler, hüccetler gibi belgeler; Hacı Bektaş, Erdebil, Kerbelâ, Meşhed dergâhlarına onaylattıkları gibi zaman zaman da Selçuklu ve Osmanlı Sultanlarına onaylatmışlardır. Bu nedenle her onay makamından dönem dönem farklı soykütükler ile tarikat yol kütüğü birbirine karışarak ve şerhlenerek çıkmıştır. Şeyh Hasan’in soyunu ya da tarikat yolunu kimisi Zeyd’e, kimisi Muhammed Hanifi’ye veya Musa-ı Kazım’a çıkarak dergah seyyid ve şeyhleri belgeleri imzalamış, bazı makamlarda onaylamıştır. Bu belgeleri tek tek irdelemeyeceğiz. Sadece tarihi gerçeğe en yakın olan Onar Köyü’ndeki bazı belgeleri özetleyerek vereceğiz ki, araştırma bölgemiz, konumuz, içerik ve kanıtsal olarak daha iyi anlaşılsın…
 
1.VAKFİYE:
I.Alaeddin Keykubat (1219/20-1237/8) dönemine ait On-Er Zaviyesi’ne ait vakıf belgesi aynı zamanda Onar Köyü’nün kuruluşunu ve sınırlarını da belirleyen bir vesikadır.
[1 Rebiülahır 621] = 22 Nisan 1224 Pazartesi günü düzelenen vakıf seneti 25 Cm eninde ve 37,3 Cm. boyundadır. Baş kısmı Dua, Allah ve Peyganber’e salât ve selam ile Vakfın önemini belirtmektedir. Ana bölümleri şöyledir :
“Hamd olsun ol zât- [ı ecill-i] a’lâ, ziyâd [e]”
“ Şeri’atın nûru sebebi ile ve şer’-i şerifin ahkâmının nûru sebebi ile ve hadis…….” (…..)
“İmdi rıza’ullaâhi Te’âlâ vakf eyledim. Muazzez ü mükerrem olan Şeyh Hasan’a {Oner} dimek ile ma’rufdur. (…) İmdi Mir-i a’zam vakf eyledi ve tecviz eyledi., Şey Hasan içün kavlen ve fi’len tasarrufu içün izn-i şer’le ve hüsn-i ihtiyâr-ile cebr ile güç ile değil.”
“Beyân olunan mülklerin cümlesini Şeyh Hasan Oner içün hak kıldı ve mülk kıldı ve elinde kıldı ve tasarrufu altında kıldı ve bu vakfın cemi’-i yerleri Oner dedikleri köyde vâkidir ve bu hudûdun kıble cânibi [Uzun Tirsek]……. şimal cânibi [Tut Ağacı] dedikleri mahaldir….
….. ve levâhiki ile zikr olunan hudutların cümleten vakf eylemişimdir. (…..)
“……halas içün bir vakf ile vakf eyledim ki, ol vakf şer’idir ve sahihdir ve hakkına ri’âyet olunmuştur. Kimseye satılmaz ve hibe olunmaz. Ve meşhûr zaiye ev [kafına vakf] olunmuştur. “On-er Zaviyesi“ dimekle meşhurdur. Ve bu tevliyeti ve görüp gözetmesini ve emr-i vakfı tahsil etmesini kıldım. Şeyh Hasan içün ve evlâdı ve evlâd-ı evlâdı içün kıldım ve bu vakf-ı mezbûrun şartı tağyir olunmaz ve aslı tebdil olunmaz ve hâkim sıhhati ile hükm eyledi ve herkim ki, tebdile sa’y iderse beylerden ve kadılardan ve Vüzerâdan Hak Te’âlânın
lâ’neti anın üzerine olsun ve melâikenin ve cümle halkın lâ’neti onun üzerine olsun.”
“Tahriren fi ğurre-i şehr-i Rebiülâhir. Senete ihdâ ve işrine ve sitti-mietin.” *
ŞEYH HASAN’A VAKFIN VERİLİŞ İNİ KISACA YORUMLARSAK:
Şeyh Hasan Onar, Türkmen topluluklarından çok çeşitli kolları olan bir Bayat oymağının ana tarafından Ali soylu inançsal başkanı “Şeyhi”, ve yönetici önderi “Beg’i” konumundadır. 1224 yılında (Hicri 621) Sultan Alaaddin Keykubat adına, “Mir-i Azam beledisi”, yani bölgenin yüce Emiri tarafindan Şeyh Hasan’a, sınırları belirtilen ve içinde bugün Onar köyü bulunan arazi Zaviye vakfı olarak verilmiştir. Sınırboyu yerleşim yeri olarak burası, kendisine bağlı Türkmen aşiretlerinin inançsal ve yönetim merkezi durumuna girmiştir. Ancak zaten onun konar-göçer grupları, Anadolu’ya girdiğinden beri, Malatya’nın kuzeyinde Tohma suyunun Fırat’a karşıtı yerden , Arapgir’e kadar uzanan topraklardan ekip-biçme, yaylak ve konaklama olarak yararlanmaktaydı. Şeyh Hasan, Sultan Alaaddin’e, Massara kalesindeki tutuklu günlerinden beri yakın bulunmaktadır. Ayrıca Selçuklu büyük Emirlerinden Bahaaddin Kutluğca’yı Irak topraklarında tanımış. Kendisine vakfı veren Eseduddin Ayaz ve Mubarezüddin Ertokuş ile 1223’te Kalanoros (Alaiye) kalesinin fethine katilmiştir. 1226’da Alaaddin’in doğu (Fıratboyu) seferlerinde, Şeyh Hasan zaviyesinin gelirini, Sultanın askerlerinin beslenmesi ve donanımına harcamış. Kendisi de savaşçı erleriyle birlikte bu fetihlere katılmıştır.
Öyle anlaşıyor ki, Şeyh Hasan kendisini başlangıçte, Sultan’ın hizmetinde de bir Emir görmeye başlamış ve belki de bir temlik bekliyordu. Nüfusu kalabalık, insan ve silah gücü yerindeydi. Malatya yazılarında Tohma ve Fırat boylarında konar-göçer yaşarken zindandaki Sultan’a gönüllü korumalık yaparak çok yakınında bulunduğundan, büyük vaadler almış olmalı. Kuşkusuz bazı sırlarını da biliyordu. Ne zamanki, bizzat eliyle onu zindandan çıkartıp götürerek tahta oturtan emir Seyfeddin ve Bahaaddin Kutluğca dahil, tam yirmidört emiri bir gecede boğdurttuğunu duyduğunda, herhalde büyük korkular yaşadıktan sonra kendine gelmişti.
Şeyh Hasan, çok geniş olan Bayat boyu insanlarını yerleştirebileceği bir il veya büyük bir belde arazisi temliği ve Sultan Sarayı’na yakın olmayı beklerken, sadece kendi kabile ve sülalesi için küçük bir zaviye vakfi ile arazi bağışlanmış. Olasıdır ki, Horasan, Irak ve El Cezire’den çekip Anadolu’ya getirdiği binlerce çadırlık koca Bayat Boyu bu nedenle dağılmıştır. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat bütün Alevi Türkmenleri sınır boylarına yerleştirerek, şeyhlerine-pirlerine Sünni şeriati kurallarınca –istendiği zaman gelirini devletin kullanması koşuluyla- bir zaviye vakıf arazisi vererek, merkezi hükümeti güvenceye aliyordu. Konya Selçuklu Sultanlarının devlet siyaseti buydu. Onu hayal kırıklığına uğratan aynı durum, Şeyh Hasan için de geçerlidir. Çünkü bu, Selçuklu Sultanları tarafindan Melikşah’tan beri uygulanan, Nizamülmülk (ö.1092)’ün koyduğu siyasetti: Türkmenler-Oğuzlar yönetime yaklaştırılmamalı, bir başka deyişle yönetimden alabildiğine uzak tutulmalıdır!
Böylece Şeyh Hasan’ın Bayat Türkmenleri de öbür Türkmen grupları gibi yönetimin ve emirlerin baskı ve zulümden nasıbini almış. Sonuçta Şeyh Hasan kendini Baba İlyas-Baba İshak önderliğindeki büyük Babai başkaldırı hareketinin içinde bulmuş ve onun hazırlayıcılarından olmuştur…
Fakat, Vakfiyye Senedi’nde belirtilen topraklar; Sultan Alaeddin Keykubat’tan bugüne kadar Onar Köyün sınırları küçük değişmeler dışında korunarak gelmiştir. (53)
 
2. Sultan III. Murad’ ın (1574-1595) Fermanı:
Fermanın baş tarafında 3.Murad’ın tuğrası vardır ve özetle şöyle demektedir:
Padişah silahtarlarından, “Kurt” adında biri ONAR’ı tımar kabul ederek köylülere
zorluk çıkarır. Bunun üzerine: Onar Köyü’nden Şeyh Ahmed, Şeyh Ali ve Şeyh Muhammed, padişaha dilekçe vererek: “raiyyet oğlu olmadıklarını, ellerindeki arazi için miri-ye 400 akçe verdiklerini,buna dair ellerinde Emr-i Şerif ve Defter-i Hakani olduğunu” belirterek bu duruma engel olması isterler.
Padişah 21 Şaban 1000 (M.1592) Kostantiniye; tarihli fermanla Arapgir Kadısı’na emir vererek:
“İrade-i Seniyye mucibince… ve Defter-i Cedid-i Hakâni üzerine” köylülerin tasarruflarından olan yerlere tecavüz olunmamasını, zorluk çikarilmamasni buyurmaktadir.
 
3. Sultan İbrahim (1640-1648)’in Fermanı:
Onar Köyü halkından Seyyid Osman oğlu Mustafa, Dersaadete yolladığı dilekçesinde: “Ben Vakıf arazisinde ikamet etmekteyim, Sâdattan olduğuma dair elimde, Şecere ve Hüccet-i Şer’iyye vardır. Yeni yazımda vergi hanesine yazılmadığımdan dolayı ileride bir engel çıkarılmaması için hatanın düzeltilmesini arz etmektedir.” Padişah’ta:
İrade-yi Seniyye de:”Hazine-yi Amire’de Vakıf Defteri’ne bakılınca yeni defterlerde Altı nefer buçuk avariz (vergi) hanesi olmak üzere kayd edildiğini lâkin, Osman bin Mustafa adı geçen haneye dahil olmasa bile rencide edilmemesi; Şecere ve Hüccet-i Şerriyye’ye muhalif ve Tahrir-i Cedide muğayir edilmemesi” hususunda, Arapgir Kadısına hükmün ifası için emir buyurmaktadır.
28 Rabiyyülâhir 1055 (M. 1645) Kostantiniye
(Tarihinde yazılarak gönderilmiş,bir nüshası da şahsın eline verilmiştir.)
 
4. Sultan II. Ahmed (1690-1695)’in Fermanı
Arapgir Kazasında vaki, Mezra-i Şeyh Hasan‚ ayırı ve Oner demekle maruf vakf mezraya senede 300 akçe vererek sahip oldukları, Padişah’ın tahta çıkması nedeniyle ellerindeki; Berât-ı Şerif’in yenilenmesi dileğiyle, Mehmet ve Hasan ve Osman ve Mahmut namlı kişiler dilekçe verirler…
Padişah ise:
Berat-i Saâded verdim. Buyurdum ki: Kimse onları incitmesin, eskiden olduğu gibi, o yerlere ve Vakf-ı Mezra-yı mutasarrıf kıldım, sahip olsun işlesinler… (demektedir.) Ve Arapgir Kadısına emir vermektedir.
16 Cemaziye’l âhir 1102 (1691) Kostantiniye
(Fermanın arkasında defter kayıdı ve mühür vardır)
 
5. Sultan II. Mustafa (1695-1703)’nın Fermanı:
Fermanın başında padışahın tuğrası ve nişanı olup özetle şunlar yazılmıştır:
Arapgir Kazasında vaki, Mezra-ı Şeyh Çayırı ve ONER demekle mârûf Vakf- Mezra senede 300 akçe ile Mehmed ve Hasan ve Osman ve Mahmut; bilfiil Berât-ı Şerif’le mutasarrıfları olup, Padişah’ın tahta geçmesi üzerine yenilenmesi için, Dersaadete müracaat ederler…
Padişah; Berâtlari onaylayarak, Berat Mütevvellisinin Hazineye devrini, Vakf-ı Mezra’ya usulüne uygun mutasarrıfının devletçe tayini ve devamına karar vererek, Arapgir Kadısına buyurur.
1 Rebiyyü’l Ahir 1107 (1695) Kostantiniye
 
6. Sultan III. Ahmed (1703-1730)’in Fermanı:
Şeyh Hasan evladında Halil ve İsmail namlı kimseler Arz-ı Hal idûb, Arapgir Kazası’nda vaki Şeyh Çayırı ve Onar Karyesi dimekle maruf, mutasarrıf oldukları, defterde kayıtlı maktu öşr verdiklerini,
Arapgir ve Çemişkezek Eminlerinin mezburlarına kanat etmeyüp, Hilâfı kanun ve defter ziyade dört beş seneden beri Beşer-Altışar bin Akçe fazla almışlardır. Bu hususun men edilmesi için, Emr-i Şerif rica eylediklerini, Padişaha müracaat ederler…
Padişah: Buyurur ki; defterde kayıtlı maktü öşre alınmasını, ziyade talep olunmamasını, kimsenin rencide edilmemesini, … ve…benim Alâmet-i Şerifime itimat edilmesini buyurur..
30 Cemaziye’l evvel 1134 (1722)
 
7.Sultan I. Mahmud (1730-1754)’un Fermanı :
Vakıf Mütevvellisinin , fazla vergi istediğini, bu haksızlığa engel olunması için verilen dilekçe üzerine,
Hatt-ı Hümayun’da: “Defter de maktu kayıt bulunduğunu, bunların ziraatleriyle uğraştıklarını, terekelerinde ki öşre razı olduklarını, fakat Vakf-ı Mezbur Mütevvellisinin fazla talebiyle rencide ettiğini, bu babdan Şeyhülislam’dan Fetva-yı Şerif hüküm rica eylediklerini…”
“… O yerlerden defterde öşür yazılmış olmayıp, maktu yazılmış öşre muadil maktülerini verdiklerinden, terekelerinden fazla alınmamasını, kimsenin rencide edilmemesini…”
“Kanun ve deftere ve Fetva-ı Şerife ve Emr-i Hümayuna muhalif edilmemesini, bu husus için bir daha Emr-i Şerif istenmesin, böyle bilin…
Alâmet-i Şerifime itimat kılınsın…
10 Şaban 1143 (1731) be Makam-ı Kostantiniye
 
8.Padişah III. Mustafa (1757-1774)’nın Fermanı :
Arapgir Kadısına tevdi………… eliyle……….
… Malum … Seyyid İsmail ve Seyyid Ahmed ve Seyyid Ali ve Seyyid Musa ve Seyyid Veli ve Seyyid Yusuf ve diğer Seyyid Ahmed …….
Bunlar, “SAHİBÜN – NESEB –İ SÂDÂD-İ KİRAM’dan (Peygamber soyundan) olup; İsbât-ı nesep eylediklerini (ellerinde) İstanbul Nakiplerinden (senet) Temessük ve Hüccet’leri olduğunu.
Bunlardan öşür ve savaş zamanında herhangi bir yardım alınmamasını vb…
Yetkililerce (Ehl-i Örf taifesi tarafından) vergi yükümlülğünden muaf tutulmasını….
Bunların, A’şar ve Sefer (savaş) zamanında hisselerine düşeni yaptıklarını; Karye-i Mezbûre Zâbiteni ve Devlet adamları,
Emr-i Şerifime tabi, bu babdan kanuna ve Emr-i Hümayûnuma muhalif olunmasın, uyulsun, bu husus için müracaat edilmesin. Şöyle bilinsin, Âlemet-i Şerifime itimat edilsin.
20 Rabiyyü’l evvel 1183 (1769) Be Makam-ı Mahsusa-ı İslambul
 
9. Sultan IV. Murad Han (1623-1640) Dönemi
Sultan Murad’ın 1635 Revan ve 1637-38 yıllarında Bağdat seferlerine gidiş-dönüş menzilnamesinde güzergâh olarak Arapgir, Malatya yöresinden geçtiğini tarihi kaynaklardan bilmekteyiz. (54)
Onar Köylü yaşlıların anlattıklarına göre; IV. Murad, Bağdat Seferine giderken Dişterik yaylasında binlerce askeriyle konaklar. Onar Zaviyesi Postnişin Dede’si; Padişahı misafir eder ve ağırlar. Konukseverliğinden memnun olan Padişah; Dişterik yaylasını ve Şeyh Çayırını Vakfiye’ye ilave ederek bu iki araziyi Onar Köylülerine verir.
Fakat zaman zaman bu araziler Onar Köylülerinin elinden alınarak başkalarına verilir ve ihtilaflar çıkar.Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780) efendinin vakıf arazileri ile igili ihtilafta “ehl-i vukûf” olarak görev yaptığını yaşlılar anlatmaktadırlar. Kazadaki ağaları köylüler sürekli şikayette bulunurlar. Padişah her defasında İstanbul’dan olaya müdahale eder. 1848 (1264) yılında Onar Köyü’nün “39 Hâne” olduğu elimizdeki “Harman Verği Tesbit Tutanağı”ndan anlaşılmaktadır.
IV. Murad’ın Onar Köylülerine verdiği Dişterik, Şeyh ‚ayırı ve meralari elimizde mevcut olan ve bazı kısımları çürüdüğü için tarihini saptayamadığımız belgeden anlamaktayız. Lakin 19.yüzyilin başında Ağın Köylülerinden Hasları işleyen bazı kişiler arazilere silah zoruyla el koyarlar. 8 Yıllık bir hukuk mücadelesi sonucu ihtilaf çözülür. Sultan Abdülmecid’in 1852 tarihli Fermanı’yla Onar Köylülerinin lehine karar verilir.
Bu tarihten birkaç yıl sonra Dişterik yaylası tekrar Onar Köylülerinin elinden alınır.
Başbakanlık Osmanlı Arşivinde saptadığımız: BA. İrade, Meclisi Vâlâ 19690 No’da kayıtlı Belge de: “… Arapkir Kazasının Hass-i Hümâyun dahilinde mahlûl olan bin iki yüz kilo tohum istab ider Dişterik araz”-i Emir”yen… o civarda araziye ihtiyaçları olduğu beyan kılınan ve bedelini teslim etmekte bulunan Onar Karyesi ahalisine…” 1861 yılında satılır.
Onar Köylü yaşlıların anlattıklarına göre; Mısır Hidivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın kızı Zeynep Hatun’la evli olan Arapkirli Yusuf Kamil Paşa (1805-1876) eşinin ve kendisininde Bektaşi olmasından dolayı; sarayda memuriyetliği, nazırlığı ve sadrazamlığı dönemlerinde Onar Köyü ve Arapkir’in Alevi köyleriyle özel olarak ilgilenmiş. Köylerden Alevi çocukları İstanbul’a aldırtarak okutmuş.Yusuf Kamil Paşa’nı konağındaki Ayn-i Cemlere Onar Köyünden olan ve okutuğu Mıllı İsmail’de katılarak davudi sesiyle duaz, miraçname ve tevhid ilahisi söylermiş. Arazi ihtilafında köylülere büyük yardımları dokunmuştur.
 
10. Abdülaziz Han (1861-1876) Dönemi:
Abdülaziz döneminde Onar Köylüleri çevreden ve Devlet yöneticilerinden bir baskı görmemiştir.Bu dönem de “Büyük Ocak Tekkesi” faaliyete geçmiş, postnişin dede seçimleri yapılmıştır. Ayn-i Cem törenleri açıktan yaparak, ibadetlerini eda etmişlerdir.
 
11.Abdülhamid Han (1876-1908) Dönemi:
Abdülhamid’in tahta çıkışıyla tekrar baskılar başlamıştır. Söylenenlerden ve belgelerden anladığımıza göre: 1877 tarihinden itibaren Abdülhamid tuğralı tapu senetleriyle Onar Köyü arazileri, bağ ve bahçeleri; Arapkir eşrafına parçalanarak peşkeş çekilmiştir.
Onar Köylülerinin Arapkir eşrafıyla sürtüşmeleri sonucu; köy Eğin (Kemaliye)’ye bağlamiştir.1893 ile 1895 tarihlerinde tanzim edilmiş; Mamuretü’l-Aziz (Elazığ) Sancağı Eğin Nahiyesi Onar Köyü’ne ait ‘Abdülhamit Tuğralı Tapu Senetleri’nde; “Miri arazi tasarruf etmek Üzere… sahibine Hakk-ı karar ile…” verildiği gibi, Arapkir eşraf ve Ermeni tüccarlardan da para karşılığı alınmıştır. Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın Şeyh Hasan ve evlatlarına vakfettiği topraklar; Yavuz sonrası Cumhuriyet’e kadar gerçek sahiplerine döne döne satılmıştır. Bugün ise, Onar köyü 1224 yılında ki sınırlarını bır kısım arazi eksikliğine karşın halen korumaktadır
SON SÖZ
Türk kültür ve inanç tarihi ortaya çıkarmaya çalışırken; Alevi Türkmen kıyım ve yakımı arar ara yüzlerce yıl sürdürülmüştür. Bu tarihi süreç içinde bir çok belge yok edilse de “Halkın Hafızası”n da yok olmamış, günümüze kadar söylenceler halinde gelmiştir. Bu yerel araştırmalarımızda “ne kadar çok öğrendiksek, o kadar az bildiğimizin farkına vardık”. Onun için bir tek bu araştırmamız; “Alevi Türkmen Deryası”dan aldığımız bir yudum demdir.
Anadolu uygarlığı; çelişkilerle dolu, heterojen yüzlerce uygarlığın gelgitlerinin olduğu asimetrik bir bütünlüktür. Anadolu’ya göçeden “Bozkır Kültür”lü Türkmenlerle daha önce varolan yerleşik “merkezi kent ve köy kültür”lü kavimlerin İslamlaşması sonucu ortak bir kültür ve inanç doğmuştur. İslami daire içinde on bin yıllık tarihi süreçten gelen örf, töre, kült gibi öğeler; “Anadolu coğrafi havuzu”nda harmanlanıp yoğrularak yepyeni bir biçim almıştır. İşte, İslam’ın “Anadolulaşan” bu akılcı algılama ve uygulamasını “Alevilik” kavramıyla açıklıyoruz. Aleviliğin odağında insan vardır.Bu nedenle Alevilik evrensel bir öğretidir.
Aleviliğin üç temel dayanağı vardır: Birincisi inanç öğesi, temeli “Tevhid”dir. İkincisi kültürel boyutu, çok kültürlü ve kültlüdür.Üçüncüsü toplumsal yaşama biçimi, yaşam kuramının temel kurumu “Musahiplik”tir ve “Malı mala, canı cana katma” anlayışıdır. Toplumsal boyutu ise “Kamil Toplum”dur ki, İmam Cafer Buyruğu’nda teorik olarak “Rıza Kenti” tasarımıyla öngörülmüştür. Alevilik İslamiyet’in içinde olup, “yol bir sürek binbir” çoğulculuğu ve katılıncılığı ile, yerel kültürler, kültler ve farklı töresel yaşam tarzılarıyla da evrensel öğreti olarak “Heterodoks İslamı” temsil etmektedir
Şeyh Hasan da Aleviliğin üç temel kuramını kurumsal olarak Anadolu’da uygulayan
bir “mürşit-dede” ve bilge bir müştehid’tir. Bölgesinin Türkleşmesi ve İslamlaşmasını sağlayan “kolonizatör Türkmen şeyhi ve boy beyi”dır. Aynı zamanda Selçuklu Devlet erkinde belirli bir dönem görev yapan “ricâl”dan ve aşireti ile fetihlere katılan askeri komutandır.
DİPNOTLARI VE KAYNAKÇA :
1. Abdulkadir İNAN: Tarihte ve Bugün Şamanizm,Materyaller ve Araştirmalar II.Bas., TTK.Yay.Ank.l972 s.66.
2. Dr.A.Muhibbe Darga: Hitit Mimarluği/l,Yapi Sanatı,Arkeolojik ve Filolojik Veriler, İÜ. Ed.Fak.Yay.İst. 1985 s.151
3. Burhan OĞUZ: Türkiye Halkinin Kültür Kökenlerı Cilt:2,Doğu-Bati Yay.İst.1980, s.266-273
4.a) Ömer Lütfi Barkan: Türkiye’de Toprak Meselesi,Toplu Eserler-l,Gözlem yay.İst.l980 , s.819
4.b) Necdet Sakaoğlu: Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Tarih Sözlüğü,İletişim Yay.İst.l985 s.137
5. Osman Turan: “Türkiye Selçuklulari” Hakinda Resmi Vesikalar: Metin,Tercüme ve Araştirmalar. 2.Bas. TTK.yay.Ank.1988 s.55 ve 182 bkz.
5a) Mezartaşları ve belgeler için Bakınız:Nazmi Sevgen: “Efsaneden Hakikate”, Tarih Dünyası, Sayı:12 1951 s.882-*Ümit Serdaroğlu: “Aşağı Fırat Havzasıda Araştırmalar-1975” ODTÜ.Yay.Ank.1977-*Mehmet Özdoğan: “Aşağı Fırat Havzası 1977 Yüzey Araştırmaları”, ODTÜ.Yay. İst.1977-*Dr.İsmail Kaygusuz: “Bir Doğu Anadolu Köyünün Kültürel Geçmişi Üzerine Araştırma,Onar Dede Mezarliği ve Adi Bilinmeyen Bir Türk Kolonizatörü, Şeyh Hasan Oner”Ark.ve San.Yay.İst.1983, B.O.Arşivindeki fermanlar.
5.b)İsmail Onarli: “ ve Aşireti” Gazi Üniversitesi “Türk Kültürü ve Hacı Bektaşı Veli Arıştırma Merkezi” yayın organı “Hacı Bektaş Veli araştırma dergisi” Sayı: Kış’99/12, Aralık 1999 Ank. Ve aynı derginin Yıl:6, Sayı : Yaz’2000/14 , Nisan-Mayıs-Haziran 2000’de: “Şeyh Hasanlı Aşiretleri Konfederasyonu Oymak ve Obalarının Yerleşik Yörelerindeki Söylence ve İnanç Motiflerinin Nesnel ve Tarihsel Temelleri” ve yine aynı derginin Sayı:Güz’2000/15, Temmuz-Ağustos-Eylül 2000’de : “Dersim’de Bazı Gelenekler ve İnanç Motifleri” adıyla 3 makale yayınlanmıştır. Daha geniş bilgi için bu makalelere bakınız.
6.a) Verani sözcük olarak: Haramdan kaçınan, din buyruklarına bağlı, doğru yolda giden anlamındadır.
6.b) Ahmed Yesevi (ö.1167/9)’nin hocası da olan Yusuf Hamedani (ö.1140)’nin öğrencisi Abdel Halik el Gucvani (Ö.1120) yirmi iki yaşına kadar Malatya’da yaşamıştır. Gucvani araclığı ile yol zinciri Halvetiyye Şeyhi İbrahim Zâhid-i Giylani (Ö.1296) ’inin kızı Bibi Fatma ile Pir-i Tork Şeyh Safiyyüddin (1252-1335) eviliğinden Safeviliğe değin uzanmaktadır.Bu tarihi şahsiyet araştırma bölgemiz için önemli bir durumdur. “Hâcegan” ekolünü kurucusu Hamadani ve öğrencisi Gucvani muhtemelen bu yöreyi de etkilemişlerdir. Arapgir bölgesinde Sünni ve Alevi köylerinde okumuş bilgin yaşlı Kocalara “Hâce ya da CECE” denmektedir ki, bu ekolle bir bağlantı ihtimali vardır.
7. Prof.Dr.Faruk Sümer: “Oğuzlar (Türkmenler), Tarihleri-Boy Teşkilati-Destanlari, 3.Bas.,Eylül 1980,Ana Yay.s.35-36, 109, 549
8. Dr.İsmail Kaygusuz:Age.1983 s.15, Resim 23 ve 24
9. Şeyh Hasan Söylencelerinde temel aldığımız kişiler: Onar Köyünden Hızır Dede, Pınarlar Köyü’nden Şıh İsmail (Nimri Dede), Tabanbükü Köyü’nden İsmail Gültekin ve İbrahim
Karaduman dedeler, Kumlutarla Köyü’nden Ali Kıran’dir. Anılan şahısların anlattıklarıyla,
diğer yörelerde dinlediklerimizle örtüşen yönleri baz alınarak, tarihsel kesitlerine oturmaya
özen gösterdik. Çünkü söylence versiyonlari oldukça farklılıklar göstermektedir. (Şeyh Hasan ve Şeyh Ahmet ile ilğili bir söylence de Birecik’te Türbesi bulunan bir başka Şeyh Hasan ile karıştırılmaktadır. Diğer yandan Erzincan’ın Ilıç İlçesi Kuruçay Nahiye’sine bağlı KİRZİ (Balkaya) Köyü halkı bir düşeği “Şeyh Hasan Baba” türbesine dönüştürmüşlerdir. Şıh Hasan Baba yatırı dedikleri bu makam; İslamkendi, Kuşkışla ve Bizgi (Konukçu) köyleri yol kavışağında ki Kuruçay deresi kenarındadır. Erzincan’ın Mılla köyü’nde de Şeyh Hasan ve Şeyh Ahmet ile geyik üzerine ve göletle ilğili Söylenceleri vardır. Türkmen Köyleri olan bu yerleri muhtemelen Şeyh Hasan fethetmiştir.)
10. Bodik Şecerelerine ilişik bir belgeden alinarak özetlenmiştir.Bodik Tomarlari çok çeşitlilik arzetmektedir. Çoğu belgenin altinadki mühür ve imzalar kesildiği için diğer belgelere daha çok bir söylence nazariyla bakmak gerekliğinden haraket ettik.
10.a) “Instıtut Francais De Demas: Le Pays Des Aloovites Par; Jacques Weulerssee, 1.Tours Arraut, Cie, Maitres Imprımeurs –1940” adlı eserde Akrat bölgesinin haritasını da vermektedir.
11.a) Prof.Dr.Mehmet Altan Köymen: “Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi”, Cilt-II: İkinci İmparatorluk devri, TTK.Yay.2.Bas.,Ank.,1984 s.475,489
11.b) Alaaddin Ata Melik Cüveyni: “Tarih-i Cihangüşa” Çeviren: Mürsel Öztürk, Kül.Bak.Yay. 1999 Ank.
12. Prof.Dr.İbrahim Kafesoğlu: “Harezmşahlar Devleti Tarihi” TTK.l992 Ank.
13.Claude Cahen: “Pre-Ottoman Tukey”,London l968 s.110-111’den akt.Kaygusuz age.s.17
14. Dr.İ.Kaygusuz: Age. s. 31; Belgenin aslı Asım Bayrak’ta olup İstanbul-Beşiktaş-Balmumcu’da ikamet etmektedir.
15. Al Hamawi “al-Tarıkh-l al-Mansuri, s.340”dan akt.: Farhad Daftarı, “The Isma’ilis: their History and Doctrines” C.U.P, New-York 1990 s.420”den Akt. Dr.İsmail Kaygusuz: “Babailer ve Babai Ayaklanması”, Yol Dergisi Sayı 7 eylül-ekim 2001 s.11
16. Dr.İsmail Kaygusuz “Alevilik İnanç, Kültür, Siyaset Tarihi ve Uluları” 1.Cilt Alev Yay. İst.1995 Bakınız. Ve, “Isparta-Semirkent-Uluğbey kasabasında türbesi bulunan Veli Baba menakıbnamesi ve soyağacında gördüğümüz çok önemli bir husus da  Battal Gazi’nin – diğer adıyla  Cafer  el-Gazi’nin – de Zeyd’in soyundan geldiğinin açıklığa kavuşmasıdır. Ebi Cafer Muhammed ile amca çocukları olmaktadır. Babaları Hasan ve Hüseyin Gazi, sınır kenti Malatya’da birer İslam bahadırıdırlar.  Battal Gazi’nin de aynı yolu seçtiği, günümüzde bile zevkle okunan maceralarından açıkça bellidir. Ancak Ebi Cafer Muhammed’in otuz yıl boyunca imamlık, hatiplik yaptığına bakılırsa o “ilim-irfan”ı seçmişti.Ali-yyül Medeni, kabilecek 830’larda Malatya’ya geldiğinde, kentin emiri Ömer ibn Abdullah el-Akta idi. Gerek Bizans ve gerekse İslam sınır kentleri o dönemlerde, merkezden uzak olduklarından çok kere  bağımsız hareket eden otonom çevrelere dönüşmüştü. Bu Anadolu sınır kentlerinde yaşayan halklar, birbirinden nefret etmeyen bir tablo oluşturmuş, kuvvetler dengesinde yeni İslam-Bizans ilişkisi yaratma  çabasına girmişlerdi. (Alain Ducellier, Byzance et le Monde Orthodoxe, Paris-1986, s.133). Hristiyanlık ve İslam ortodoksluğu ile yine iki dinin heterodoksizminin içiçe girdiği, dostluğun düşmanlığın, yiğitliğin kahpeliğin ve savaşın birarada yaşandığı bir bölgeydi burası. 833-34’den itibaren  Hurremiye hareketinin aldığı ilk yenilgiden sonra 2 bin  Babek savaşçısı, aralarındaki anlaşma gereğince, Bizans’a girmişti. Başlarında ünlü komutanları Nasr Theophobos bulunuyordu. Nasr, Bizans imparatoru Theophilos’un 837 yılında Abbasi’lere karşı yaptığı Sozopetra (Doğanşehir) savaşında büyük rol oynamıştı. Ama aynı yıl, Hurremilerin önderi Babek, Bizans’tan boş yere yardım bekledi.   Yine bu dönemde  Paulikien’ler (Polikyenler) Fırat’ın doğusuna, kıvrım yaptığı Bizans arazisine yerleşmişler ve Malatya emiri ile dostluk ilişkisi içinde bulunuyorlardı. Bizans’ın Anadolu eyaletlerine (Thema’lara) akınlar yapıp, yağmalarla yaşıyorlardı.    
İlk önceleri, Emir’in onlara bağışlamış olduğu Arguvan’a yerleşen Paulikienler, önderleri Karbeas’ın yönetiminde 845 yıllarında Tephrike (Divriği) kalesinde, tam asker ruhlu bir devlet merkezi kurdular. Bu, Müslümanlar için 856, 859, 861 yıllarındaki Bizans saldırıları sırasında hazır güç oldu. Ancak sınır boyları otonomizminin özelliği olarak, Paulikienler 863’deki Emir Ömer İbn Abdullah’ın ölümü ve Müslümanların yenilgisiyle sonlanan büyük sefere katılmadılar.” (Alain Ducellier, agy, s.134. Karş.: Georg Ostrogorsky, Çeviren: Fikret Işıltan, Bizans Devleti Tarihi, Ankara-1981, s.195 ve 207)    
Bizans Orduları Malatya’yı ise 19 Mayıs 934’de ele geçirir. Fırat havzasındaki bütün Pavlikien kale ve yerleşim birimlerin yıkar. Yakadıkların batıya sürer. Her ne kadar Bizanslılar Paulikienleri 10-11 yüzyılda Trakya va Balkanlara bölgeden zorla göç ettirsede;13.yüzyıl başlarında Heterodoks Hırıstıyan “Paulikienler” ile Heterodoks İslami zümreler Malatya ve çevresinde yaşamaktadırlar.
17.a) Greory Abû’l-Farac (Bar Hebraeus): “Abû’l-Farac Tarihi”,Cilt:İİ, Çev.: Ömer Riza
Doğrul, TTK. yay.Ank.1987, 2.Bas.s.491-505
17-b) İbrahim Artuk: “Ala Ed-Din Keykubat’in Meliklik Devri Sikkeleri” Belleten Cilt:XLİV
Nisan 1980 Say:174 TTK.Yay.267-268
17-c) Mevlut OĞUZ: “Malatya Tarihi”, İst.1985 s.89-90
18. İbni Bibi :“Selçukli Devletleri Tarihi-2” S.129’da Alâüddin Keykubat’in Minşar Kalesinde 7 yıl mahpus kalip 616 (1219) da tahta oturduğunu yazmaktadir.
19. Şeyh Hasan Köyü’den İsmail Gültekin ve Adaf Köyünden Ali Kıran’ın anlatımlarından özetlenmiştir.
20.Dr.İ.Kaygusuz : 1983, Age.s.33, ve; Belgenin orjinali Arapgir eşrafından Küçük Hüseyin Beyin torunlarından Asım bayraktadır. Asım Bayrak’ta bulunan ve Hz.Fatıma’ın tası olduğu söylenen ve etrafı Kuran ayetleriyle işli Tas ise; içine konan su içildiğinde Kadın doğumlarına, yılan ve akrep zehirlenmelerine iyi geldiği söylenmektedir.Şeyh Hasan’ın papuçlarıda yine Arapgir Osmanpaşa Mahallesinde başka bir ailede olup,ağız eğriliği, sırt ağrıları gibi hastalıklarına sürünce iyi ettiğine inanılmaktadır.
21.a) BKZ.: Prof.Dr.Ömer Lütfi Barkan,Age. ve Zeki Arıkan: “1518 (924) Tarihli Çemişgezek Livası Kanunnâmesi”, İ.Ü.E.F. Tarih Dergisi, Sayı:34 İst. 1984 s.101-122 ve . Doç.Dr.M.Mehdi İLHAN: “XVI.Yüz yılın ilk Yarısında Dıyarbakır Şehrinin Nüfusu ve Vakıfları: 1518 ve 1540 Tarihli Tapu Tahrir Defterinden Notlar”, AÜ. DTCF. Tarih Bölümü,Cilt:XVI-Sayi:26 Yıl:1994’den ayrı basım. Ank.l994
21.b) M.Orhan Bayrak: “Türkiye Tarihi Yerler Kılavuzu” Remzi Kit.,2.Bas.İst.1982 s.450
22. F.W.Hasluck; “Bektaşi Tetkikleri” İst.1928, Çev.: Ragıp Hulusi ile J.G.Taylor:” 1868, Journal Of a tour in Armenia, Kurdistan and Upper Mesopotamia, with notes on researches in the Deyrsim Dagh, in 1866”: “Journal of the Royal Geographic Society-38 bakınız.
23. Prof.Dr.Faruk Sümer: “Safavi Devletinin Kuruluşu ve Gelişiminde Anadolu Türklerinin Rolü” Ank.1976 ( Arapgirlü Oymağı ve Emir Ali Kuli Beğ Bölümler) ve Elimizdeki o döneme ait Mahkeme Dilekçesi ile B.O. Arşiv belgeleri mevcuttur.
24. O yıl ki “Arapgir Postası gazetesi” ile “Yeşil Arapgir” (Büyük Arapgir Şöleni) adlı kitap, Özel baskı 17 Aralık 1994 İst. Tekin ARS.Ltd.Şti yay. bkz.
25. İsmail ONARLI: “Ahiler ve Alevilik, Onar Dede ve Ahi Teşkilatlanmasındaki Rolü”, Cem Dergisi Sayı:97-98-99, Ocak-Şubat-Mart 2000 Bkz.
26. Mikail Bayram: “Ahi Evren ve Ahi Teşkilatı’nın Kuruluşu”, Damla Yay.Matb. Konya 1991 s.26-27-28 ve 129; Dipnot-37 : Abdu’l-Halık el-Endelusi’nin “Ahkâmu’l-Kubra” adlı eserinin Sadrü’d-din Konevi’den intikal eden nüshasının (Yusufağa Ktp.nr.1050-1055), Sema ve Kırat kayıtlarında bu esei mütalaa eden bilgilerin adları geçmektedir.
27. Yusufağa Kütp.nr.: 4668,7841,7843,7847’deki eserlerde bu tür kayıtlar mevcuttur. (Mecdüddin İshak: Selçuklu Sultanı I.Giyasüddin Keyhusrev’in dostu olup, kendinden sonra tahta geçen Malatya Meliki şehzade I.İzzettin Keykâvus’da öğretmenidir.Sadrüddin-i Konevi; Mecdüddin İshak’in oğludur. H.605 (M.1207) de Malatya’da doğmuştır. Babasını ölümünden sonra annesi ile evlenen Şeyh Ekber Muhiddin Arabi tarafindan büyütülmüş ve eğitilmiştir. Konya’da devrinin çok zenginlerindendir. Mevlana (ö.1273)’nin cenaze namazını kıldıktan sekiz ay sonra 16 Muharrem 673 (M.1274) Pazar günü ölmüştür.)
28.İsmail ONARLI: “Cemevlerinin Tarihsel Kökenleri ve Mimari”, I-II-III-IV, Cem Dergisi Sayı: 81-82-83-84, Ağustos-Eylül-Ekim-Kasım 1998 İst.
29.EMEL ESİN; “Tengrilik” (Türklerde Gök Tapınağına Dâir); Sanat Tarihi Yıllığı, İÜEF. Sanat Tarihi Araştırma Merkezi-1982: Ed.Fak.Mat.İst.1983 s.35 ve devamı
30. Dr.İ.Kaygusuz:1983 Age.s.19
31.21.a) İsmail ONARLI: “Selçuklu dönemi Sosyo-Ekonomik Yerleşim Birimi: Merzifon’da Piri Baba Tekkesi”; I,II,III, Cem Dergisi Sayı: 71,72,73 Ekim-Kasım 1997 ve Ocak 1998
31.b) İsmail Onarlı; “Baba İlyas-ı Horasani-Merzifonlu Piri Baba ve Şeyh Hasan Oner Söylencelerinin Nesnel Temelleri” Şahkulu Sultan A.İ.Dergisi Say:2 Ocak 1999 İst. Şahkulu Sultan Külliyesi Vakfı yay.
32.Doç.Dr.Rafet Yınanç-Yrd.Doç.Dr.Mesut Elibüyük: “Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri (1560)” GÜ.Yay.Ank.1983’de Şeyh Hasan Köyü ve Şeyh Ahmet Tavi ile ilgili belge mevcuttur.
33.Nazmi Sevgen: “Efaneden Hakikate adlı Makalesi”, Age.s.882
34.Atilla Özkırımlı; Türk Edebiyatı Ansiklopedisi Cilt:4 Cem.Yay.İst s.1119-*Atilla Özkırımlı; “Alevilik-Bektaşilik ve Edebiyat”, İst.1985 s.214-*Cahit Öztelli: “Bektaşi Gülleri”, 2.Bas.İst.1985 s.370-*Sadeddin Nüzhet Ergun: “Bektaşi Edebiyati Antolojisi, Bektaşi Şairleri ve Nefesleri,2.Bas.İst.Matb.Kit.1945 s.76
35.Muhammed Beşir AŞAN: “TABANBÜKÜ (Şeyh Hasan ) Köyü Mezarlıkları”, Fırat Havzası Yazma Eserler Sempozyumu 5-6 Mayıs 1986 Elazığ Bildirileri: Fırat Üniversitesi Elazığ 1987 s.147-169
36. Pir Ahmet Dikme: “Haykırıp Duyuramadıklarım, Bir Alevi Dedesinin Düşünceleri”
Ant.yay.1999.İst. Bakınız.
37. Hüseyin Gülkanat-Celal Çelik: “Geşmişten Geleceğe Çavdarlı Köyü” Abo Bas.İst.2000 Bakınız.
38.Cevdet Türkay: “Başbakanlık Arşiv Belgelerine göre: Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler”, Tercüman Yay.1979 İst. Ve Edip Yavuz: “Tarih Boyunca Türk Kavimleri”, Kurtuluş Mat.1968 Ank.
39. Baki Öz: “Belgelerle Koçgiri Olayı”, Can Yay. 1999 İst.
40.Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu: “Malatya Balıyan Aşireti”, 1991 Malatya.
41.Cevdet Türkay: “Başbakanlık Arşiv Belgelerine göre: Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler”, Tercüman Yay.1979 İst. S.:38,
42.Cevdet Türkay: Age.154
43. Cevdet Türkay: Age.700
44. Cevdet Türkay: Age.s.701
45.Cevdet Türkay:Başbakanlık Arşiv Belgelerine Göre: “Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar” İşaret Yay. İst. 2001 s.198
46.Cevdet Türkay: 1979,Age.s.222-224
47.Cevdet Türkay: 1979,Age.s.459
48. 91.Cevdet Türkay: Age.1979 s.22 ve 221 Bkz.
49. 92.Dr.M.Haluk Çay: “Anadolu’da Türk Damgası “Koç Heykel-Mezartaşları ve Türkler’de
Koç ve Koyun Meselesi”, TKAE.yay.Ank.1983 s.144
50. 93.Hilmi Dulkadir: “Türk Dokuma Yanışları Hakkında Sosyo-Kültürel Bir Değerlendirme” IV.MTHK.Kongresi Bildirileri Cilt:V Ank.1992 s.98
51. 94.Ali Rıza Yalman (Yalkın): “Cepupta Türkmen Oymakları” Cilt:I, Kül.Bak.yay. Ank. 1977 s.220-223 ve Cilt:II 1977 s.408-409
52. Şeyh Hasan Aşiretlerinin yerleşim yörelerini belirlemede kendi kişsel araşırmalarımızın yanında:-* M.Şerif Fırat: “Doğu İlleri ve Varto Tarihi”, 3.Bas. Kardeş Mat. Ank.1970 -*Dr. Nuri Dersimi: “Hatıratım”, Doz Yay. İst.1997 -*Nazmi Sevgen: “Zazalar ve Kızılbaşlar; Coğrafya-Tarih-Hukuk-Folklor-Teogoni”, Kalan Yay.Ank.1999 -*36-Edip Yavuz: “Tarih Boyunca Türk Kavimleri”, Kurtuluş Mat.Ank.1968 -* Dr. Mahmut Rişvanoğlu: “Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm”, Boğaziçi Yay. 4. Bas. İst.1992 -* Ali Kemali: “Erzincan Tarihi”, “Coğrafi, Toplumsal Etnoğrafi,idari,İhsai İnceleme Araştırma Tecrübesi” Kaynak yay. 2.Bas.İst.1992 -* Dr.Vet.Nuri Dersimi:”Kürdistan Tarihinde Dersim”,Dilan Yay.Diyarbakir, l992 -*Ali Kaya “Başlangıçtan Günümüze Dersim Tarihi” Can Yay.1999 İst.adli eserlerden yararlanılmıştır. Dedelik kurumu ve Ocaklar hakkında kapsamlı alan araştırmaları yapan Dr. Ali Yaman’ın araştırmalarına da mutlaka bakılmalıdır.
53. Dr. İsmail Kaygusuz: 1983,Age.s.25-26’den aldığımız Vakıf Belgesi’ni İ.Ü. Ed. Fak.Öğ.Üyesi Doç.Dr.Hüsamettin Aksu, Türkçeleştirmiştir.Fermanları Türkçeleştiren ve BOA’de kayıtlarla karşılaştıran: Arş.-Yaz. Ahmet Hazerfan’a ve BAO, Vakıflar,Şeriyye Sicilleri, Tapu Kadosto Arşivi,Nakibü’l-Eşraflık Defterleri gibi Osmanlı arşivlerindeki tanıdıkları vasıtasıyla bize yardım eden; o dönemde Türkiye Gazetesi İsth.Şefi olan Nurettin Çakın’a teşekkür eder, şükranlarımı sunarım.
54.Nezihi Aykut: “IV.Murad’ın Revan Seferi Menzilnâmesi”, Tarih Dergisi sayı:34 İÜ.E.F yay.İst.1984 s.183.

Yazımızın ikinci bölüm sonu. Birinci bölümü okumayı unutmayınız.

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir