TÜRKİYE’DE ÖZEL RESİM KOLEKSİYONLARININ GELİŞİMİ

Türkiye’de özel resim koleksiyonlarının oluşumu ülkenin siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik alandaki gelişimleriyle paralellik göstermektedir. Batılı anlamda resim sanatının Osmanlı’ya girmesinden itibaren az sayıda da olsa özel koleksiyonların varlığından söz etmek mümkündür.

Türkiye’de özel koleksiyonculuk, Batılı toplumlarda olduğu gibi burjuva sınıfının ekonomik ve kültürel sermayesini oluşturmasıyla paralel olarak gelişmiştir. Resim sanatının ortaya çıktığı ve ilk özel koleksiyonların oluştuğu Batılı toplumlarda bu sürecin nasıl geliştiğini şöyle izleyebiliriz.

Batı sanat tarihinin özel koleksiyonculuk açısından üç önemli dönüm noktası Rönesans, XIX. yüzyıldaki sanat tacirleri ve II. Dünya Savaşı sonrası dünya sanat merkezinin New York olmasıdır. Rönesans döneminde yeni sermaye sahibi olan burjuva, kendinden önce toplumda mutlak hakimiyeti olan kilise ve aristokrat sınıfın egemenliğini kırmayı amaçlamıştır. Toplumda bir yer edinmek ve prestij sahibi olmak için sanatsal üretime destek veren burjuva sınıfı hem Rönesans sanatının gelişimine katkıda bulunmuş hem de bu süreç sonunda özel koleksiyonlarını oluşturmuştur. XIX. yüzyılda İzlenimcilerle başlayan dönem, alışılmış sanat beğenisinin yıkılmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle Ruel ve Kahnwelier gibi sanat tacirlerinin bu sanatçılara verdikleri destekle Avrupa’daki tablo koleksiyonculuğu yeni bir döneme girmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında ekonomik ve siyasi alanda güçlenen Amerika kültürel alanda da hakimiyetini kurmak için sanata önem vermiş ve sanata yapılan büyük yatırımlar sonucu yeni sanat merkezi New York olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Batılı anlamda resim sanatı, ilk kez 1793 yılında Mühendishane-i Berr-i Hümayun’daki çizim dersleriyle başlamıştır. Bu dönemde padişah olan III. Selim kendi portresiyle beraber bütün Osmanlı padişahlarının portelerini yaptırarak sarayın ilk resim koleksiyonunu oluşturmuştur. 1863 yılında tahta geçen Abdülaziz Avrupa’ya sergi gezmeye giden ilk ve tek padişahtır. Abdülaziz, İstanbul’a döndüğünde Şeker Ahmet Paşa’yı görevlendirerek yabancı sanatçıların eserlerinden oluşan ilk saray koleksiyonunu oluşturmuştur. Bu dönemde Osmanlı diplomatı olarak Fransa’da bulunan Halil Şerif Paşa da resimle yakından ilgilenmiş ve oluşturduğu özel koleksiyonuyla dünya çapında bilinen ilk Müslüman koleksiyoncu olmuştur. 1910 yılında Meclis-i Mebusan çıkarttığı bir yasayla Elvah-ı Nakşiye Koleksiyonu (resim tabloları koleksiyonu) oluşturma kararı almıştır. Bu karar doğrultusunda yabancı ressamların eserleri, Türk ressamlarına yaptırılarak saray koleksiyonuna eklenmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) hükümetinin kültür politikaları çerçevesinde bu dönemde sanatın en büyük destekçisi devlet olmuştur. Devlet, gerek kendi düzenlediği resmi sergiler gerekse düzenlenen diğer sivil sergiler olsun sanatçılara destek olmak adına sürekli eser satın almıştır. Resim sanatının gelişimini sağlayacak bir burjuva sınıfı henüz oluşmadığı için devlet, kurumların koleksiyon oluşturmasını sağlamıştır. Bu kapsamda 1937 yılında İstanbul’da ilk devlet resim ve heykel müzesi kurulmuştur. Ayrıca bankaların da koleksiyon oluşturması için bir yasa çıkartılmıştır. Bu kapsamda ilk banka koleksiyonunu 1940 yılında İş Bankası oluşturmuştur. 19231950 yılları arasında az sayıdaki özel koleksiyonların, dönemin aydınları ve sanatçıları tarafından yapıldığı görülmektedir.

İktidara gelen Demokrat Parti’nin (DP) bir kültür politikası olmaması, devletin sanata verdiği desteği kesintiye uğratmıştır. Bu dönemde sanatın gelişimine özel girişimler destek olmuştur. Maya Sanat Galerisi, Helikon Derneği, Vakko Sanat Galerisi alternatif sergi mekanları sunarken, Yapı ve Kredi Bankası’yla, DYO’nun düzenledikleri resim yarışmalarının, Türk resim sanatının gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. Bu dönemde özel koleksiyon oluşturmaya başlayanlar yine dönemin aydınları arasından çıkmıştır.

1970’lerin sonundan itibaren ülkedeki siyasi, sosyal ve ekonomik değişimlerle paralel olarak sermaye sahibi ve kültürel birikimi olan bir burjuva sınıfı oluşmaya başlamıştır. Burjuva sınıfının resim sanatına duyduğu ilgi resim piyasasının gelişmesine neden olmuştur. Bu dönemde açılan Cumalı Sanat Galerisi ve Galeri Baraz da özel koleksiyonların oluşmasında önemli bir yere sahiptir. Önceki döneme göre koleksiyoncu sayısında büyük bir artış yaşanmıştır.

1980’li yıllarda ülkede liberal ekonominin gelişmesine paralel olarak sanat piyasasında da talep artışı yaşanmıştır. Tabloların yıllar içinde edindiği maddi değer neticesinde sanat eseri bir yatırım aracı olarak da değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu dönemde çok sayıda önemli galerinin açılması çağdaş sanatın gelişmesini sağlamıştır. Özel koleksiyon oluşturanların sayısında da büyük bir artış görülmüştür. 1990’lı ve 2000’li yıllarda özel koleksiyonlar açısından son derece dinamik bir dönem yaşanmıştır.

Koleksiyonculuğu bir yatırım aracı olarak değerlendiren koleksiyoncular yaşanan ekonomik krizler sonunda bekledikleri başarıyı elde edemedikleri için piyasadan çekilmişlerdir. Bunun yanı sıra Sabancı, Eczacıbaşı ve Kıraç ailelerinin özel koleksiyonlarını müze açarak kurumsallaştırması, Taviloğlu ve Çağa gibi özel koleksiyonların kataloglarını çıkarması, özel koleksiyonculuğun gelişimi adına önemli girişimlerdir.