TÜRKİYE’DE ORMANLARIN VE ORMANCILIĞIN ÖNEMİ

TÜRKİYE’DE ORMANLARIN VE ORMANCILIĞIN ÖNEMİ
Prof. Dr. M. Doğan KANTARCI
1. GİRİŞ

Türkiye’nin dünyadaki ve Asya, Avrupa, Afrika arasındaki yeri ile ilişkileri gözönüne alındığında, çevresinden ayrı özelliklere sahip bir ülke olduğu hemen fark edilmektedir. Türkiye’yi çevresindekilerden farklı ve kendine özgü dengeleri/ilişkileri olan ayrı bir ekolojik sistem birliği olarak tanımlamak gerekir. Doğal ekolojik özellikleri yanında, üretim kapasitesi, nüfusu ve insanın dinamik özellikleri ile Türkiye güçlü ve gelişme potansiyeli yüksek olan bir ülkedir.

Ortadoğu petrollerinin 20. yüzyılın başından beri önemi (ucuzluğu ile miktarı) ve petrol ülkelerinin doğal ve siyasi yapıları ile diğer özellikleri, güçlü devletlerin (veya bu devletler arasındaki birliklerin) dikkatini, hevesini bölgeye çekmiştir. Bu sebeple de Türkiye konumu itibariyle önemli, fakat güçlü yapısından dolayı da bölgeye hâkim ve çekinilen bir ülkedir. Türkiye’nin doğal ekolojik özellikleri, arazisinin yapısı, ormanları, otlakları, tarım alanları ve bunların geliştirilmesi sonucunda elde edilecek ürünlerin (tarım, orman ve hayvancılıktan) arttırılması, bu ürünleri işleyecek sanayinin geliştirilmesi, su üretim gücü ve bu su ile sulu tarımın geliştirilmesi, hidroelektrik üretimi çok güçlü bir potansiyele işaret etmektedir.

Yirmibirinci yüzyılın başında dünyayı paylaşma süreci günümüzdeki yeni oluşumlar ve gelişmelere uygun görünümlerde ve geçmiştekinden farklı yöntemlerle devam etmektedir. Bu süreçte; doğal yapılarından kaynaklanan güçlerini stratejik ağırlık merkezleri olarak koruyabilen, geliştirebilen ve kullanabilen ülkeler kazanacaktır. Türkiye gücünü geliştirmelidir. Türkiye stratejik kurum ve kuruluşlarını özelleştirmek, Devletin yetkilerini devretmek ve küçültmek adı altında parçalanamaz ve güç kaybedemez.

Yıllardan beri Türkiye’nin bu güçlü potansiyeli incelenmiş ve en önemli üretim unsuru olan “su” konusuna dikkat çekilmeye çalışılmıştır. “Su üretimi” ve “suyun kullanılması” Türkiye için çok önemlidir. Türkiye’nin iklim özellikleri ve tarım alanlarının sulanabilir olan bölümü ile arazisinin özellikleri ve baraj yapılabilecek yerlerin çokluğu suyun üretimini ve kullanımını önemli ve değerli kılmaktadır. Su ve su ile sağlanacak tarımsal üretim, Türkiye’nin varlığını devam ettirebilmesi için gereklidir. Türkiye’nin çevresindeki ülkeler üzerindeki hakimiyeti ve bu ülkeler arasında varlığını korumak, devam ettirmek gücü “suyun üretimi ve kullanımı” ile önemli ölçüde artar.

Suyun üretimi için dağlık arazideki ormanların korunması, çalılaşmış ve bozuk orman alanlarının ağaçlandırılması, otlakların ıslâhı ve toprakların korunması gerekmektedir. Bu konu Türkiye’nin en önemli sorunlarından olup, ülkenin varlığı ve barınılabilirliğinin devamlılığı ile ilgilidir. Türkiye’nin dağlık arazideki doğal ekosistemlerinin korunması ve dengelerinin yeniden sağlanması, yağışların sellere değil düzenli bir su üretimine dönüştürülmesi Türk Ormancılığının görevidir. Bu görev ancak ve ancak Devlet teşkilatı ve Devlet gücü ile başarılabilir. Ormanları ve ormancılığı özelleştirmeye kalkışmak Türkiye’yi yok etmek, çölleştirip barınılamaz bir ülke durumuna dönüştürmek demektir.

Yukarıdan beri Türkiye’yi incelediğimiz bölümlerin sırasına göre elde edilebilen sonuçları sıralamak daha doğru bulunmuştur. Haritalarda, tablolarda ve şekillerde derlenen bilgiler farklı meslek disiplinlerince farklı yönlerde ve daha kapsamlı olarak yorumlanabilir. Aşağıdaki sonuçlar ve yorumlar yukardan beri işaret etmek istediğimiz yönde, “su üretimi ve ormancılığın Türkiye için önemi” yönünde işlenmiştir.

2. TÜRKİYE’NİN KONUMU VE DOĞAL EKOLOJİK YAPISI

(1) Türkiye, Asya, Avrupa ve Afrika’nın merkezinde olup, kara, deniz ve hava ulaşımı ile ticaretini kontrol etmektedir. Ortadoğu petrollerinin varlığı ve üretiminin ucuzluğu bütün dünyanın dikkatini bölgeye yöneltmiştir. Türkiye üniter bir devlet olarak bölgenin ve dünyanın en önemli ülkelerinden birisi olmağa devam edecektir. Türkiye konumu itibariyle; Avrupa Birliği ile Ortadoğu, Avrasya topluluğu ile Ortadoğu, Avrupa Birliği ile Avrasya Topluluğu arasında, Karadeniz Havzası ülkeleri ile Doğu Akdeniz Havzası ülkelerinin merkezinde yer almaktadır. Türkiye bütün bu birliklerin ve toplulukların merkezidir. Türkiye kendine özgü konumu, özellikleri ve gücü ile iç dengelerini (ve ekolojik dengelerini) korumak, dış dengelerini de (ve ekolojik dengelerini ) devam ettirmek durumundadır. Atatürk’ün çok önceleri “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi geçerliliğini hiç yitirmemiştir. Çünkü bu ilke Türkiye’nin jeostratejik konumundan ve özelliklerinden kaynaklanmaktadır.

(2) Türkiye’nin arazi özellikleri incelendiğinde ülkenin %55,9’unun 1000 m’nin üstünde yükseltiye sahip olduğu, %62.5’inde eğimin %15’ten fazla olduğu görülmektedir. Türkiye’nin arazisi yüksek dağlık arazidir. Ancak Türkiye arazisinin %91.1’inde topraklar erozyona uğrayıp taşınmaktadır. Şiddetli ve çok şiddetli erozyon alanları ile çıplak kayalıklar ise ülkenin %63.4’ünü kapsamaktadır.

(3) Türkiye kuzeyden Karadeniz üzerinden gelen hakim rüzgârların ve bunların getirdiği deniz etkisinin altındadır. Ancak deniz etkisi kuzeydeki ve güneydeki sıra dağların denize bakan yamaçlarında kalmaktadır. Bu sebeple Türkiye’nin iklim özellikleri ile yeryüzü şekli özellikleri arasında sıkı bir bağıntı vardır.

(4) Türkiye’nin arazi yapısı ile buna bağlı olarak değişen iklim özellikleri farklı coğrafya bölgelerinin oluşumunu ve ayırtedilmesini, bu coğrafya bölgeleri içinde de farklı yetişme ortamı bölgelerinin, yörelerinin veya bunlara eşdeğer olan yükselti/iklim kuşaklarının oluşumunu ve ayırtedilmesini mümkün kılmıştır.

(5) Türkiye’de arazinin, yapısına ve özellikle eğim sınıflarına bağlı olarak arazi kullanım/yetenek sınıfları ayırt edilmiştir. Arazi yetenek sınıflarının ayırımında daha ileri safhada toprak özellikleri de kullanılmıştır. Arazi yetenek sınıflarının coğrafya bölgelerine dağılımı da ekolojik bakımdan önemli bölgesel farkları ortaya koymaktadır.

(6) Türkiye’de arazi kullanımı ile coğrafya bölgelerinin arazi yapısı ve iklim özellikleri arasında uyumlu bir ilişki vardır. Böylece Türkiye’nin nemli bölgelerinde ormancılık, yüksek dağlık (Doğu Anadolu) ve çok kurak (İç Anadolu) bölgelerinde hayvancılık (otlak alanı çok) ve her bölgesinde tarım yapmak mümkündür. Bu özellik Türkiye’ye farklı ekolojik bölgelerde o bölgelere uygun farklı ürünleri üretmek imkânı vermektedir. Türkiye’nin güç kaynakları arasında en önemlisi bu özelliğidir. Ülke; buğdayını, etini, sütünü, odununu ve diğer tarım, orman ve hayvancılık ürünlerini üretmek için yeterli potansiyele sahiptir. Sorun bu potansiyeli yeterince ve gereğince kullanamamaktan kaynaklanmaktadır.

(7) Türkiye’nin tarım alanları, tarıma uygun olan I+II+III. sınıf arazi ile IV. sınıf arazinin dışına taşmış, VI. ve VII. sınıf araziye yayılmıştır. Toprak erozyonuna sebep olan bu durumun önlenmesi için önemli bir miktar tarım alanının ormana ve mer’aya aktarılması gerekmektedir. Ülkede tarım alanları ve oranları özellikle 1983’den sonra tarıma ve tarım ürünlerine verilen desteğin azaltılması ile olumsuz olarak etkilenmiştir. Her ülke çiftçisini ve tarımı koruyup, kollamaktadır. Çiftçilikte babadan oğula geçen bilgi birikimi bir defa yok edilirse, tarımı canlandırmak bir daha mümkün olamaz. Türkiye’yi idare edenlerin bu özelliği iyi bilmeleri ve gaflete düşmemeleri gerekir.
(8) Türkiye’nin orman alanları özellikle VI.+VII. sınıf arazide (eğimli ve dağlık arazi) yoğunlaşmıştır. Ancak I.+II.+III. sınıf arazide de orman alanları vardır. Arazi yetenek sınıflarına göre yapılmış orman envanterinde mevcut orman alanlarının 23.5 milyon ha olduğu, bu alanın 25.4 milyon ha’a arttırılması gerektiği (tarım ve mer’a alanından aktarmalar ile) bildirilmiştir. Orman envanterindeki orman alanı ise 20.7 milyon ha’dır. Aradaki 2.8 milyon ha’lık fark çalılaşmış orman artıklarının orman amenajman planları kapsamına alınmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Orman alanındaki geniş tahribat ve buna bağlı olarak gelişen toprak taşınması ancak kapsamlı ağaçlandırmalar ile önlenebilir.

(9) Türkiye’nin mer’a arazisi VI.+VII. sınıf arazide yoğunlaşmış olup, 20.1 milyon ha’dır. Mer’a arazisinin 22.4 milyon ha’a arttırılması gerektiği belirtilmiştir. Türkiye’nin otlak alanlarında aşırı otlatmalar ve tahripler sonucunda toprak erozyonu ve taşınması afet haline gelmiştir. Otlakların kısa zamanda islâhı ve hayvancılığın canlandırılması gerekmektedir.

(10) Türkiye’de hayvancılığın gerilediği görülmektedir. Devlet aynen tarımda olduğu gibi hayvancılıkta da gerekli destekler sağlamak zorundadır. Hayvanı yetiştirmesini ve bakmasını bilen neslin kaybedilmesi hayvancılığı yok eder. Dışardan yapılan önerilere uyularak 1983’ten bu yana hayvancılığın ticari bir işletme gibi görülmesi ve desteklenmemesi de Türkiye’yi et ve süt ürünlerinde dışa bağımlı kılmıştır.

3. TÜRKİYE’NİN KÖYLÜ VE KENTLİ NÜFUSUNUN DEĞİŞİMİ

Türkiye nüfusunun 1927-1997 yılları arasındaki değişimini il + ilçe merkezleri ile bucak + köyler olarak ayırıp incelediğimizde önemli bir sorun ortaya çıkmaktadır. Bucak ve köylerdeki halk 1980’den itibaren (gerçekte 1983 olması gerekir) hızla azalmıştır. Buna karşılık il ve ilçe merkezlerindeki nüfus hızla artmıştır (iç göç-gecekondulaşma). Bu gelişme tarım ve hayvancılığın 1983 yılından itibaren desteklenmemesinden kaynaklandığı gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da PKK isyanından da kaynaklanmaktadır. Bu iç göçe rağmen, kişi başına düşen tarım alanında 1950 yılına göre bir azalma vardır. Kişi başına düşen tarım alanının azalması son yıllarda tarıma destek verilmediği için nadaslı (veya kuru) tarım alanlarının terk edilmesine bağlıdır.

4. TÜRKİYE’NİN ORMAN VARLIĞI,
ORMANLARIN BÖLGESEL DAĞILIMI, DEĞİŞİMİ VE YAPISI

(1) Türkiye’nin orman varlığını incelemeden önce ormanın ne olduğunu kavramak gerekmektedir. Ormancılık mesleğinin dışındaki insanlar için orman , odunundan faydalanılacak, hayvan otlatılacak, av yapılacak, kesilip tarla açılacak, piknik yapılacak, içinde veya kenarında ev, otel vb. tesisler yapılacak, ürünü veya arazisi yağmalanacak bir yerdir. Orman bunlardan hiçbiri değildir. Orman dünyadaki ekolojik sistemlerin biyolojik çeşitlilik bakımından en zengini ve en üretkenidir. Ormandaki madde ve enerjinin dolaşımı ve dönüşümü olaylarını inceleyenler; “var oluşun, yok oluşun ve yeniden var oluşun” veya diğer bir deyimle “doğal dengenin devamlılığının” derin bilgisini kavrarlar. Bu sebeple; “orman çok yönlü bir ekolojik sistemdir”. Orman aynı zamanda ülkenin de var oluşunun ve devamlılığının sağlanmasında vazgeçilemeyecek etkileri olan bir ekolojik sistemdir.

(2) Türkiye’nin orman alanı 1963-1970 ve 1995-2003 yılları arasında sürdürülen kapsamlı iki orman envanterinde elde edilen sonuçlar karşılaştırılarak incelenmiştir. İki envanter dönemi arasında Türkiye orman alanının 20.2 milyon ha’dan 20.7 milyon ha’a arttığı görülmektedir. Ancak geçen dönemde 618 000 ha alan “maki ayırımı” ile, 473 918 ha’lık alan 2/B uygulamaları ile orman dışına çıkarılmıştır. Orman alanı kaybı 1.1 milyon ha’dır (tahripler ve tahsisler bu hesapta yok). Bu durumda; Türkiye ormancılığının son 40 yılda orman dışı bırakılmış olan çalılaşmış orman artıkları ile kaplı arazide 1.6 milyon ha’lık ağaçlandırma yaptığı sonucuna varılmaktadır. Gerçekte yapılan orman içi ve orman dışı ağaçlandırmalar ve toprak koruma çalışmaları daha 1989 yılında 1.6 milyon ha’a ulaştırılmıştır. Burada sadece orman dışı ağaçlandırma alanından söz edilmektedir. Öte yandan Türkiye ağaçlandırma programlarına PKK isyanı ve artan ordu masraflarından dolayı ara vermek zorunda kalmıştır. Bu sebeple 1990 sonrası ağaçlandırma programının pek azı gerçekleştirilebilmiştir. Daha sonra gelen 1994 ve 2001 krizleri ve nihayet Devletin işlevlerini kısıtlama, politikaları orman ağaçlandırma çalışmalarını sembolik duruma sokmuştur.

(3) Türkiye ormanlarındaki alan artışı koru ormanlarında görülmektedir. Bu artışın iki sebebi vardır: Birincisi sık baltalık ormanlarından bir bölümün “sürgün korusu” olarak koru ormanına aktarılması, ikincisi çok bozuk baltalıklar ile çalılaşmış orman artıklarının ağaçlandırılarak koru ormanlarına dönüştürülmesidir. Koru ormanlarında sağlanan 2.9 milyon ha’lık artış ile bu alanda sağlanan dikili ağaç hacmi (servet) artışı Türk ormancılığının bütün siyasi olumsuzluklara rağmen ülkeye 40 yılda yaptığı hizmet ve kazandırdığı servettir.

(4) Türkiye ormanlarında gençleştirilmesi gereken orman alanı 1.9 milyon ha’dır. Bu alanın 1.6 milyon ha’ı bozuk koru, 94 594 ha’ı gençleştirilmek için tıraşlanmış koru ormanı, 212 322 ha’ı imar ve ıslâh edilmesi gereken bozuk baltalıktır.

(5) Türkiye ormanlarında ağaçlandırılması ve toprak koruma tedbirleri alınarak toprak erozyonunun önlenmesi gereken orman alanı 9.1 milyon ha’dır. Bu alanın 4.76 milyon ha’ı çok bozuk koru, 4.32 milyon ha’ı çok bozuk baltalıktır.

(6) Arazi sınıflaması sonuçlarına göre orman artığı çalılık olup, orman amenajman planları envanterine alınmamış olan alan 2.76 milyon ha’dır. Otlak alanından ve yamaç arazideki tarım alanlarından orman alanına aktarılması öngörülen çıplak arazi 2.25 milyon ha’dır. Bu iki alanın toplamı 5 milyon ha olup, ağaçlandırılması ve toprak koruma tedbirleri alınarak erozyonun önlenmesi gerekmektedir.

(7) Türkiye ormancılığının gelecekteki en önemli görevi; 1.9 milyon ha ormanın gençleştirilerek, 14.1 milyon ha orman ve orman artığı alanda ağaçlandırma ve toprak koruma çalışmaları yapılarak, toplam 16 milyon ha’lık alanın koru ormanına dönüştürülmesini, odun ve su üretimine katılmasını sağlamaktır.

(8) bu bölgelerin ekolojik özellikleri ile doğrudan ilişkilidir. Ormanların coğrafya bölgelerine göre kuruluşundaki farklar bir yandan ekolojik özelliklere, öte yandan o bölgelerde yaşayan halkın ihtiyaçlarına (odun ve otlatma) bağlı olarak gelişmiştir. Dağlık ve soğuk Doğu Anadolu Bölgesi ile kurak ve soğuk İç Anadolu Bölgesinde, kurak ve yazları çok sıcak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde orman alanlarının azlığı yanında bozuk baltalık ormanların yaygınlığı bu bölgelerin ekolojik özellikleri ve halkın ihtiyaçları ile ilişkilidir.

(9) Türkiye ormanları çeşitli ağaç türleri ile kurulmuştur. Her ağaç türünün farklı ekolojik istekleri olan birkaç alt tür veya varyete çeşitliliği bulunduğu, Türkiye’deki meşe türlerinin ise 40 kadar olduğu göz önüne alınırsa; Türkiye ormanlarımızın sadece ağaç türleri (çalı türleri hariç) bakımından ne kadar zengin olduğu anlaşılır. Türkiye ormanlarındaki tür çeşitliliği aynı zamanda birbirinden çok farklı teknik özelliklere sahip odun çeşitliliğidir. Farklı teknik özelliklere sahip odunların da çok farklı kullanılma alanı ve değerlendirme imkânları vardır.

(10) Türkiye ormanlarının ağaç ve çalı türleri ile diğer bitki türleri bakımından zenginliği, asıl orman ürünleri yanında orman yan ürünlerinde de çeşitliliği sağlamıştır. Bu zenginliği yeterli bilgi ve beceri ile idare etmek ve ülke yararına üretim yapmak Türk Ormancılığının görevidir. Bu görev; mekanik bir ormancılık görüşü ile yapılamaz. Bu görev; ormanları özelleştirmek ve ormanları sadece kesip, para kazanmak amacı ile işletmek görüşü ile de yapılamaz. Bu görev zengin biyolojik çeşitliliğin anlamını takdir eden, her ağaç ve çalı türünün ekolojik isteklerinin neler olduğunu ve bunların nasıl değerlendirileceğini bilen ormancıların hizmeti ile yapılacaktır. Devlet ormancılığının temel sebeplerinden birisi de yeterli bilgi birikimi, meslek tecrübesi ve sorumluluğu ile ormanların işletilmesidir.

(11) Türkiye orman varlığının bölgesel ekolojik birimlerdeki durumu ve değişimi; coğrafya bölgeleri, coğrafya bölgelerinin bölümleri, bu bölümler içinde ayırt edilmiş olan yetişme ortamı bölgeleri grupları, yetişme ortamı bölgeleri, yetişme ortamı yöreleri veya bunlara eşdeğer olan yükselti/iklim kuşakları düzeninde incelenmiştir. Orman işletmelerine göre yapılmış olan bu ekolojik birimlerin sınıflandırması ve değerlendirilmesi Türkiye’de her bölgede orman alanının, özellikle ağaçlandırmalar ile koru ormanı alanının arttırıldığını göstermektedir.

5. TÜRKİYE ORMANLARINDA DİKİLİ AĞAÇ SERVETİ
VE ODUN ÜRETİMİ

(1) Türkiye ormanlarında dikili ağaç serveti son 40 yılda 0.927 milyar m3’ten 1.159 milyar m3’e arttırılmıştır. Aradaki fark 231.75 milyon m3 olup, bu servet artışının değeri (100 milyon TL/1m3 yapacak odun hesabı ile) 23.2 katrilyon TL dir ( ? 15.45 milyar ABD Doları).

Diğer bir deyimle “Türkiye Devlet Orman İşletmeleri”, ormanı işleterek her yıl Devlete sağladıkları milyarlarca liralık gelirin yanında, ormanda önemli bir servet birikimini de gerçekleştirmişlerdir. Ağaçlandırılan alanlara yapılan Devlet yatırımları da önemli servet birikimini sağlamıştır. Bu birikim ormanların özelleştirilmesi ile sağlanamaz.

(2) Ormanlardaki dikili ağaç servetinin dağılımı incelendiğinde; verimli ibreli koru ormanlarındaki servet birikiminin ve artışının % 31.4, verimli yapraklı koru ormanlarında ise % 29.8 olduğu görülmektedir. Ancak ibreli koru ormanlarındaki dikili ağaç serveti 548.7 milyon m3’ten 721 milyon m3’e artmıştır (Artış miktarı 172.3 milyon m3). Yapraklı koru ormanlarındaki dikili ağaç serveti ise 210 milyon m3’ten 272.6 milyon m3’e artmıştır (artış miktarı 62.6 milyon m3). İbreli koru ormanlarındaki dikili ağaç servetinin artışındaki yükseklik ağaçlandırılan orman alanlarından kaynaklanmaktadır. Bu sonuç Türkiye’nin gelecekte de ağaçlandırmalara (mümkün olan yerlerde hızlı gelişen türlerle) hızla devam etmesi gerektiğini göstermektedir. Orman ağaçlandırmaları uzun sürede yüksek gelir getiren (ve toprağı koruyan, su üretimini düzenleyen) kârlı yatırımlardır. Ancak bu tür yatırımlar özel teşebbüsün değil Devletin yapabileceği türden yatırımlardır.

(3) Verimli koru ormanlarındaki yıllık artım ortalama 3.366 m³/ha/yıl miktarından, ortalama 3.190 m³/ha/yıl miktarına gerilemiştir. Yıllık artımdaki bu, çok az da olsa, gerilemenin sebebi genç ağaçlandırmaların henüz boy büyümesi sürecinde olmalarından kaynaklanmaktadır. Gelecek yıllarda birim alandaki yıllık artım hızlanacaktır.

(4) Ormanlardan hasat edilen odun miktarı (eta) da 22.36 milyon m³/yıl miktarından 15.16 milyon m³/yıl miktarına gerilemiştir. Bu gerilemenin sebebi de genç ağaçlandırma alanlarının henüz bakım safhasında olması ve yüksek miktarda odunun hasat edilemeyişidir. Öte yandan Türkiye ormanlarındaki ağaçların çap sınıflarına dağılımında bir gerileme olmayıp, artış vardır. Çap sınıflarındaki bu artış henüz yıllık hasat edilecek miktara yansıtılamamaktadır(Genç ağaçlandırmalar).

(5) Türkiye ormanlarından kişi başına odun üretimi 1963 yılında 0.529 m³ iken, 1977 yılında 0.590 m³’e yükselmiş, 2003 yılında ise 0.214m³’e düşmüştür. Bu düşüşün iki sebebi vardır. Birincisi nüfusun hızla artmış olmasıdır. İkinci sebep ise, nüfus artışına karşılık Türkiye’nin bozuk orman alanlarını ağaçlandırmakta geç kalmasıdır.

(6) Türkiye ormanlarından yapılan odun üretiminin yanında özel teşebbüsün kavak, söğüt, kızılağaç ve okaliptüs ağaçlandırmalarından elde ettiği yakacak odun miktarı 3.2 milyon m³/yıl, yakacak odun miktarı ise 6.99 milyon m³/yıl olarak tahmin edilmektedir.

(7) Türkiye’nin nüfusuna göre odun hammaddesi ihtiyacının 42.6 milyon m³/yıl miktarına yükseldiği hesaplanmıştır.

(8) Türkiye’nin odun işleyen sanayiinin kurulu gücü 34 milyon m³/yıl kadardır. Bu sanayi yeterli yerli mal bulamadığı için düşük kapasite ile çalışmakta veya ihtiyacı olan kalitede odunu yurtdışından ithâl etmektedir. Ayrıca yurtdışından önemli miktarda orman ürünü ve kâğıt hamuru ile kâğıt ve karton ithâl edilmektedir.

(9) Türkiye’nin hızlı gelişen ağaç türleri ile yapabildiği ağaçlandırmaların idare süreleri dolmuştur. Bu ağaçlandırma alanlarından yapılacak toplu kesimlerle bir süre daha lif, levha, yonga levha vb. sanayinin ihtiyaçları karşılanabilir. Ancak hızlı gelişen orman ağacı türleri ile yeniden ve daha geniş alanlarda (yetişme ortamı özellikleri uygun olmak şartı ile) ağaçlandırmalar yapmak gerekmektedir.

(10) Türkiye’nin odun hammaddesi açığı yeni ağaçlandırmalarla kapatılamazsa, aşırı kesimlerle veya kaçakçılık ile ormanların tahribi ve toprakların erozyona uğrayıp taşınması kaçınılmaz olacaktır.

6. TÜRKİYE’NİN SU ÜRETİMİ VE SUYUN KULLANILMASI
(SULU TARIM VE HİDROELEKTRİK)

(1) Türkiye yüzeyine düşen 501 milyar m³ yağışın %37’sinin (186 milyar m³) yüzeysel akışa geçebileceği, bu suyun ekonomik olarak kullanılabilir miktarının 95 milyar m³ olduğu hesaplanmaktadır. Yer altı suyundan alınabilecek 12.2 milyar m3 su ile birlikte Türkiye’nin kullanabileceği su 107.2 milyar m3/yıl (ortalama değer) kadardır. Tuna Nehrinin Karadeniz’e getirdiği yıllık su miktarının 300 milyar m3 olduğu hatırlanırsa, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığı anlaşılır.

(2) Türkiye’de ekonomik olarak kullanılabilir su dağlardan gelmektedir. Orman alanlarından gelen su 49.2 milyar m3, otlak alanlarından gelen su 51.8 milyar m3 olmak üzere toplam 101 milyar m3 su üretilebildiği hesaplanmıştır.

(3) Türkiye’nin büyük akarsu havzaları 26 tanedir. Bu havzalardaki ova alanı 26.71 milyon ha olup, bu alanın 16.12 milyon ha’ının sulanabileceği hesaplanmıştır. Ancak arazi sınıflandırmalarına göre, Türkiye’nin sulu tarım yapabileceği alanın yaklaşık 9 milyon ha olduğu belirlenmiştir. Sulanabilen tarım alanları 4.6 milyon ha olup, 4.4 milyon ha’lık alan sulu tarıma açılmayı beklemektedir.

(4) Türkiye’de 730 baraj yapılabilecek yer belirlenmiştir. Bu barajlardan 199 tanesi bitirilmiş olup, 109 tanesinin inşaatı devam etmektedir. Daha 422 tane baraj yapılması gerekmektedir.

(5) Türkiye’nin su üretimi bakımından en güçlü havzaları Doğu Anadolu’da bulunmaktadır. Yüksek dağlık arazide kar halinde düşen yağış ve karların geç erimesi su miktarını arttırmakta, suyun akış süresini uzatmakta, dolayısı ile elektrik üretiminde, barajların su depolama kapasitesini destekleyerek, devamlılık sağlamaktadır.

(6) Türkiye’nin yapabileceği 730 barajdan 551 tanesi elektrik üretebilecek niteliktedir (hidroelektrik santralları = HES). İşletmedeki HES sayısı 129 tane olup, bunlardan üretilebilen elektrik 44 035 GWs’dir. İnşaat halindeki HES sayısı 36 olup, bunlar da bitirildiğinde hidroelektrik üretimi 55 223 GWs’e yükselecektir. Bütün HES’ler bitirildiğinde ise Türkiye’nin üretebileceği hidroelektrik ortalama 125 828 GWs’dır.

(7) Türkiye’nin enerji üretiminde sudan elde edilen elektriğin payı 1986’da % 4.4 iken, 1996’da % 12.9 oranına arttırılabilmişse de 2000 yılında % 9.8’e düşmüştür. Son yıllardaki kuraklıktan dolayı barajlarda yeterli su birikmemiştir. Eğer baraj ve hidroelektrik santrallarının yapımı için yeterli destek sağlansaydı kuraklığın etkisi baraj sayısının ve HES gücünün arttırılması ile giderilebilirdi. Böylece ucuz ve temiz enerji sağlanabilirdi. Çünkü gelişmeler incelendiğinde; Türkiye’nin enerji tüketimin de, doğalgazdan elde edilen enerjinin oranı 1986’da % 1.0 iken, 2000’de % 16.2’ye yükselmiştir. Buna karşılık sudan elde edilen elektrik enerjisinin oranı 2000 yılında % 3.2’ye düşmüştür. Böylece Türkiye hem dışa bağımlı kılınmış, hem de daha pahalı enerji kullanmıştır.

(8) Türkiye barajlarının yapımında, tarım alanlarının sulanmasında ve hidroelektrik üretiminde programlarını ertelemek zorunda bırakılmıştır. PKK isyanı, doğalgaz alımı ile dış ülkelere gereksiz miktarlardaki bağlantılar, 1994 ve 2001 krizleri, Devletin küçültülmesi Türkiye’yi geri bırakmıştır. Türkiye yolunda yürümek ve bu konudaki programlarını gerçekleştirmek zorundadır. Bu programların gerçekleştirilmesi Türkiye’nin var olmak ve devamlılığını sağlamak için zorunludur.

(9) Akarsulara ulaşacak, barajlarda toplanacak, tarım alanlarının sulanmasında ve hidroelektrik üretiminde kullanılacak suyun dağlık arazide toprağa sızdırılması, sellere dönüşmeden, toprak erozyonuna sebep olmadan devamlı bir akış düzenine kavuşturulması gerekmektedir. İşte bu sebeple de dağlık arazideki 16 milyon ha orman alanının gençleştirilmesi, ağaçlandırılması ve mer’aların islâhı, toprakların korunması gerekmektedir. Bu işler Devlet gücü ile ve devlet işletmeleri ile uzman kişilerin hizmeti ve gayreti ile başarılabilir.

(10) Enerji üretiminde; ucuz ve temiz enerji olan hidroelektriğin payını arttırmak, kömür ile çalıştırılan termik santralları “akışkan yataklı” sistemle geliştirip, çalıştırmak gerekmektedir. Türkiye’nin gereksiz miktarda doğalgaz sözleşmesi yapılarak dış ülkelere bağlanması bir yandan para kaybına, öte yandan yüksek maliyetli enerji üretimine ve kullanımına sebep olmaktadır. Yüksek maliyetli enerji, üretim ve ulaşımda fiyatların artmasına ve ihracatın engellenmesine kadar etki etmektedir. Türkiye’nin kendi kömüründen enerji üretmesini desteklemek gerekmektedir. Maliyeti yüksekte olsa (doğalgaza denk) kömürden elde edilen enerji için harcanan para yurt içinde kalmakta ve kullanılmaktadır (Dolaylı fayda).

(11) Suyun da bir maliyeti vardır. Dağlık arazide suyun toprağa sızdırılması ve akışın devamlılığının sağlanması, toprak erozyonunun önlenmesi ve barajların ömrünün uzatılması yapılacak ağaçlandırma, mer’a ıslâhı ve toprak koruma çalışmalarının bedeli ile hesaplanmalıdır. Yapılan hesaplamalara göre Fırat ve Dicle + Zap havzalarından gelen suyun 1m³’ünün maliyeti 15 785.7 TL’sıdır. Öte yandan Türkiye suyunu üretimde kullanmak ve amacına uygun olarak değerlendirmek zorundadır. Örnek olarak Yıldız (Istranca) Dağlık Kütlesinin sularını Trakya’da sulu tarımda üretim için kullanmak ve içme suyu olarak değerlendirmek daha uygundur. Bu suları İstanbul’un kullanma suyu olarak almak ise israftır.

(12) Türkiye su zengini değildir ve sulama programlarını da tamamlamamıştır. Dolayısı ile Türkiye’nin sınır aşan sularından komşularına verebileceği su ancak son hidroelektrik santralından çıkan “kuyruk suyu”dur. Bunun dışında verilecek her m3 suyun üretim maliyeti vardır. Su bedava değildir. Türkiye suyundan ve o suyu kendi kalkınmasında kullanmaktan vazgeçemez.

7. TÜRKİYE’DE TOPRAK EROZYONU

(1) Türkiye arazisinin %91’inde topraklar yüzeysel akışa geçen su ile erozyona uğrayıp taşınmaktadırlar. Şiddetli ve çok şiddetli toprak erozyonu ile toprakların taşındığı arazi 46.6 milyon ha olup, ülkenin %60.9’udur.

(2) Tarım alanlarından VI. ve VII. sınıf eğimli arazide bulunan 6.1 milyon ha alan ile IV. sınıf arazide bulunan 4.7 milyon ha alanda toprak koruma tedbirleri alınmalı veya bu arazi ağaçlandırılmalıdır.

(3) Otlak alanlarının önemli bölümü 18.2 milyon ha VI.+VII. sınıf arazide olup, şiddetli ve çok şiddetli erozyon ile toprakları taşınmaktadır.

(4) Bozuk ve çok bozuk orman alanları ile ormana aktarılması gereken alanların toplamı 16 milyon ha olup, bu alanların en kısa sürede ağaçlandırılması ve toprak koruma tedbirlerinin alınması gerekmektedir.

(5) Türkiye barajlarını dolmaktan kurtarmak, tarım alanlarını korumak, yerleşme alanlarını, yollarını, köprülerini, sanayi tesislerini korumak için selleri ve toprak erozyonunu önlemek zorundadır. Çare; ormanların korunması, ağaçlandırılması, otlakların islâhı ve suyun toprağa sızdırılmasıdır.

(6) Türkiye’de toprak erozyonu konusunda yapılmış araştırmalarda; arazinin eğimine, arazinin açık olmasına veya yapılan tarımın türüne göre 0.8-1.5 mm kalınlığında toprağın yüzey erozyonu ile taşındığı hesaplanmıştır. Çok şiddetli erozyonda açık alanda taşınma kalınlığı 6.2 mm’ye kadar hesaplanmıştır. Daha ileri safhada oyuntu erozyonu başlamaktadır. Eğer yılda 1 mm toprak taşındığı kabûl edilirse sadece 16 milyon ha’lık ağaçlandırılması gereken orman alanından 160 milyon m3/yıl (192 ton/yıl) toprak taşındığı hesaplanır. Toprak kaybı VI+VII. sınıf arazideki tarım + orman + otlak alanından (46.7 milyon ha için) 1 mm/yıl hesabı ile 467 milyon m3/yıl (560.4 milyon ton/yıl) olarak hesaplanır.

(7) Türkiye toprak kaynakları bol bir ülke değildir. Türkiye’nin yeryüzü şekli özellikleri ve bunlara bağlı olarak oluşmuş iklim özellikleri ile ekolojik bakımdan hassas geniş bölgeleri vardır. Türkiye 5000 yıldır çok önemli bir yerleşim alanıdır. Bu sebeple doğal ekosistemleri yoğun ölçüde kullanılmış, tahrip edilmiş ve toprakları pek çok yerde aşınmıştır. Türkiye kendine özgü ekolojik özellikleri olan bir ülkedir. Ülkenin devamlılığının ve barınılabilirliğinin sağlanması toprak erozyonunun durdurulmasına bağlıdır. Toprak erozyonunun önlenmesi ancak ve ancak bu yönde ortaya konacak güçlü devlet iradesi sayesinde gerçekleştirilebilir.

8. HAVA KİRLİLİĞİ VE ORMANLARA ETKİSİ

(1) Havayı kirletici gazlardan SO2, NOx, F ve Cl su ile (veya hava nemi ile) karşılaştıklarında asitlere dönüşmektedirler. Özellikle SO2 ve NOx ’in asitlere dönüşmesi ve etkilerinin artmasında ozon (O3) yardımcı olmaktadır.

(2) Ormanlar havayı süzmekte, havadaki tozları, tanecikler halindeki hidrokarbon moleküllerini ve türevlerini, gaz moleküllerini tutmaktadırlar. Özellikle ibreli ormanlar bunu yaz, kış yapmaktadırlar. Ancak ormanlar da bu tozlardan ve gazlardan olumsuz etkilenmektedirler.

(3) “Türk Hava Kalitesini Koruma Yönetmeliği” hava kirliliğindeki sınır değerleri yüksek tutmuştur. Örnek olarak SO2 için verilmiş uzun vadeli sınır değer 150 ?g /m³ olup, orman ağaçlarının bu sınır değere dayanmaları mümkün değildir.

(4) Türkiye kendi yarattığı hava kirliliğinin yanında kuzeyden Karadeniz ve Balkanlar üzerinden gelen önemli bir hava kirliliğinin de etkisi altındadır. Karadeniz üzerinden gelen hava kirliliği İstanbul Boğazı ağzında yapılan asit yağış ölçümleri ve Marmara Bölgesinde orman ağaçlarının ibrelerindeki kükürt tayinleri ile ispat edilmiştir.

(5) Hava kirliliği; orman ağaçlarının ibrelerine ve yapraklarına olumsuz etkiler yapmakta olduğu kadar, kükürt içeriği artmış orman ölü örtüsünün ayrışması ile oluşan asit ürünlerle ve asit yağışlarla da toprağın yıkanmasına ve bitki besin maddelerinin azalmasına sebep olmaktadır.

(6) Hava kirliliği orman ağaçlarının ibrelerindeki klorofilli hücrelerin tahribine sebep olduğu için ağaçların yıllık halkalarının daralmalarına, çap artımlarının azalmasına ve odun üretiminin azalmasına sebep olmaktadır.

(7) Türkiye ormanlarındaki artımın hava kirliliği etkisi ile %1 azalması halinde odun üretimindeki bir yıllık kaybın 32 trilyon TL (21.3 milyon ABD Doları), %10 azalması halinde 320 trilyon TL (213.3 milyon ABD Doları) olacağı hesaplanmıştır. Orman ağaçlarının yıllık halka daralmaları gözönüne alındığında, yıllık üretim kaybının ve bedelinin hiç de gözardı edilemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Bu sebeple; Türkiye hava kirliliğini kontrol altına almak, azaltmak ve ormanlarındaki artım kayıplarını da en az düzeye indirmek zorundadır.

9. TÜRKİYE’DE ORMAN TAHRİBATI VE YAĞMASININ SONUÇLARI

(1) Türkiye’de orman tahribatı önceleri beş önemli sebepten kaynaklanmıştır. Bunlar; yakacak odun sağlanması, hayvan otlatmak, ihtiyaçların karşılanması ve geçinmek için kaçak kesim, tarla açmak, zeytinlik, fındıklık, bağ yetiştirmek için açma yapmak olarak sıralanabilir. Ancak daha sonra siyasi destekli orman yağması başlatılmış ve bu yağma işi giderek yaygınlaşmıştır.

(2) Orman artığı çalılaşmış alanların “makilik” adı altında 5653 sayılı (8. 9. 1956) Kanunla orman dışına çıkarılması 618 000 ha’lık orman alanının kaybına sebep olmuştur.

(3) Ormandan açılmış alanların orman dışına çıkarılması için 1961 Anayasasının 131. maddesi 1255 sayılı (22.04.1970) Kanunla değiştirilmiştir. Bu değiştirmeye dayanılarak çıkarılan 1744 sayılı Kanun ile 1982 tarihli Anayasanın 169. maddesi uyarınca çıkarılan 2896 sayılı Kanun ve arkasından çıkarılan 3302 sayılı Kanun ile 6831 sayılı Orman Kanununun 2. maddesinin B fıkrasında yapılan değişiklikler uyarınca 2003 yılı sonuna kadar 473 918 ha orman alanı orman dışına çıkarılmıştır.

(4) Orman dışına çıkarılmış alanların işgalcilerine satılması için 3402 sayılı Kanun ile 4706 sayılı Kanuna yapılan eklemeler Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptâl edilmiştir.

(5) Orman ürünlerini işleyen sanayinin ihtiyaçlarını karşılamak için Kızılağaç ve Kestane Ağacının orman ağacı sayılmaması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla çıkarılan 4999 sayılı Kanun da (Aralık 2003) Anayasa Mahkemesi tarafından iptâl edilmiştir.

(6) Özel üniversitelere ve turizm tesislerine orman alanlarının tahsis edilmesi için “kamu yararı” adı altında çıkarılan kanunlar ve yapılan tahsisler Anayasa Mahkemesi tarafından iptâl edilmiştir.

(7) Orman yangınları ile arazi kazanma çabaları siyasi gelişmelere bağlı olarak artmış veya azalmıştır. Orman yangınları ile kaybedilen alan önemli miktarlara ulaşmıştır. Ancak Devlet’in gücü orman yangınlarının söndürülmesinde para, vasıta ve yetişmiş uzman ormancılar olarak kendisini göstermiştir. Orman yangınları ve Devletin bu yangınlara müdahale gücü ile yeteneği, Türkiye’de ormanların özelleştirilemeyeceğinin en belirgin kanıtlarından biridir.

(8) Orman alanlarındaki deliceliklerin ve yabani zeytinliklerin aşılanıp zeytinciliğin teşvik edilmesi için çıkarılan 3573 sayılı Kanun (26.1.1939) amaca hizmet etmemiştir. Bu zeytinliklerin yazlık konutlar yapmak için satılması 4086 sayılı Kanunun (28.2.1995) çıkarılmasına sebep olmuştur. Ancak çok geniş orman alanı zeytincilik adına kaybedilmiş, verim alınamamış ve betonlaştırılmıştır.

(9) Orman dışına çıkarılan alanların tarım alanı olarak köylüye de faydası olmamıştır. Dik eğimli yamaçlarda VI. ve VII. sınıf arazide yer alan bu alanlarda açılan tarlalarda kısa zamanda erozyon ile toprak taşınmış ve verim alınamaz olmuştur. Yamaç arazideki ormandan açma tarlaların orman dışına çıkartılmasına 2894 sayılı Kanunla 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesindeki “su ve toprak rejimine zarar vermeyen” hükmünün kaldırılması sebep olmuştur. Bu hükmün yeniden konulması ve orman alanlarının tahsisinde de “üstün kamu yararı” şartının getirilmesi gerekmektedir.

10. SONUÇ

Türkiye devamlılığını ve barınılabilirliğini sağlamak için dağlarını, dağlarındaki topraklarını korumak, ormanlarından odun, otlaklarından et, süt ve topraklarından suyu sızdırarak su üretmek zorundadır.

Orman ürünlerinin arttırılması için ağaçlandırmaların yaygınlaştırılması ve yetişme ortamının uygun olduğu yerlerde hızlı gelişen orman ağacı türleri ile ağaçlandırmaların yapılması gerekmektedir. Öte yandan hava kirliliğinin azaltılması ve Türkiye ormanlarındaki odun artımını azaltıcı etkilerinin önlenmesi gerekmektedir. Üretilen su ile sulanabilir tarım alanlarını sulamak, ucuz, temiz ve yerli enerjisini (hidroelektrik) üretmek Türkiye’nin beslenmesi ve kalkınması için gereklidir. Bu amaca ulaşmak için de dağlardaki ormanların korunması, bozuk ormanların ağaçlandırılması, otlakların islâhı gerekmektedir.

Türkiye ormancılığı ülkenin geleceğinin sorumluluğunu üstlenmiştir. Geçen zaman içinde başarılı olmuş olan Türkiye Ormancılığının ülkenin geleceği üzerindeki inkâr edilemez etkisi ve vazgeçilemez katkısı gözardı edilemez.

Türkiye’nin ekolojik özelliklerine bağlı olan özel yapısı ve koşulları ormanlarının Devlet eli ile ve uzmanlarınca işletilmesini, ağaçlandırılmasını, gençleştirilmesini, bakımını ve korunmasını (yangın dahil) gerektirmektedir. Dağlık arazideki toprakların korunması ve otlakların ıslâhı da bir uzmanlık işi olup Devletin gücü ile gerçekleştirilebilir. Türkiye’nin kendisine özgü özelliklerinden dolayı ormanlarının ve ormancılık hizmetlerinin özelleştirilmesi mümkün değildir. Türkiye, tarih boyunca güçlü devletlerin var olduğu dönemlerde korunabilmiştir. Ülkenin barınılabilirliğini ve devamlılığını sağlamak amacı ile dağlık arazideki bozuk ormanlarının ağaçlandırılması, otlaklarının islâhı ve topraklarının korunması, ancak “güçlü bir Devletin ve o Devlet’e inananların varlığı” ile sağlanabilir.

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir