Rehberlik Nedir – REHBER NEDİR?

REHBERLİK NEDİR

?  REHBERLİK NEDİR?

Günlük dilde rehber, kılavuz, yol gösterici, başka kişilerin amaçlarına en kısa yoldan, sağlıklı bir biçimde ulaşmaları için yol gösteren, gidilecek yeri, yerin özelliklerini  ve yolları, güzergahları ve özelliklerini bilen, gidilecek yer ve yolları hakkında geniş ve doğru bilgilere sahip olan, kendisine gereksinmesi olanlara açıklamalarda ve tanıtımlarda bulunan, yol gösterme, açıklama ve tanıtma yöntem ve tekniklerini iyi bilen kişiye denir.
 
 Bu genel tanımına bakarak rehberin işlevinin, gereksinmesi olan kişilere yardım etmek olduğu açıkça ortadadır. Öyleyse rehberi, “kendisine gereksinmesi olan kişilere yardım eden kişidir.” diye kısaca tanımlayabiliriz.

Rehberin tanımı bu biçimde kabul edildiğinde rehberlik de “gereksinmesi olan kişilere kılavuzluk etme, yol gösterme, onların amaçlarına, hedeflerine sağlıklı olarak ulaşabilmeleri için yardım etme işi” olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla, “Rehberin işi, gereksinmesi olanlara rehberlik etmektir.” yargısı ortaya çıkar. Örnek olarak bir turizm rehberini ele alalım. Turizm rehberi, rehberlik yaptığı bölgedeki turistik denilebilecek her yeri, gidilecek yolları ve nasıl gidileceğini tüm özellikleriyle bilir. Ancak yalnızca gidilecek yerin ve yollarının özelliklerini bildiği gibi o yerin özelliklerine göre, o yere gidebilecek insanların ne olması gerektiğini de bilir, bilmelidir.
 Van kentimize kadınlı erkekli, genç, yaşlı ve çocuklardan oluşan 30 kişilik bir turist grubu geldiğini ve Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkmak istediklerini varsayalım. Grubun amacı nedir? Tatillerini iyi biçimde değerlendirmek, yeni yöreler tanımak. Hedefi nedir? Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkmak. Tanımadıkları bu yörede, amaçlarını gerçekleştirmek ve hedeflerine ulaşmak için ne yapmaları gerekiyor? Tabii ki kendilerine, yöreyi, yolları, güzergahları, konaklama yerlerini, yollardaki olumsuzlukları, tehlikeleri çok iyi bilen bir rehber gerekiyor. Bir turizm bürosuna giderek rehberi buluyorlar. Rehber, turist grubuna gidilecek yolların ve zirvenin özelliklerini, yolculuk süresince oluşabilecek olumsuzlukları, tehlikeleri, alınacak önlemleri, çıkışın kaç gün süreceğini, nasıl inileceğini, ne gibi araç ve gereçlere gereksinmeleri olduğunu, belli bir yere kadar minibüsle daha sonrada yaya olarak yola devam edileceğini açıklıyor. Fakat, gruba baktığında 70 yaşlarında ihtiyarların ve 8-10 yaşlarında birkaç çocuğun bulunduğunu görünce, yaşlıların ve çocukların bu yolculuğa dayanamayacaklarını, bu nedenle gelmemeleri gerektiğini söylüyor. Ayrıca grup içerisinde kalp,akciğer, astım vb hastaların bulunup bulunmadığını soruyor. Varsa onların da gelmemelerini istiyor ve sorumluluk alamayacağını söylüyor. Hatta, işi daha da ileri götürerek, sorumluluk almamak için, hastalarından “bu yolculuğa, tırmanışa uygundur” diye birer doktor raporu istiyor. Böylece rehberlik edeceği kimseleri tanıma yoluna gidiyor, onları riske sokmaktan çekiniyor. Sağlık testinden geçen turistlerden uygun görülen 18 kişi ile tırmanışa çıkılacağı belli oluyor. Ve yolculuk için gereken yiyecek, su, ilaç, harita, pusula, diğer araç gereçler hazırlanıyor ve belirlenen en uygun zamanda yolculuğa çıkılıyor.

 Bu örnekte rehberin yaptığı iş nedir? 18 kişilik bir turist grubuna dağa tırmanmak, amaçlarını gerçekleştirmeleri, hedeflerine ulaşabilmeleri için işi yolu yordamı bilen bir kişi olarak yardım etmektir.

 Şimdi de şöyle düşünelim: Söz konusu turist grubu, rehbere, yardıma gereksinmeleri olmadığın, ellerinde harita olduğunu, haritadan yararlanarak dağın zirvesine ulaşabileceklerini söylüyorlar. Kimseye zorla rehberlik yapılmaz. Yardım gereksinmesi olana ve yardım isteyene, yardımı kabul edene yapılır. Ve, 30 kişilik turist grubu, rehber almadan kendi doğru bildiklerine, sandıklarına göre, kendi akıllarına göre çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek zirveye doğru yolculuğa başlıyorlar. Fakat yolların özelliklerini, güzergahları bilmedikleri için yanlış patikalara sapıyorlar, orman içlerinde nereye gittiklerini bilemeden günlerce yürüyorlar. Bu arada, çocuklar ve yaşlılar, bu yolculuğa dayanamıyor, mızmızlanmaya başlıyorlar, grup liderine bağırıp çağırıyorlar, biri kalp hastası, diğeri astım olan iki turist krizler geçiriyor ve bu durumda ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Çok kötü durumdalar. Herkes birbirini eleştirmeye başlıyor, yaşlıları ve çocukları, hastaları yanlarına aldıklarından, ve daha çok da bir rehber almadıklarından dolayı çok pişman oluyorlar, dönüşe karar veriyorlar. Hastaların kurtarılması için, önden iki kişiyi en yakın yerleşim birimine doktor bulmaya gönderiyorlar. Kısacası, gezileri zehir oluyor; amaçlarını gerçekleştiremiyor, hedeflerine  ulaşamıyorlar.

 Soru : Turist grubu neden bu duruma düştü?
 Yanıt : Çevreyi, yolları, yolların özelliklerini bilmedikleri, tanımadıkları için. Yalnızca bu kadar mı? Kendilerine ellerindeki haritaya ve eski bildiklerine güvendikleri için.
 
 Soru : Neden pişman oldular?
 Yanıt: Tanımadıkları, bilmedikleri bir yerde, konuda, kendi kafalarına göre takıldıkları, rehber almadıkları, bilen birilerine danışmadıkları için.

 Atasözü ne diyor? “Danışan dağlar aşmış, danışmayan şaşmış, kalmış.”

 Bu öykücükten (anekdottan) rehberin, rehberliğin ve danışmanın, bilgilenmenin amaçlara ulaşmada ne denli önemli olduğunu anlamış oluyoruz.

4 Yorum
  1. 11 Ekim 2008
  2. 22 Ekim 2008
  3. 28 Nisan 2009
  4. 12 Mayıs 2009

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir