NEVRUZ BAYRAMI HAKKINDA

NEVRUZ HAKKINDA YAZI

Baharın habercisi Nevruz, İran ve Türk Halklarının Bayramı, bahar bayramı, bereketin simgesi, canlanmanın, dirilişin işareti, doğanın yeni bir enerjiyle canlanışı, çayır ve çimenlerin yeşermeye başladığı, çiçeklerin rengârenk açtığı, yüreklerimizin yeni umutlarla dolup taştığı, gönüllerimizdeki türlü çeşitli duyguların birbirine karıştığı, yeni bir mevsime, yeni bir bahara yolculuğun başlangıcıdır.

Zaman zaman, Nevruz İran’ın mı, Türklerin mi, yoksa bir başka kavmin mi Bayramı tartışmaları yapılmaktadır, bu elbetteki bu alanda çalışan bilim adamlarını ilgilendiren bilimsel bir araştırma konusudur. Biz bunu bırakalım bilim adamları tartışsın, ama bizim için önemli olan Nevruz düşüncesi, barışa, sevgiye ve kardeşliğe giden duyguların Nevruz’la yüklü olmasıdır.

İran kaynaklarının Nevruz ile ilgili başlıca başvuru kaynağı, referansı, Firdevsi’nin Şehnamesidir. Fakat Şehname’nin araştırıldığı dönemlerden kalan yazılı belgelerde Nevruz ile ilgili herhangi bir kayda rastlanmaması, buna mukabil Türklerin en eski yazılı eserleri olan gerek Orhun Kitabelerinden gerekse diğer yazılı Türk belgelerinden ve Türklerin günlük yaşamlarından, yaşam tarzlarından bahseden eski Çin kaynaklarında Nevruz’la ilgili kutlamalardan söz edilmiş olması, Nevruz’un kökeninin Türkler olduğu savını kuvvetlendirmektedir.

Ancak yukarıda da yazdığımız gibi, önemli olan Nevruz’un kökeninden daha çok, bir tabiat, bir doğa bayramı olarak kin ve nefret sebebi değil, insanların birbirlerine düşmanlık kaynağı değil, bütün canlı yaratılmışlarda dirilişin başladığı, doğanın uyanmaya başladığı bir gün olarak algılanmasıdır. Bu vesileyle Nevruz sevinç, Nevruz mutluluk ve huzur olmalıdır. Nevruz bütün sıcak duyguların toplamıdır, Nevruz kana düşen ateştir.

Nevruz’u kutlayan halklar, Nevruz’u bir bayram olarak kabul eden uluslar ve topluluklar İran’dan veya Türkler’den kendi gittikleri, göç ettikleri, sonra da yerleştikleri her yere bu güzel ve anlamlı bayramı götürmüşler ve oralarda da kutlamışlar halen de kutlamaktadırlar. Bilindiği gibi, Nevruz bugün Türkistan başta olmak üzere, bütün Türk dünyasında, Anadolu’da, Kafkaslarda, Balkanlar’da, Kıbrıs’ta, Ta Yakutistan’dan Çuvasistan’a, Başkurdistan ve Tataristan’a kadar Suriye’de ve Ortadoğu’da her iklimde ve coğrafyada kutlanmaktadır.

Atalarımız, Nevruz’da binlerce yıldır Bayram yapmışlar; Ergenekon Destanına göre, savaşta yenilen Türklerden iki genç kurtulmuş ve bir vadiye sığınmışlar, orada bir mağarada bu gençleri bir dişi bozkurt-Asena emzirmiş, beslemiş, koruyup kollamış; zamanla bu mekânda çoğalan Türkler vadiyi çevreleyen dağlar arasından Demir madenini eriterek yol açıp çıkmışlar, Nevruz’un ateşi demiri eritmiş, işte bu sebeple, sonraki zamanlarda, bugün bile, Nevruz bir kurtuluş günü olarak “Atalar Mağarası” denilen mevkide, Asena’nın iki genci emzirdiği yerde, Örs üzerinde sıcak demir dövülerek simgesel olarak kutlanmış, kutlanmaktadır.

Nevruz’dan, yeni günden, bahardan ve bereketten bahsedince, eskiden kullandığımız takvimlerden, özellikle Peygamberimizin Hicretini başlangıç kabul eden, Hicri Takvimin güneş yılını esas alan, Rumi-Mali temele göre tanzim edilmiş takvim hakkında bazı önemli bilgilerin bu vesile ile sizlerle paylaşılmasının yararlı olduğuna inanmaktayım. Bu takvime göre; yıl Kasım ve Hızır günlerinden ibarettir. Kasım günleri 180, Hızır günleri ise 186 gündür.

Hicret başlangıcına göre, güneş yılını esas alan bu takvimlerin, Büyük Selçuklu Sultanı Celaleddin Melikşah zamanında geliştirilip kabul edilen Celali takviminin güncellenmesi, tekrar kullanılmaya başlanması olarak kabul edilmektedir. Celali takviminin başlangıcı 15 Mart 1079’dur. Daha sonra yapılan bir takım düzenlemelerle yılbaşı 21 Mart’a kaydırılmıştır. Bugün bile İran ve Afganistan gibi yerlerde kullanılan Şemsi takvim de bu Celali takviminden İlham alınarak geliştirilmiştir. Bizim kullandığımız Rumi takvimde 22 Mart 9 Mart’a karşılık gelmektedir. Bu takvime göre yılın yarısı kabul edilen kasım günlerinin 105’inde (ki bu tarih şubat ayının 20’sine tekabül eder) birinci Cemre havaya, bir hafta sonra, Kasımın 112’sinde, yani 27 Şubatta ikinci cemre suya ve nihayet üçüncü haftanın sonunda, Kasımın 119’unda, yani 6 Martta üçüncü cemre toprağa düşmektedir.

22 Mart’ta, cemrelerin üzerinden 16 gün geçmiş bulunuyor, yani artık hava, su ve toprak hep beraber ısınmaya ve canlanmaya başladı demektir. Artık çiftçiler, ziraatçılar ve tarımcılar tarlada, toprakta, bağda ve bahçe’de, hızla Allah’ın bereketine ve bolluğuna kavuşmak için çalışmaya başlamış bulunuyorlar.

Cemre, sözcüklerde ateş demek, daha doğrusu yanmış kömür, yani köz demek, kor demek, küçük taş parçası demek ! Anlam olarak “Isınmaya başlayan Güç, Isınma” şeklinde manalandırılmaktadır. O halde artık tabiatta toprak uyanıyor, kuşlar cıvıldaşıyor, zemheri kuzuları çayır-çimen koşuyor, hasılı bütün canlı yaratılmışların kanı kaynamaya başlıyor, Nevruz, işte böyle bir mevsimin başlangıcı !..

6 Yorum
  1. 20 Mart 2011
  2. 17 Mart 2015
  3. 18 Mart 2015
  4. 23 Mart 2015
  5. 30 Nisan 2015
  6. 30 Nisan 2015

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir