MADDE BAĞIMLILIĞI VE ZARARLI MADDELER

MADDE BAĞIMLILIĞI

Yazan: İbrahim Elibal

Bu yazımızda toplumumuzun kanayan yaralarından biri olan madde bağımlılığını anlatmaya çalışacağım. Ama öncelikle konumuza bağımlılığın tanımı ile girmek istiyorum.  :  Geniş anlamda dışardan alınan kimyasal maddelere ruhsal, fiziksel ya da hem ruhsal hem fiziksel olarak düşkün olmak, günlük yaşam içinde bu maddelere yer ayırmak demektir. Başka bir deyişle, insanların yetersizliklerini gidermek için dışarıdan alınan kimyasal maddelerden destek aramalarıdır. Tehlike oranı en düşük olan ağrı kesici ve yatıştırıcı ilaçlar, en yüksek ise afyon, eroin ve uyarıcılardır.
     Alışkanlık: Dışarıdan alınan kimyasal maddenin yarattığı
ruhsal etkiyi yeniden yaşamak için güçlü bir istek söz konusudur. Bu nedenle alışılan madde sürekli olarak kullanılır.
     Alışkanlıkta bazı nitelikler bulunur. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

*Kimyasal maddenin yeniden alınması için güçlü bir eğilim.
*Alınan maddenin yarattığı nedeniyle bu maddeyi almak için aşırı istek.
*Alınan maddenin miktarının artırılmasına gerek olmadan kullanılabilmesi.
*Alınan maddenin etkisine bağlı olarak belirli ruhsal bağımlılığın olmasına karşın fiziksel bağımlılığın olmaması.
*Alınan maddenin kesilmesinde yoksunluk belirtilerinin görülmemesi.
*Alınan maddeye bağlı kötü ve zararlı etkilerinin çoğunlukla kişisel sınırlar içinde kalması.
     Tutsaklık: Dışarıdan alınan kimyasal maddelerin engellenemez biçimde, bir anlamda zorunlu olarak kullanılması. Yani dışarıdan alınan kimyasal madde, bedensel ve ruhsal dengenin sağlanıp sürdürülmesi için yaşamsal duruma gelmiştir, söz konusu madde alınmadan yaşamı sürdürmek imkansızdır.
   Burada karşımıza çıkan özellikler:
*Dışarıdan alınan kimyasal madde bedensel ve ruhsal bir gereksinim durumuna gelmiştir.
*Tutsak olunan maddeyi bulmak için bütün olanaklar zorlanır.
*Alınan kimyasal maddenin miktarı günden güne artar.
*Alınan kimyasal maddenin kesilmesi ya da yetersiz alınması durumunda yoksunluk belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtiler ise genel olarak şiddetli başağrısı, bulantı, kusma, ter, titreme, uykusuzluk, , , koma olabilmektedir. olmazsa ölümle sonlanır.
         
                              SİGARA
     alışkanlığı: Tütünün anayurdu Amerikadır. K. Kolomb tarafından Avrupa’ya getirilmiştir. Tütün önceleri tedavi amacıyla kullanılmıştır. Sigaranın etkili maddesi nikotinin merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı ve bastırıcı etkisi vardır. Kısa bir canlılık dönemiyle birlikte zihinsel işlevlerde, çevreyle ilişkilerde, gelip geçici bir artma olur. Bunu bastırıcı etki izler. , bireyin günlük yaşamda karşılaştığı ufak engellemelerden doğan kaygıyı azaltarak bir an için onu sıkıntı gerginlik ve kızgınlıktan kurtarır. Kısa da sürse bu rahatlatıcı ruhsal etkiye bedensel hazlarda katılınca her fırsatta yakılmaya başlanır. Ancak bir süre sonra bu,ruhsal alışkanlığa dönüşür.
     Yokedici sığınak:Bir sigara içildiğinde damar yoluyla verilen bir miligram nikotine eş değerde nikotin alınmış olur. 60mg. nikotinin damar yoluyla verilmesi sonucu kişi      nikotin zehirlenmesinden ölür.
      Sigara uzun süre kullanıldığında merkezi sinir      sistemi üzerinde etkileri sonucu bağımlılık olur.      Sigaranın zararları konusunda yapılan araştırmalardan      çıkan sonuçlar da şöyle:
*Akciğer, dil, solunum yolları, gırtlak, pankras, böbrek kanserlerinin oluşmasında başlıca etkendir.
*Gebelik sırasında sigara içen annelerde düşük, erken doğum, doğum sonrası sakatlık ve ölümler,  özürlü çocuk doğumu.
*Bulundukları yerde sigara içilen küçük çocukların soğuk algınlığı, nezle, ölsürük, solunum yolları hastalıklarına karşı dirençleri düşer. Tedavileri zor ve uzun sürer.
*Fazla sigara içen erkeklerde sperm sayısı azalır.
*Kalp, damar, miğde hastalıklarında önemli etkendir.

   Uzmanlara göre; sigara, özentiyle başlıyor. Yapılan araştırmalarda, sigaraya bağımlı olanların kişilik yapılarında duygusal dengesizlik, kısa yoldan hazza ulaşma, gerçeklerden kaçma, otoriteye karşı çıkma, aşırı tutku, yarışçılık, tehlike arama ve başkalarına benzeme gibi karmaşık özelliklerinin bulunduğu ortaya çıkarılmıştır.
     Sigara tutsağı olanların erken çocukluk dönemindeki ruhsal gelişmelerinde saplantılar, takıntılar bulunmuştur. Anne çocuk ilişkilerinde bozukluk, çocukla soğuk, uzak ve katı iletişim ve aşırı denetleyici tutumun saplantı ve takıntılara yol açtığı bu durumun uzun sürmesi ve sonraki gelişim dönemlerinde de çözümlenmemesi sonucu, kişinin engellemeler karşısın da kolayca kaygıya düştüğü görülmüştür. Bu kaygıdan kurtulmak için kişi başka bir nesneye tutsak olabilmekte ya da bağımlı olabilmektedir.
        Sigaraya karşı savaş; Sigaraya karşı savaş toplumun en küçük biriminde ailede başlar. Çocuğa sigara içmemesi gerektiğini söyleyip sigara içmek çelişkidir. Çocuğa verilen bir yanlış mesajdır. Etkili bir iletişim kurmak gerekir.
       Sigarayı bırakmak için  öncelikle şunların yapılmasI gerekmektedir:
*Sigaranın ne amaçla içildiği,hangi durumlarda daha çok gereksinim duyulduğu saptanmalı, olanaklar elverdiğince bunlardan uzak kalmaya çalışılmalıdır.
*Sigaraya gerek duyulduğunda ağza şeker, leblebi atılabilir. Su, meyva suyu, ıhlamur içilebilir.
*Elde zincir, tesbih, anahtarla oynama, sigara isteğini azaltabilir
*Sigara içenlerin  yanında uzun süre kalmamalı,sigara içilmeyen yerde zaman geçirmek için çaba harcanmalı açık havada yürüyüş, solunumu açacak hareketler yapma, beden eğitimi ve spora önem verme.
*Sık  sık çok az ve hafif yiyeceklerle, sulu besinler alınmalı, özellikle akşamları ağır yemek ve içkiden kaçınılmalıdır. Yemeklerden sonra beş on dakika dinlenip, beş on dakika yürüyüş yapma. Böyle bir uygulamanın yaklaşık on on beş dakika gün sürmesi sigara alışkanlığının sonu olabilir. Sigarayı bırakmış olmanın verdiği güven duygusuysa bir kez daha başlamamanın en sağlam güvencesidir.
     Son olarak sağlık ve ekonomik  yönden sigara içme davranışı önemli ve zaman geçirmeden uygun önlemlerin alınması gerekir. Bu alanda çok küçük yaşlardan başlayarak sürekli bir eğitimin yapılması, gençlerin enerjilerini ve yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekleri aktif sosyal etkinlik alanlarının yaratılması yapılabileceklerden bir kaçıdır.
                            ALKOL
     Alkolik: Dünya sağlık örgütü içki içenle, alkoliği ayırabilmek için şu tanımı kullanmaktadır; İçkinin işine engel olduğunu değilde, işinin içmesine engel olduğunu düşünmeye başlayan kişi alkoliktir veya alışılmışın dışında alkol içen, bunun sonucunda bedensel, ruhsal, toplumsal sağlığı bozulan buna karşın alkol alma isteğini durduramayan, tükettiği alkol miktarının fazlalığıyla övünüp bundan haz duyan tedavisi gerekli olan hasta bir insandır.
     Alkolizm konusunda açıklama yapan kuramlara bakacak olursak:
   Abraham: Alkoliklerde cinsel içgüdünün gelişip olgunlaşarak karşı cinse yönelmediğini, insanların bu nedenle oluşan eksiklik ve suçluluk duygusunun verdiği kaygıdan kurtulmak için alkol içtiklerini ve alkolik olduklarını ileri sürmüştür.
     Freud-Jones: Benzer görüşleri benimsemişlerdir. Günlük yaşamda çelişme ve çatışma yaşayan bireyler çocukluklarına geri dönerler. Bu geri dönüşte takıldıkları döneme ilişkin belirtiler ortaya çıkar. Alkol alışkanlığı ve bağımlılığı oral  dönemde takılmanın en sık ve yaygın görülen bir belirtisi olarak kabul edilmiştir.
Freud başka bir yorumunda, alkolizmle saldırganlık, kızgınlık
ve öfke arasında bağlantı kurmaya çalışmıştır, aşırı duygulanımın benliğe yaptığı baskıyı azaltmak amacıyla alkol alındığını ileri sürmüştür.
     Knight: Ciddi, sert, otoriter babayla yumuşak annenin alkolizme neden olduğunu, babaya beslenen kötü duyguların alkolle cezalandırıldığını belirtmiştir.
     Fouguret: Kısıtlama ve bağımlılığı alkolik nevrozun temel ögesi olarak almaktadır.
     Menninger: Alkoliklerde kendini yok etme dürtüsünün bütün davranışları etkilediği düşüncesini savunmuştur.
     Plottre, Davidson, Herbert,  Marshall: Alkoliklerin çocukluk dönemindeki kısıtlamalar ve bunun yarattığı aşağılık duygusu üzerinde dururlar.
     Varoluşçular: Varoluşçulara göre ölüm korkusu ve hiçlik karşısında duyulan kaygı ve panikten kurtulmak için alkol alınır.
     Şartlı tepki görüşü: Alkolizm çocukluktan beri süre gelen hatalı şartlanma ve öğrenme sonucu oluşur. Engel karşısında kaçış yolu bulmaya alışmış olan çocuk büyüdükçe karşılaştığı engellerden kaçıp kurtulmak için alkol alırlar. Amatem tarafından yapılan araştırmada; tedavi altında bulunan 1105 hastadan elde edilen sonuçlar şöyledir: Bu hastaların hepsi erkek olup yaşları 25-60 arasında değişmektedir.  Hastaların yaptığı açıklamalar sonucunda, eşlerinin kendilerini sık sık terk ettiklerini, bunun en önemli sebebinin de alkol almak olduğunu açıklamışlardır. Ayrıca hastalar alkolli iken eşlerine karşı tutarsız davrandıklarını kabul etmektedirler. Bunun yanı sıra hastalar alkolli iken zaman zaman eşlerini dövdüklerini ve eş ve çocuklarına küfürlü dil kullandıklarını açıklamışlardır.
     Alkol bağımlılığının belirtileri: İçki içmekten dolayı çekilen vicdan azabı, gereğinden fazla içki içme eğilimi, yakınlarının içki konusundaki önerilerine sinirlenme, içkiliyken yapılan işlerden ve söylenen sözlerden pişmanlık duyma, iş hayatında başarısız olma, alkol problemi olduğunu reddetmek.
    Alkol almanın nedenleri: Sorunlara karşı destekleyici olarak içenler, karşılaşılan ya da yaşanan sorunlar karşısında rahatlatıcı olarak içenler, sorunlarla yüz yüze gelmekten kaçmak amacıyla içenler.
     Tedavi: Alkolik olmuş bir insanın normal bir insana dönmesi imkansızdır. Çünkü alkollü kişinin hayatından alkolü tamamıyla kaldırmak güçtür. Bu hastalıktan kurtulmak için kişi bir damla bile içmemelidir. Bu hastalıkta alınan alkol miktarı ne olursa olsun geri dönüş olur. Güçlü bir irade ve özgüven gerekmektedir.
   Alkol ya da uyuşturucu kullanımına bağlı psikoz    Belirtileri: Heyecan, saldırganlık, şiddete dayanan davranış biçimleri, panik, hayal görme.
   Bazı uyuşturucular alkolle birlikte alındığında kişilerde yukarda sıraladığımız belirtileri görürüz. Bazı ilaç veya uyuşturucuların fazla dozda kullanımından organik akıl bozukluğu oluşmaktadır. Denge kaybı, şiddet, görsel hallüsinasyon gibi şizofreninin belirtilerini kısmen ya da tamamen taşıya bilir.
    Solunum yoluyla alınan uyuşturucu türleri oldukça yaygınlaşmış ve bu maddelerin tüketimi sonucunda toplumda rahatsızlıklar oluşmuştur. Bu maddeleri şöyle sıralayabiliriz: yapıştırıcılar, asiton, oje, kokulu kalemler, tiner vb. Bu tür maddelerin bulunması ve satın alınması oldukça kolay olduğundan çok küçük yaşta bağımlılık başlayabilmektedir. Bu tür bağımlılık geliştiren çocuklarda genel olarak şu problemler vardır: ailelerinin parçalanmış, baba veya annelerinin uyuşturucu bağımlısı olmaları, gelir düşüklüğü, terk edilmiş ya da yetiştirme yurdunda büyüyen çocuklar, büyümeyle gruplara girme kendini kabul ettirmek istemesi, kahramanlık gösterisi, risk alma ve kendinden söz ettirme 
      Tedavi:  Uyuşturucu etkisi altında bulunan kişi güvenli ve sessiz bir ortamda kendisine güç ve moral verecek bir başka insanın refakatinde dinlenmelidir. Ayrıca antipsikotik ilaç tedavisi de uygulanmaktadır.
      Sonuç olarak toplumda  görülen madde bağımlılığı yaygınlığının yasaklarla değil iyi bir rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin verilmesiyle ortadan kaldırılması hedeflenmelidir. Eğitime ayrılan kaynakların arttırılması bir zorunluluk gerektirmektedir. Çünkü bu maddelerin kullanımı ile elde edilen aldatıcı haz, insanlara yol gösterilerek farklı bir uğraştan elde edilmelidir. Bunun yanı sıra devletin sahipsiz çocuklara daha iyi koşullarda eğitim vermesi, yetiştirme yurtlarının yeniden  elden geçirilmesi gerekmektedir.

2 Yorum
  1. 12 Ağustos 2008
  2. 03 Nisan 2014