Kelepçe

Kelepçe

tarafından yazılan “Kelepçe” adlı kitap oldukça etkileyici. Oldukça akıcı bir dile sahip olan kitabı okurken dersler çıkartıyorsunuz. Bu kitabı okurken kesinlikle etkileniyorsunuz.
Kitaba yönelik bazı bilgileri ve arka kapakta yer alan şu satırları sizinle paylaşmayı uygun görüyoruz.

Kitabın Yazarı: Canan Tan

Kitap Türü: Yerli Romanlar
Yayınevi: Doğan Kitapçılık
Yayınlandığı Yıl: 2016 (07-04-2016)
Sayfa Sayısı: 208
ISBN: 6050933567

Arka Kapak Bilgisi

Şeytan bir kere girmeyegörsün insanın içine Yaptırmayacağı iş yoktur sahibine…

Yeter, Mimoza, Gonca, Beyza, Sultan, Zeyno, Merve… Ve diğerleri… Bir avuç kader mahkûmu kadın!

“Büyük konuşmasın hiç kimse! ‘Böyle bir olay benim başıma gelmez!’ demesin. ‘Asla’ diye başlayan cümleler kurmasın. Hiç ummadığınız bir anda, kapkara bir çukurun dibinde bulabilirsiniz kendinizi…

Kelepçe Özeti

Canan Tan Kelepçe

Parmaklıklar ardındaki kadınlar… İsimleri önemli değildi, kaderleri aynıydı. Ve soruyordu kelepçeliler: ‘’Dışardakiler çok mu masum?’’ Elbette değil! Ne oldum değil, ne olacağım demeli insan. Ve şu unutulmamalı ki; içeride yatanla dışarıdaki arasında yalnızca üç beş saniye fark var arada. O suçlar sadece birkaç saniye içinde işleniyor…

Her biri kendi hikayesini anlatırken, tüm hikayeleri toparlayan isim, perde arkasındaki koğuş ağası Yeter’di. 16 yıl hüküm giymişti.

İlk Mimoza ile başlamıştı: Yağmurun ve fırtınanın hakim olduğu bir gecede, birilerini ezmişti. Anne ve kız olan iki kişinin ölümüne sebep olmuştu. İnecekleri yerden önce indirilen, yayaya kapalı bir yolda yolunu bulmaya çalışırlarken, onları görmeyen Mimoza kaderine mahkum olmuştu, kader mahkumu olmuştu. Oysa birkaç saat önce arkadaşları ile buluşmuş, önlerindeki tatilin planlarını yapmışlardı.

Çocuk öldürmek en affedilmez suçtu cezaevinde. Kocayı ya da sevgiliyi öldürmek daha anlayışla karşılanıyordu. Cinayet işleyenler, hırsızlık yapanları küçümserken, hırsızlar ise cinayetten daha büyük suç olmadığını savunuyordu.

Aysel vardı mahkumlardan bir diğeri; annesi ile babası ayrıldığında iki evi olacaktı ama hiç evi olmamıştı. İlköğrenimi biter bitmez okuldan almıştı babası. Tek dert ortağı teyze kızı Nuray’dı. Kısa süren evliliğinden sonra Aysel’e sahip çıkmış, kendisine yoldaşlık etmesini istemişti. Ama gerçeklerle çabuk yüzleşmişti. Bir zamanlar üvey kardeşlerine hizmet ederken şimdide evine gelen erkeklere hizmetçilik yapıyordu. Bir gece zorla oturtmuştu masaya Nuray. Bir gençle tanıştırdı. Aysel gönülsüz katlansa da aşık olmuştu bu adama, teslim etmişti kendini. Evleneceğini söylüyordu. Ne var ki ikinci ayda sırra kadem basmıştı, adam zaten evliydi. Aysel’in her hıçkırığında Nuray ablası aldırmadığı gibi dalga geçiyordu. Hamile olduğunu dördüncü ayda öğrendiğinde artık çok geçti. Paraları olmadığı gibi ölüm riskide vardı. Doğurmuştu içi yana yana. Nuray bu arada haberler salmış, evlatlık verilecek aile arıyordu. O sabah her zamankinden çok ağlıyordu yeni doğan bebek. Nuray sürekli susturmasını, komşular duyarsa başlarının yanacağını söylüyordu. Avucuyla kapatmıştı Aysel bebeğinin ağzını ne olduğunu anlamadan ölmüştü bebeği. O artık evlat katili bir anaydı.

Cinayetten hükümlü sır küpü Sultan’ın hikayesini de Yeter öğrenmişti. Üç erkeğin üzerine doğan Sultan ailenin gözbebeği olmuştu. Doğuluydu ve sultanlık bir yere kadardı. Baba baskısının yanında ağabeyleri de vardı. Kız kısmını fazla okutmaya gelmez, deyip almışlardı okuldan. Kısa süre sonrada görücü usulü ile öğretmen olan kocasıyla evlendirildi. Sevmişti Sultan Metin’i hem de çok. Kızları olmuştu Nazlı. Mutlulukları kısa sürdü, Metin kalp yetmezliğinden ölmüştü. Aile baskıyla büyük bir esnaf olan, karısından yeni ayrılan İlyas’a evet demek zorunda bırakılmıştı. İlk karısından çocuğu olmadığı için boşanmıştı ama asıl çocuğu olmayan kendiydi. Sevinmişti bu duruma Sultan sadece Nazlısı vardı ve tek şartı onun okumasıydı. Tamam, demişti üvey babası ama güzel kız, gösterişli kız deyip onunda eğitim hayatına son verilmişti. O dönemde komşuları olan yaşlı teyzeye bir kaç saat bakması için iş teklifi almıştı Sultan, İlyas eskisi gibi sıkmıyordu, kabul etmişti, düzenleri kurulmuştu. Lakin son zamanda işi boşlamış gibiydi, Nazlı ise içine kapanıyordu. O gün işinden erken dönen Sultan salonda, kocasını kızının üzerinde görürken, Nazlı’nın yalvarışlarını duymuştu. Kendini kaybetti, sobanın yanındaki mangal küreğini kaptığı gibi kafasına defalarca indirmişti. Kocasının katiliydi ama erkeklerin dediği gibi; namusunu temizlemişti.

Üniversiteden yüksek dereceyle mezun olan Beyza’nın en yakın arkadaşının kocası tarafından uğradığı saldırı sonucu cinayeti… Meşin kemerle çocuklarının önünde dayak yiyen Nimet’in ve peşi sıra dayanamayıp oğlunun da sürüklendiği kader hikayesi… Annesinin amansız kanser hastalığı ve kendisini öldürmesi için yalvarışlarına dayanamayan bir evlat olarak ötenazi ile anne katili damgası yiyen İlknur… Hayata karşı şartlar ne olursa olsun ayakta durmayı öğrenen kadınlar, hayatlar… Loğusa yatağında bebeğini öldüren Zeyno… Kötüler ile iyiler arasındaki dengeyi sağlamaya çalışırken dolandırıcılıktan yargılanan Sevil… Kocasının üzerine attığı suçla uyuşturucu satıcılığından hüküm giyen Kevser… Şizofreni tedavisi gören üniversite öğrencisi Merve’yi anne katili olmaya sürükleyen kader… Ve Yeter; baba evinde yediği hakaretler, dayakların üzerine, sarhoş koca evinde de çocukları uğruna dayanmaya gayret ediyordu. Kumar ve içki arkadaşını bir gece eve getiren kocasının içmeye, oynamaya hatta arkadaşına cilve yapmasına zorladığı ve buna kızını da dahil etmeye kalktığında kendini kaybetmişti Yeter. Bıçak darbeleri ile koca katili olmuştu.

Karşılaşılacak onlarca hikaye, parçalanmış onlarca hayat, hayatın içinden, hepimizin hayatının içinden…

Bu güzel kitabı okumanızı israrla öneriyoruz. Ayrıca görme engelli okurlar için kitabın seslendirilmiş sürümü de bulunuyor.

PISA’dan sınıfta kaldığımız şu günlerde biraz okuyalım artık…





Anahtar kelimeler: Canan Tan, , , ,

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir