KAPALIÇARŞI’DA BİR GELENEK SONA ERİYOR

Kapalıçarşı’da bir gelenek sona eriyor!

Ermeni ustalar, kuyumculuk zanaatının inceliklerini yüzyıllardır bir sır gibi sakladılar. Ne zaman ki büyük firmalar mücevher sektörüne girdi, küçük atölyelerde üretim yapan ustalar da eskisi gibi para kazanamaz oldu. Ermeni ustalar, kendi deyimleriyle, çocuklarını Kapalıçarşı yerine üniversiteye yollayınca, meslek de el değiştirdi!

Eşine az rastlanan birbirinden kıymetli taşlar yüzyıllardır hep Ermeni ustaların ellerinde şekillendi. Mücevhercilik onlar sayesinde nadide bir meslek haline geldi bu topraklarda. Kapalıçarşı var olduğu günden bu yana en değerli sadekarcı, mıhlamacı ve cilacı onlar arasından yetişti. Osmanlı padişahları tarafından taltif edildiler. Mesleği başka milletlere öğretmekten ise hep kaçındılar. Bu yüzden çıraklarını Ermeniler arasından seçtiler. Kendi aralarında bile kıyasıya bir rekabete tutuştular. Yeni tasarım ve motifler bir sır gibi saklandı. Hatta bazı Ermeni ustalar yine Ermeni çıraklarına mesleği tam teşekküllü olarak öğretmedi. Yeni yetişen neslin kendilerine güçlü birer rakip olmasını istemiyorlardı. Son 15-20 yıldır ise bu durum tersine döndü. Büyük firmalar mücevher sektörüne girince fabrikasyon üretim arttı, fiyatlar düştü. Küçük atölyelerde üretim yapan ustalar eskisi gibi iyi paralar kazanamaz oldu. İyi ustalar ya yurtdışına gitti ya da büyük firmalarda çalışmaya başladı. Hal böyle olunca da Ermeniler çocuklarını çırak olarak vermekten vazgeçti. Şimdi sayıları her geçen gün azalan Ermeni ustalar, mesleğin son temsilcileri. Ustalar, mücevherciliğin geleceği için yanlarına artık mecburen Türk çıraklar alıyor. Önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde bu mesleği yapan Ermeni usta neredeyse hiç kalmayacak.

Şu an Kapalıçarşı’nın etrafındaki hanlarda üretim yapan atölyelerde 200 civarında Ermeni usta var. Eskiden atölyelerde bir tane bile Türk’e rastlanmazken şimdi Ermeniler azınlıkta kalmış. Ermeni ustalar en çok da her geçen gün artan altın fiyatlarından rahatsız. Altın artınca parça başı çalışan ustalar sürüm azaldığı için nafakalarını çıkarmakta zorlanıyor. Meslek, küçük atölyelerde tamamen el işçiliğine dayanıyor. Bazı orta ölçekli atölyeler ise rekabet edebilmek için bilgisayar teknolojisini kullanarak kalıp döküyor. Bu durum, ustalara göre mesleğin ruhunu öldürüyor. Mesleğin kendine has bazı özellikleri de tarihe karışıyor. Usta-çırak ilişkisi, tarihe karışan bu özelliklerden bir tanesi. Ermeni ustalar, bu ilişkiyi bir baba-oğul ilişkisine benzeterek özetliyor. 40 yıldır Kapalıçarşı’da çalışan Arsen Agonaoğlu, “Usta, çırağın her şeyidir. Elinden tutar, meslek sahibi yapar. Bir anne-baba şefkati ile yaklaşır ona. Çırak da bunun hakkını vermelidir. Biz saygıdan ustamızın yanında konuşamazdık.” diyor.

Bu mesleğin Türk’ü Ermeni’si olmaz!

Arsen Agonaoğlu, 1972 yılında ortaokulu bitirdikten sonra hayatıyla ilgili radikal bir karar alır. Babasına okumak istemediğini söyler. Kunduracılık yapan babası ona birkaç meslek alternatifi sunar. Bunlardan birisi kendi mesleği, diğeri tornacılık, bir diğeri ise kuyumculuktur. Küçük Arsen, babasına kuyumcu olmak istediğini söyler. Böylece Kapalıçarşı’ya çırak olarak adımını atar. Önce getir-götür işlerine bakar, temizlik yapar. Bu arada ustalarını gözleyerek mesleğin inceliklerini kavrar. Ustası, çıraklığının ilk günlerinde onu sınamak için eline bir zarf vererek başka dükkânlara gönderir. Çırak, içi boş zarfla küçük bir imtihandan geçer aslında. Söylenen dükkânı kısa bir süre içerisinde bulabilmesi, zarfı açıp açmaması önemlidir. Agonaoğlu, mesleği burada öğrendikten sonra Beyoğlu’nda bir mücevher dükkânının imalathanesinde çalışmaya başlar. 1970’li yıllarda Beyoğlu’nda 20’ye yakın mücevher dükkânı, canlı bir piyasa vardır. Agonaoğlu, usta olduktan sonra mesleği çıraklarına öğretmek için büyük bir çaba sarf eder. Türk çıraklarına bile aynı ilgi alakayı gösterir. Kapalıçarşı’da bazı Ermeni ustalar bırakın Türkleri, Ermeni çıraklara bile mesleği tam olarak öğretmek istemez geçmişte. Çünkü çırakların kendilerine rakip olmasından endişe duyar. Agonaoğlu, bu endişenin yersizliğine dikkat çekiyor. “Mesleği en iyi şekilde yeni nesle aktarmak zorundayız. Zaten artık Ermeni çırak bulunmuyor. Önümüzdeki yıllarda Ermeni ustalar piyasadan elini eteğini çektikten sonra mücevhercilik Türklerin kontrolüne geçecek. Hem mesleğin Türk’ü Ermeni’si olmaz.”

Kapalıçarşı eskiden bir okul gibiydi

Masis Saraçoğlu, Diyarbakırlı zengin bir Ermeni ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelir. Aile, 1980 öncesinde İstanbul’a taşınma kararı alır. 12 Eylül’den hemen sonra ise gördükleri baskı yüzünden Hollanda’nın yolunu tutarlar. Ama burada da fazla kalamazlar. Birkaç ay sonra Saraçoğlu’nun babası, “Ben çocuklarımı burada yetiştirmek istemiyorum.” diyerek, İstanbul’a döner, Kadıköy’de bir ayakkabı dükkânı açar. Masis, daha küçük yaşta mücevher tasarlamaya merak sarar. İlkokuldayken sigara jelâtinlerinden yüzük yapar. Babası ondaki bu istidatı fark edince Kapalıçarşı’nın yolu görünür. Aslında Masis, pilot olmak istemektedir. Bugün geriye dönüp baktığında, “İyi ki de pilot olmak için çabalamamışım çünkü etnik kimliğim yüzünden hayal kırıklığına uğrayabilirdim.” diyor. 1982 yılında Kapalıçarşı’daki Çuhacı Han’da Agop isimli Ermeni bir ustanın yanında çırak olarak işe başlar. Babası onu ustasına teslim ederken “Eti senin kemiği benim. Bunu al sanat sahibi yap, kendi ayakları üzerinde dursun.” der. O yıllarda bu han adeta bir okul gibi mücevher ustası yetiştirir. Masis, iki yıl boyunca sadece ustasını izler, mücevher işçiliğinin her aşamasını hafızasına işler. Ramazan, Kurban ve kendi dinî bayramlarında ustasının elini öper, harçlık alır. Büyük bir saygı besler ustasına karşı. Daha sonra kalfalığa yükselir. Usta olduktan sonra ise hemen kendi dükkânını açar. 1990’lı yılların sonuna kadar hatırı sayılır işler yapar, iyi paralar kazanır. Son yıllarda büyük markaların sektöre girmesiyle işleri giderek azalır. Kendi dükkânını kapatan Masis, şimdi bir mücevhercinin yanında takı tasarlıyor. Tasarımlarında Anadolu’da hüküm süren medeniyetlerin motiflerinden esinlendiğini söyleyen Masis’in şu cümlesi mesleğin geleceğinin pek de parlak olmadığını gözler önüne seriyor aslında: “İşimi çok severek yapıyorum ama artık para kazanamadığım için çocuklarımın bu mesleği yapmasını istemiyorum. Eskiden Kapalıçarşı adeta bir meslek lisesi gibiydi.”

Ermeni gençler Kapalıçarşı’ya değil, üniversiteye gitmek istiyor

Jirayr Başaran, 7 yaşında çırak olarak bir mücevher atölyesinde işe başlar. Aslında babası onu kendi mesleği olan terzilikte yetiştirmek ister. Halasının kocası Kapalıçarşı’da tanınmış bir ustadır. Lakabı Uzun Berç’tir. Jirayr Başaran, şövalye yüzükleri tasarlayan bu akrabasından çok etkilenir. Çıraklık yaptığı dönem için “Mesleğin en hareketli en bereketli yıllarıydı.” diyor. O yıllarda küçük imalat atölyeleri adeta arı kovanı gibi çalışır. Siparişleri yetiştirmek için gece saat 1’lere kadar çalıştıkları bile olur. Mesleğin geldiği noktayı, hüzünlü bir sonla biten Türk filmine benzetiyor. Başaran, kendi atölyesini açtıktan sonra çok sayıda çırak yetiştirmiş. En son Ermeni bir çırağı 1997’de yanına almış. Daha sonraki yıllarda ise hep Türk çırak yetiştirmiş. Bu durumu bir zorunluluk olarak gören Başaran, “Türkiye’de yaşayan çok az sayıdaki Ermeni çocuklarını artık Kapalıçarşı’ya değil üniversiteye yolluyor.” diyor…

BÜNYAMİN KÖSELİ

1 Cevap
  1. 17 Eylül 2012