DUYGUSAL DOZU YÜKSEK REKLAMLAR

Duygusal dozu yüksek reklamlar
– Günseli Ö. Ocakoğlu

Ramazan’da o naif, içedönük halimizin artmasından, son dönemdeki gündemle toplumsal duyarlılık katsayımızın epey yükselmesinden ve zaten millet olarak yufka yürekli olduğumuzdan reklam olduğunu bile bile etkileniyorum, etkileniyorsunuz, etkileniyorlar.

Sonra ikinci soru geliyor ya ekrandakilerle ilgili görüşünüz nedir?

Kısaca değineyim.

Kent, duygusal reklamlar trendini başlatan marka olmuş, bayramı tatil fırsatı gibi görenlere şamar etkisi yapan ilk reklamıyla bu alanda bir ekol başlatmıştı. Sonra hem markanın kendisi hem de başkaları “işlemesi garanti” bu kestirme yoldan tüketicilerine duygusal dokunuşlarda bulundu. Arada duygusallık dozu biraz düşse de Kent markası çoğunlukla duygulara hitap etmeyi başardı. Son filmde ise “Ailen yanındaysa zaten bayramdır.” diyen dede ile benzersiz bir reklam filmiyle duygusallıkta zirve yaptılar. Gözüm doldu ama taşırmadım.

Vakıfbank, halden anlayan banka yaklaşımını bayram vesilesiyle halden anlayan aileye dönüştürerek daha önce verdiği ticari mesajı bu kez toplumsal alanda sürdürüyor. Aile bağlarını güçlendirmeye adanmış reklamın duygusallık düzeyi, oyuncuların seçimi iyi ayarlanmış. Gözüm dolmadı, büyükleri hatırlayın dozunu küçükler için yeterli buldum.

Mehmetçik Vakfı’nın 30. yılı için hazırlanan ve kısa versiyonu televizyonda dönen “Ben Mehmet” son günlerde “Birkaç Mehmet” tartışmalarının tam ortasına düştü. Bu kadar tesadüf olamaz diyor ilk kez Opet’in marka yüzü olarak gördüğümüz Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Öztürk’e dikkat çekmek istiyorum. Şimdiye değin şirketin sözcüsü olarak Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk’ü görmeye alışkın olan bizler için bu bir ilk. “Ne iş yapıyorsanız yapın en iyisini yapın.” diyen kampanyada vatana hizmetin her türlü yapılabileceğinin altı çiziliyor. Son dönemde yaşananları da düşününce günün mana ve önemine uygun duygusal reklamlardan biri olarak maksadına uygun.

Oyuncularla yapımcılar arasındaki mücadele hangi noktaya geldi?

Basına tarafların görüşüyle kızgın bir biçimde yansıyan, “Sanatçıların sigortalılığı” meselesinde gelişmeler var. Geçtiğimiz hafta Oyuncular Sendikası Başkanı Mehmet Ali Alabora, Yapımcılar Derneği Başkanı Birol Güven ve SGK Primler Genel Müdürü Cüneyt Olgaç bir araya gelerek sürecin taraflarca aynı kavramlarla doğru anlaşılmasını sağlayacak bir toplantı yaptı. Aldığım bilgiye göre Dizi Yapımcıları Derneği ile Oyuncular Sendikası arasında şimdilik bir konsensüs sağlanmış durumda. Sendika Başkanı Mehmet Ali Alabora, “Bazı meslek tanımlarında sıkıntımız var ise de geldiğimiz noktadan sonra süreci takip etmek artık bizim işimiz.” diyor.

Tartışma, “Yapımcılara kıyak yapılıyor!” söylemiyle başlamıştı şimdi, “Genel yazıda herhangi bir sektöre veya zümreye kayıt dışı çalıştırılabileceği yönünde herhangi bir hüküm bulunmadığında mutabık olundu.” deniyor. Başrol oyuncuları da sigortalanmalıdır denilmişti, şimdi sadece başroldekilerin “Yapımcıya serbest meslek makbuzu kesebilir.” deniliyor. Yardımcı oyuncular yani figüranlar senaryonun bir parçasıdır, yapımcı tarafından; cast oyucuları dekorun bir parçasıdır ajanslar tarafından sigortalanmalıdır noktasına gelinmiş. Ancak ne tuhaftır ki tartışmalar süregiderken son dönemde oyuncu kazaları da artıyor. Bu durum başka soruların sorulmasına da neden oluyor. Acaba, cast ajansları işi kaçırmamak için yapımcıya tamam yaparım deyip ya sigortalı yapmazsa ne olacak? Başrol oyuncusu deyip sonra olmayanları da bu kategoriye sokarlarsa bunun hesabını kim verecek? Bence sendika ve dernek çalışan haklarının korunması için çalışmalarını birlikte sürdürmeli ama işin garantörü bundan böyle SGK olmalı.

Sosyal medya, yalancı çobana dönüşmeden otokontrolünü sağlamalı

Pek de iyi başlamamıştı ama bayramda sulh olur diyordum. Olmadı! Kaçırma haberleri şehitlere, şehit haberleri Gaziantep’teki bombalı saldırıya ve nihayet Uludere’deki kaza haberine kadar sürdü de sürdü. Kızgın haberlere “uydurma tweetler” de eklenince bayramımız, zindan oldu. Toplum bu kadar acılı ve patlamaya bu kadar meyilliyken sosyal medyaya her zamankinden daha çok görev düşer. Yanlış anlaşılmasın doğrular saklansın demiyorum. Dediğim bizim gençlik yıllarımızdan o çok tanıdığımız provokasyona bugün artık gelmeyelim diyorum. Çünkü sosyal medya bir gün gerçekten lazım olduğunda “Kurt var!” diye bağırdığımızda kimse inanmayacak. Başkaları uyarmadan, yolunu kesmeden, cezalandırmadan otokontrol lütfen!

Doğa harikasında yüksek gerilim hattı

Çanakkale-İzmir yolundan Küçük-kuyu’ya doğru inerken başlangıcında otel tabelalarının bulunduğu küçük, gizli kavşaktan sola doğru döndüğünüzde, Büyükçetmi ya da tüm dünyada en bol oksijenin bulunduğu yerler listesinin ilk sıralarında yer alan Yeşilyurt köyüne giriyorsunuz. Köy, şehrin karmaşasından kaçıp doğayla baş başa sade bir tatil geçirmek isteyenler için ideal bir ortam sunuyor. Tatil deyince benim de aklıma ilk ve tek yer olarak bu saklı köşe gelir. Fırsat buldukça da 2 günlüğüne de olsa kaçarım.

250 kişinin yaşadığı köyde 9 yataklıdan 30 yataklıya kadar büyüklüğü değişen dokuz butik otel var. Köye gelenler ilk kaldıkları otelden pek vazgeçmiyorlar. Bu nedenle de derin dostluklar oluşuyor.

Geçtiğimiz günlerde yine kısa bir süreliğine köye uğradığımda Kaz Dağları Otelleri Derneği KAZOD Başkanı Mehmet Öngen ile her zamanki gibi köyün gelişiminden, nasıl korunarak gelişebileceğinden söz ederken üstünde epeydir uğraştığı yüksek gerilim hattının köyün tam ortasından geçmemesi için köycek verdikleri çabadan söz etti.

“40 yıl önce köyün üstünden geçen yüksek gerilim hattının direkleri kapasitesi artırılarak yenilenmek üzere söküldü. Geçmişte bu direklerin bulunduğu hatta ne ev ne de otel vardı ancak şimdilerde hem evlerin hem de 3 otelin tam üstünden geçiyor. Önerimiz bu hattın köyün dışına çekilerek doğayı, görüntüyü ve hem de köyümüze doğal ortamda olmak üzere gelen misafirlerimizi korumak.” diyor Mehmet Öngen. Peki, çözümü yok mu? Varmış. “Direklerin bulunduğu alanların kamulaştırılması gerekiyormuş. Biz, önerince bu yeni direk alanlarının Enerji Bakanlığı’na hibe edilmesi için köy muhtarlığınca kararı alındı.” diyen Başkan Öngen, durumu TEİAŞ Genel Müdürü Kemal Yıldır ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Dr. Murat Mercan’a bir yazı ile etraflıca bildirerek taleplerini iletmişler. Şimdi hayırlı haberi bekliyorlar.

ZENGİNİN PARASI ZÜĞÜRDÜN ÇENESİNİ YORARMIŞ

Araştırmalar gösteriyor ki kriz döneminde sosyoekonomik sınıfların hemen hepsinde harcanmalarda kısıtlama yapılırken lüks segmentte hiçbir gerileme olmuyor. Ayrıca yüksek gelirliler daha sağlıklı ve “organik” yaşamak için sürekli bir arayış içindeler. Böyle bakınca Yeşilyurt, butik hizmet sunan otelleriyle turizm gelirlerimize hatırı sayılır bir katkı sağlamaya devam edecek. İşte, tam da bu nedenden ötürü şu yüksek hat meselesinin çözülmesi çok önemli. Kaldı ki, tüm iyi niyetime rağmen ben bile kaldığımız otelin hemen yanından geçen yüksek gerilim hattından irkiliyorum desem!