CEVAP VERİN, HALE HANIM
CEVAP VERİN, HALE HANIM
Merhaba değerli dinleyiciler,
Bundan yaklaşık bir ay önce, yenişafak gazetesinde (tek çatı altında eğitim) başlığı ile bir haber yayınlanmıştı. Bu haberde özetle: tüm engellilerin engel türlerine bakılmaksızın, her ilde açılacak bir okulda, birlikte eğitilecekleri duyruluyordu ve bu durum, milli eğitim bakanlığının engelliler için dev bir adımı olarak nitelendiriliyordu..
Gerçekten durum böyle miydi?
Buna bir cevap oluşturabilmek için, yılmayanlar programı olarak konuyu ele almış, 15 mart günlü programımızı bu işe hasrederek, bir fikir oluşturmaya çalışmıştık.
O gün, canlı olarak yayınlanmakta olan programa katılan;
Yöksek Öğretim Kurulu özürlüler koordinasyon merkezi üyesi ve Gazi üniversitesi Özel eğitim bölüm başkanı Ayşegül Ataman Güzel,
Boğaziçi üniversitesi eğitim fakültesi öğretim üyelerinden Hande Sart,
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Dairesi eski başkanlarından Atila Sümer,
Gaziantep Görme engelliler ilköğretim okulu eski müdürlerinden Aliosman Akyol,
emekli öğretmenler; Gültekin Yazgan ile, Halil Köseler,
konuya ilişkin görüşlerini dile getirmişlerdi.
Meseleye dair çeşitli açıklamalarda bulunan katılımcıların üzerinde anlaştıkları husus: “bu haberin uydurma ya da, yalan olması dilekleriydi. aksi taktirde yapılacak düzenlemenin bir facia olduğu”idi. Hatta katılımcılardan birisi devamla: “bunun kötü bir ruya olmasını diliyorum” demişti.
O programı hazırlarken, Milli Eğitim Bakanlığı’nın taraf olmasından hareketle, Konuya dair gerçek bilgilerin alınabilmesi için, Bakanlığın konuyla ilgili sorumlusu olan Özel Eğitim Daire Başkanı Sayın Hale Bacakoğlu, tarafımızca aranarak, programa davet edilmiş, kendileri, 20 dakika sonra yeniden aramamız halinde, konuya ilişkin cevap vereceğini belirtmiş, bir daha da telefonlarımızı açma ihtiyacı duymamıştı.
Bu durum karşısında, sadece gazete haberi üzerinden katılımcılarla, program gerçekleştirilmişti.
Dinleyicilerimiz hatırlayacaklardır ki: söz konusu programda Bakanlıktan temsilci istendiği ve cevap alınamadığı da belirtilmişti.
Aradan geçen yaklaşık bir aylık süreye rağmen bakanlık yetkilileri susmaya devam ederken, adının açıklanmasını istemeyen bazı bürokratlar, bahsekonu çalışmanın yapıldığı bilgisini vermişlerdir.
Yani: korkulan, sanırım gerçekleşmekte.
Oysa bizler, eskiden buna benzer olaylarla karşılaştığımız da, hep içimizden birinin, bir engellinin bu tür yerlerde görevli olmamasından yakınır, hayıflanırdık.
Şimdi?
Şimdi, böyle bir yakınma hakkımızda yok.
Zira: Milli Eğitim Bakanlığı’nın özel eğitim dairesi başkanlığını bu dönemde bir görme engelli, hemde eğitimli bir görme engelli işgal etmektedir.
Sayın Hale Bacakoğlu.
Hale Bacakoğlu’nu Türk kamuoyu, T.r.t’de yayınlanan ve sayın Bülent Özveren’in sunduğu bilgi yarışmalarına katılması ile tanımıştı. Bacakoğlu burada öyle bir performans sergilemekteydi ki: halk haftada bir defa sayın Bacakoğlu’nun hangi zor soruya ne kadar kolay cevap verdiğini görmek için, televizyonların karşısına geçiyor, kimi bu görme engelli liseli genç kızın başarısına gıpta ile bakıyor, kimi hayranlık duyuyor, ve onun bir deha, bir zeka küpü, bir kahin olduğu tartışılıyordu.
Kendisine refakat eden kız kardeşiyle birlikte,adeta sorularla ve rakipleriyle inceden dalga geçiyor, kazanmayı garantiledikten sonra bazı soruları bilememe noktasına sürükleniyordu.
Bu yarışmanın kuralı gereği, bir yarışmadan galip çıkan ertesi hafta yeni yarışmacılarla yarışmaya hak kazanıyordu. Sayın Bacakoğlu’na gelinceye kadar da, iki yarışmadan fazlasında galip çıkana rastlanmamaktaydı.
Aradan on beş yıldan çok daha uzun bir zaman geçti. Hafızam beni yanıltmıyorsa, yaklaşık üç ay, böyle geçti. Yani: on civarında galibiyet.
Bir gün yine, galibiyetle tamamladığı bir yarışmanın ardından, üniversite sınavlarına çalışmak için, sonraki yarışmalara katılamayacağını belirterek, programdan ayrılmış, böylece hiç kaybetmeden yarışmayı bitirmişti. O günkü kamuoyu, bu gelişmenin ardından olay ile, ilgili çok miktarda senaryo üretmişti.
O senaryolar belki yazarlarına bir şey kazandırmadı ama, Hale Bacakoğlu kazandığı sınavlardan sonra, İstanbul Üniversitesi’nin Psikoloıji bölümünde popüler bir öğrenci olmayı, ardından, bu sayede aynı okulun Öğretim üyeliği görevlerine atanmayı başarmıştı.
Bacakoğlu farklıydı, kaderdaşlarının arasına karışmaktan, bir nebze onları etkilemekten ve/veya onlardan etkilenmekten kaçınıyor, örgütlere ilgi göstermiyordu. (Bu yönüyle Metin Şentürk ile ortak bir tarafının bulunduğu hemen göze çarpıyor.)
Bir gün, sayın Bacakoğlu’nun İstanbul Kadıköy’de, okul öncesi görme engelli çocuklara yardımcı olmak adına, parıltı adlı bir derneği kurduğu duyuldu. Bu derneğin engelli çocuklar için ne yaptığı hiçbir zaman kamuoyuna tartıştırılmadı ve kapalı bir kutu olarak kaldı. Halen buradan mezun olduğu için farklı bir özelliği veya başarısı nedeniyle kamuoyunun tanıyabildiği bir engelli de yok.
Sayın Bacakoğlu’nun bu ayrıcalığı, mevcut iktidarla da devam etti. Sayın Lokman Ayva’nın tavsiyesiyle gerçekleştiğine inanılan bir atama ile, gerek memuriyetteki derecesi, gerekse unvanı bu işe yetmediği halde, geçici görevle Milli Eğitim Bakanlığının önemli bir birimi olan özel eğitim dairesinin başkanlığına getirildi ve Bacakoğlu bir yıldan daha uzun bir zamandan beri bu görevi yürütmektedir.
Her ne kadar, bu tür görevlere atanma, bazı katı şekil şartlarına bağlı ise de, kadro sıkıntısının yaşandığı koşullarda, bu tür kuralları bir parça esneterek, niteliği uygun, ancak, kadrosu yeterli olmayanlardan böyle atamalar yapılabilmelidir.
Peki Bacakoğlu bu ihtiyaca cevap vermekte midir?
Öncelikle Sayın Bacakoğlu’nun bu konuda yeterli olup olmadığını, test edebileceğimiz bir çalışmasının olduğundan bahsetmemiz mümkün değildir.
Zira: Ne, İstanbul üniversitesi’ndeki görevi, ne, katıldığı bilgi yarışmasındaki performansı, ne de, küçük çocuklar için bir yerel örgütte gerçekleştirdiği sıradan etkinlikler, ülkenin tamamını ilgilendiren, ve de, bu güne kadar ihmal edilerek gelen bir işe hakim olmaya yetmez.
Yetipyetmediği de, sanırım yaşanan olaylarla ve bir yıldan fazla zamandır suskun kalan daire başkanlığından, anlaşılmaktadır.
Sayın bacakoğlu’nun mesleki başarısı böyle iken, atanması için ikinci bir neden, şu olabilirdi. Bacakoğlu: engellileri o kadar iyi tanımakta ve onların düşüncelerini görev yapmakta olduğu kurumda hayata geçirebilmek konusunda o kadar başarılı olmaktaydı ki. Bu başarısı nedeniyle o, bilmediklerinin açıklarını kapatabilir ve temsil ettiği engelli kesiminin sesi ve temsilcisi olabilirdi.
Oysa şimdi: bırakın engellilerin temsilcisi olmayı, kurumda engellilerle ilgili yaşanan gelişmeler karşısında tepki bile verememektedir.
Demek ki: ikinci neden de, buraya atanması için oluşmamıştır.
Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik’in engellilere ne kadar yakın olduğu bilinmektedir. Sayın Çelik, Türkiye Körler Federasyonu başkanlığım döneminde, Kültür ve Turizm bakanı olarak federasyonumuzu ziyaret eden ilk bakan da, olmuştu.
Sayın Lokman Ayva’nın ise, Sayın Çelik’in danışmanı olduğu bilinmektedir.
Bizler biliyoruz ki: siyasilerin hem en iyi destekçileri, hemde en büyük köstekçileri, üst düzey bürokrat ve teknokratlardır. Bu noktada Sayın Bakan’ın, sayılan isimler sayesinde başarılı olacağına inanılırken, yaşanan bu durum, gerçekten üzücüdür.
Bizler siyasileri seçmek ve onlardan hizmet beklemek, aldığımızda yeniden desteklemek, aksi taktirde ise, onları değiştirmek durumundayız.
Elbette kimsenin bize açıklama yapma mecburiyeti yoktur. Ancak, herkezin yapılan işlerle ilgili olarak, bu millete hesap verme, onları doğru bilgilendirme görevi vardır.
Şimdi yeniden soruyoruz:
Sorularımıza ister Yüksek bürokratımız sayın bacakoğlu, ister siyasi sorumluları cevap versin.
1. Tüm engellilerin aynı okulda eğitilmesi konusunda milli eğitim bakanlığında yürütülen çalışmanın amacı nedir?
2. Gazetenin bu haberi doğru ise, tabanın bu feryadına ve gerek, bilim çevrelerinin, gerekse uygulamacıların şiddetle karşı çıktıkları konuyla ilgili, bizim temsilcimiz olma iddiasından başka, sermayesi olmaksızın orada oturanlar ne düşünmektedirler?
3. Kamuoyunun gündeminde yer alan ve sivil toplum örgütleri tarafından tartışılmaya devam eden konuyla ilgili açıklama yapmak, aceba çok mu zordur? Yoksa bu tartışmaları yapanlar, bu kadarlık bir açıklamayı dahi hak edemeyecek kadar, değerden yoksun mudurlar?
Sayın Bacakoğlu’na bu sorulara cevap verme görevi düşmektedir. Engellilerin eğitimi engelliler göz ardı edilerek planlanamaz. Aksi taktirde kendisine orada ne tür bir ayrıcağından dolayı bulunduğu, ve onu oraya taşıyanlarında, neyi amaçladıkları sorgulanır.
Unutmayın, engellilerin sorunları, bir engelli tarafından dahi olsa, engellilere rağmen çözümlenemez.
Kalın sağlıcakla.
Ahmet Cantürk.
Bu makale 12 nisan 2007 tarihinde yazılmıştır ve yılmayanlar programında yayınlanmıştır.
Sayın Ahmet CANTÜRK’ün izniyle yayınlanmaktadır.

Yorum Yaz