BUNALIMIN ÖZÜ ve SÖZÜ

BUNALIMIN ÖZÜ ve SÖZÜ

Kapitalist üretim biçiminin ‘bunalım’ları ‘kendi içinde’ barındırdığı söylenir.
Ve ‘kendi dışında’ sayılabilecek doğal afetler dışındaki her bunalım ya ‘aşırı üretim’ ya da ‘eksik tüketim’ bunalımları olarak tanımlanırlar.

Gerçekten kapitalizm öncesi bunalımlar, ki şunun şurasında yüzelli-ikiyüz yıl öncesi de denilebilir, salt ‘doğal afet’ler sonucu iken, son yüzelli yılda yaşanan bunalımlar salta yakın bir oranda ‘kapital’in kendisinin yarattığı bunalımlardır.

Söylenene bakılırsa kapitalizm kendi yarattığı bunalımlar sonucu yok olacaktır.

Kapitalizmin ‘kendi bilimi’ olan ‘’ de kapitalizm ile birlikte doğmuş ve yine söylendiği gibi kapitalizmle birlikte o da yok olacaktır.

‘Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’ (1859) yapmaya çalışan Marx, 1857/58 deki Elyazmaları’nda (Grundrisse), ‘genel olarak kapital’i tanımlarken kapitalist üretim biçiminin ‘bunalım’larının özünü de yakalamıştır.

Ekonomi politiğin kurucularından David Ricardo ( 1772- 1823 ) için, “kapitalin nesnel özünü büyük bir yetkinlikle kavradı, ama modern bunalımları asla anlayamadı” diye yazan Marx; 1819’da Ekonomi Politiğin Yeni İlkeleri’nin yazarı J. C. L. Simonde de Sismondi (1773-1842) için “Kapital temelli üretimin sınırlılık özelliğini derinden sezmişti’ diye yazacaktır.

O gün bugündür, kapitalist üretim biçiminin ‘son’u bu bunalımla gelecek diyenler ile, bu bunalım da ‘piyasa’ sayesinde ‘teğet geçecek’ diyenler ikiye ayrılmış bulunmaktadır.

Ne var ki, içinde kalınsa bile ‘bundan böyle bunalım olmayacak’ diyen bir babayiğit de çıkmamıştır.

Bütün bu sistemi yürüten ise özünde ‘el kiri’ olan paranın kapital olarak ortaya çıkmasıdır.

Değişim aracı olarak paranın ancak düşünsel, idéel, bir değeri vardır.

Ne var ki bütün sorun paranın kapitale dönüşme sürecinden bir başka ‘değer’ olarak ortaya çıkmasıdır.

‘Piyasa’da cepte durduğu gibi durmayan para, para-sermaye olarak Para-Meta-Para şeklindeki bir sürece girer ki buna kapitalin kendi kendisini ‘değerleme süreci’ denilmektedir.

Sermayenin yeniden-üretimi de denilen bu süreç, üretim ve dolanım diye iki ayrı evreye ayrılabilmesine karşın, çelişkili bir birlik olarak tanımlanabilir.

Sermayenin kendi kendisini yeniden-üretebilmesi için, üretim ve dolanım süreçlerinin her ikisinin tamamlanmış olması gerekmektedir.

İşte genel olarak bu süreçlerden herhangi birinde yaşanacak kesintiye ‘bunalım’ denilmektedir.

Gel gör ki, kapitalist üretim biçimi geliştikçe bu süreçlerin biribirini tamamlamaları da giderek zorlaşmaktadır.

O nedenle de kapitalist üretim biçimde ‘bunalımsız’ herhangi bir dönem sözkonusu olmamaktadır.

Dönem derken yıl, beş-yedi yıl, onbeş-yirmi yıl ve kırkbeş -elli yıllık dönemlerden sözedilebilinir.

İzleyen yazılarda daha da ayrıntılayacağımız bu ‘bunalım süreçleri’nden içinde yaşadığımız ‘bunalım’a gelinecek olursa, 2010 bunalımının (2008’de başlamış olsa da) 1970 bunalımından sonraki zirve olarak anlaşılması sonucu çıkarılabilir.

1970’ten kırk yıl geri gidildiğinde hangi yıla gelinebileceğini ise okuyucu hesaplayabilir.

Kapitalizmin John Hobson (1902) tarafından ‘emperyalizm’ olarak adlandırılacak bir aşamaya varması ve Lenin (1916) tarafından kapitalizmin ‘En Yüksek Aşaması’ olarak tanımlanması bunalımların özü bakımından önemli ayrılıklar içermez.

Yine Paul Baran (1910-1964) ve Paul Sweezy (1910-2004)’nin birlikte hazırladıkları ‘Tekelci Kapital Kuramı’ (1966) da ‘bunalım’ların giderek çok daha ‘yıkıcı’ olacağına ilişkin sonuçlar çıkarılabilir.

O halde içinde bulunduğumuz bunalım döneminin, moda deyimle, ‘yüzyılın bunalımı’ olarak tanımlanması bir abartma olmayacaktır.

Yinelenecek olursa, içinde bulunduğumuz bunalımdan çıkıldığı gün kapitalizm yeni bir tanım ve biçim almış olacaktır.

Ve çok uzak değil, ben diyeyim üç siz deyin beş yıla kalmaz bir isim babası ortaya çıkabilecektir.

Habip Hamza Erdem