BEBEKLİK – PsikoSosyal Özellikler

BEBEKLİK
0-1 YAŞ

PsikoSosyal Özellikler
Bu özellikler, çocuğun kendini, ailesini ve çevresini tanıması, onlarla iletişim kurması, kendini ifade edebilmesi, okulda ve diğer sosyal ortamlarda çevresine uyum gösterebilmesi ve kendini geliştirebilmesiyle ilgili özelliklerdir. Bu özelliklerin gelişimi, diğer alanlardaki gelişimler gibi 5–6 yılda tamamlanmaz ve uzun yıllar devam eder. Ancak daha önce de açıklandığı gibi ilk 5–6 yıldaki gelişim ile bu yaşlarda yaşananlar, ileriki yaşlarda sürecek gelişimin temelini oluşturur.

Çocuk, ruhsal ve sosyal yönlerinin gelişmesi için ailesinden daha çok destek bekler. Çünkü anne babasının ona göstereceği tutum ve yaklaşımlar, onun bu özelliklerini etkiler. Bebeğin psikososyal gelişimi, onunla kurulan iletişimle, gözlemlerle takip edilebilir.

Bebek, kendini her şeyin merkezinde görür. Çevresinden farklı bir varlık olduğunun ayırdında değildir. Birkaç ay sonra annesinin farkına varır, ikisi arasında bir dünya vardır. Babanın algılanması biraz daha zaman alır; o bu dünyanın içine daha sonra katılır. Zamanla gelişen bebek, çevresinde olanları izlemeye, keşfetmeye ve buna göre tepkiler vermeye başlar, hissetme, denemeyanılma gibi yollarla her şeyi tanımaya ve çevresine uyum sağlamaya çalışır. Deneyimleri arttıkça bunu daha iyi yapar.
Ailesiyle arasındaki ilişki ve anne babasının ona karşı yaklaşımlarına bağlı olarak, güven ile güvensizlik duyguları arasında karmaşa yaşar. Güven, onun bu dönemde geliştirmesi gereken en temel duygudur. Bebek, sürekli olarak bir şeylere ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçlar karnının doyurulmasından sevgiye, temizlikten oynatılmaya kadar geniş bir yelpaze oluşturur. O ister annesi karşılar, altı kirlendiğinde, canı yandığında annesi yardım edip onu rahatlatır. Bu ilişkinin sonucunda, rahatlamayı anne ile özdeşleştirir. İhtiyaçlarının düzenli bir şekilde ve zamanında karşılanması, gereksinim duyduğunda annesinin yanında oluşu, bebeğin ona güven duymasını, kendini iyi hissetmesini sağlar. Annenin varlığı bile onun rahat etmesi için yeterli hale gelir. Beslenme, uyku gibi işlevlerindeki düzenlilik, güven duygusunun gelişmeye başladığını işaret eder ve zamanla annesi bir süre için yanından ayrılsa da geri gelip ihtiyaçlarını gidereceğini öğrenir, sevildiğini, ailesi için önemli olduğunu bilir. . Bu sürecin sonunda ailesine, kendine ve çevresindeki diğer kişilere güven geliştirir. Bu duygu insanın ömrü boyunca yapacağı işlerde, faaliyetlerde rahatlatıcı ve kolaylaştırıcı rol oynar. Bu dönemde anne babanın yaklaşımlarına bağlı olarak güven duygusu gelişmeyen bebek, kendine ve çevresine güvensizlik duyar ve ömrünün ileriki yıllarında bile kendini bir yetersizlik içinde görür, çekimser, içe kapanık bir kişilik geliştirir, kendine güvenmediğinden yalnız başına bir şeyler yapmaktan, hatta bir iş gezisine çıkmaktan bile çekinir, etrafına bağımlı yaşama eğilimi gösterir.

Ağız, bu dönemdeki haz organıdır. Bebek, eline geçirdiği her şeyi ağzına almak, emmek ister. Böylece dudaklar ve ağız boşluğu uyarılır, bu bebeğe haz verir ve onu mutlu eder. Bundan dolayı döneme Oral Dönem adı verilir. Bebek, aynı zamanda dış dünyayı kavrama çabası içindedir; ağzı buna da aracılık eder. Nesneleri ağzına alarak tanımaya, tadına bakmaya çalışır. Yetişkinler mikrop kapmasın diye bu durumu engellemeye, ağza alınan nesneyi çıkarttırmaya çalışırlar. Ancak bu haz bebek için önemlidir. Ağza alınabilecek nesne ve oyuncakları aralıklarla yıkayıp bir süre ağızda tutulmasına izin verilmelidir. Bu hazzın doyurulamaması ya da aşırı doyurulması kişilik oluşumunda sorunlar yaratabilir ve buna bağlı problemlere oral saplantı denir. Oral saplantı yaşayan çocuklar, büyüdüklerinde hatta yetişkin olduklarında yaşamlarını çevresindeki insanlara fazlasıyla bağımlı olarak sürdürebilirler, hep alıcı olurlar. Yine ağızdan haz almanın tamamlanamaması, ileride parmak emmeye, sigara ve benzeri bağımlılıklara eğilimi artırabilir.

Oral dönem, çocuğun annesine en bağımlı olduğu, ona ve bakımına en fazla ihtiyaç duyduğu dönemdir. Ailesiyle etkileşim kurarak, çevresini izleyerek sosyalleşmeye başlayan bebek, ikinci ay dolaylarında ilk sosyal davranışlarını gösterir ve etrafındaki kişilere gülümser. Annesinin sevgisinden, onunla ilgilenip beslenmesi, yıkanması gibi ihtiyaçlarını karşılamasından duyduğu memnuniyeti verdiği tepkilerle gösterir. Hatta bunlar için yapılan hazırlıklara bile hoş tepkiler verir. Bu davranış, ilk sosyalleşme hareketi kabul edilir. Bu alandaki gelişim, onun üçüncü ay dolayında insanlar ile nesneler arasındaki ayrımı fark etmesi ve buna göre farklı tepkiler vermesi ile sürer. Artık başkalarıyla birlikte olduğunda yalnız kaldığından daha mutlu ve huzurlu olur. 4–5 ay sıralarında diğer bebekleri fark eder, onlara güler, ağladıklarında ilgi gösterir, bebek arkadaşlarına bakar ve dokunmak ister. Altıncı aydan itibaren bunlara saldırgan davranışlar eklenir. 8–9 aydan sonra çevresindeki kişilerin seslerini, basit davranışlarını taklit etmeye çalışan bebek oyuncaklarla birlikte oynamayı da sever, 10 ile 13. aylar arasında aynadaki görüntüsüne ilgi duyar, ona güler, onunla oynar, başka birisiymiş gibi öper. İçi doldurulmuş oyuncaklar, hayvanlar, bebekler, daha sonra da kitaplar ve resimler onun sosyalleşmesine yardım eder.

Bir yandan da duygusal ifadeleri gelişir. 1 yaşından önce ailesi ile çevresindeki kişiler tarafından fark edilebilen yüz ifadeleri, bundan sonra daha da gelişir ve belirginleşir. Bir bebeğin çevresinde gördüğü yüzleri inceleyip bazılarına ilgi gösterirken bazılarına hiç tepki vermemesi, ondaki duygusal ifadelerin başlangıcı sayılabilir.
Bebeğin içinde bulunduğu ve yetiştiği ortam, aile içinde yaşananlar ve ailesinin ona karşı yaklaşım ve tutumları onun psikososyal gelişimi üzerinde oldukça etkilidir. Herkesin birbirine sevgi, saygı ve hoş görü ile yaklaştığı, güven verici bir aile ortamında büyüyen çocuğun kendine güveni artar, psikolojik ve sosyal özellikleri ile diğer alanlardaki gelişimi sağlıklı olarak sürer, hem kendine hem de başkalarına saygı duygusu gelişir, diğer insanlarla sağlıklı ve mutlu ilişkiler kurar.
Tam tersine sevgi, ilgi görmeyen, hoşgörünün olmadığı, huzursuz bir ortamda büyüyen çocuğun ruhsal ve sosyal gelişimi yavaşlar ve pek çok yönden yaşıtlarından geri kalır, mutsuz, çekingen, başarısız, kendini ve başkalarını sevmeyen bir kişiliğe sahip olur, çevresindeki kişilerle iyi iletişim kuramaz.

Dokunma da onun için çok önemlidir. Annesinin ona dokunması, başının, karnının, sırtının okşanması, elinin tutulması ona huzur verir, keyiflenmesini, kendini rahat hissetmesini sağlar. Çünkü sevgi ve ilgi onun ruhunu besler, olumlu davranışlar kazanmasını, hayata daha olumlu bakış açısı geliştirmesini sağlar, ona her zaman moral verir. Tıpkı beslenmesinin sağlıklı olmasını ve büyümesini sağladığı gibi.
Bu yaklaşımları karşısında bebeklerinin de kendilerine karşılık verdiğini, sevdiklerinde, kucakladıklarında, konuşup gülümsediklerinde, onun da gülümsediğini, çeşitli sesler çıkardığını gören anne baba da mutlu olur.
Ancak telaşla, aşırı ilgiyle büyüyen, her ağladığında kucağa alınan çocuk da bu aşırılığa tepki verir, davranışlarında sorunlar olabilir. Bu anne açısından da zorluk doğurur, bebek, sürekli ağlayacak, annesinin onu bırakıp işini yapmasına izin vermeyecektir. Atalarımız ne demiş; azı karar, çoğu zarar. Kısacası orta düzeylerde gösterilen sevgi ve ilgi de her şeyin iyi olması için yeterlidir.

Dil Gelişimi
Bebekte dil gelişimi, ağlamayla birlikte başlar. Yeni doğan, ağlarken nefes alma, ağız ve dil hareketlerini tekrarlama yoluyla konuşma için alıştırma yapar.
Bebeklerin ilk altı ayda çıkarttıkları sesler evrenseldir, hangi ulustan olursa olsun tüm bebekler aynı sesleri çıkartırlar. Zaman içinde etraflarında söylenenleri dinleyip zihinlerine yerleştirir, taklit etmeye çalışırlar, çıkarttıkları sesler aileleri tarafından pekiştirilir. Böylece her bebekte kendi diline özgü konuşma gelişir.
Tüm bebekler önce agularlar, daha sonraları birbirine benzer heceleri art arda kullanarak çeşitli sesler çıkartırlar. Bu sesler, anlamsız olmakla beraber bebeklerin konuşmayı öğrenene kadar çevreleriyle iletişim kurmasını sağlayan bir dildir ve anne babalar tarafından çözülebilir. İkinci ve üçüncü aylarda s, k, g gibi yumuşak damak ve gırtlak seslerini çıkartabilir, u, o, a gibi kalın sesleri uzatabilirler. Ardından başlangıçta refleks olarak çıkarttıkları sesler, anlam kazanmaya başlar. B, m, p gibi dudak seslerini de çıkartabilirler.
Henüz konuşamasalar da söylenenleri anlayabilen bebekler, bir yandan da duydukları sesleri dinler, taklit etmeye başlarlar. Altı aydan sonra farklı hecelerle anlamsız söz toplulukları oluştururlar bunlara cıvıldama adı verilir. Bu arada ba ba ba, de de de gibi heceleri söylerlerken çevrelerindeki kişiler baba dedi gibi algılar ve onu pekiştirir, pekiştirmeler sürdükçe konuşma oluşmaya başlar. Ancak bu sözcüklerin doğru yerinde kullanılması, bebeğin babayı gördüğünde baba demesi zamanla gerçekleşir. Sonraları babaya benzer kişilere de baba der. Bu duruma uyarıcı genellemesi adı verilir. Bazen bebek, babasına dada ya da buna benzer şeyler de söyleyebilir ki uzmanlar bu durumu da davranış genellemesi olarak açıklarlar. Bebekler bir yaşından sonra doğru kişiye doğru şekilde seslenmeyi öğrenirler.
Bu süre içinde sık sık yetişkin konuşmasını andıran ama tam olarak anlaşılmayan sesler çıkarırlar. Kız çocuklar, genellikle erkek çocuklardan daha önce konuşmaya başlar ve dili daha düzgün kullanırlar.

Bilişsel Gelişim ve Öğrenme
Çevrenin ve dünyanın algılanmasına ve anlaşılmasına yardım eden zihinsel faaliyetlere biliş adı verilir. Düşünmeye yakın bir anlamdadır. Çocukların zihinsel süreçleri ve etkinlikleri de bir gelişim izler. Bu yöndeki gelişim bilişsel gelişim olarak tanımlanır. Doğumdan sonraki süreçte duyular ile motor becerilerdeki gelişim sayesinde öğrenilenler zihne kaydedilir; böylece şekil alan bilişsel gelişim, ilkel koordinasyonlar ve basit işlemlerden daha karmaşık olanlarına doğru bir gelişim gösterir. Bu süreçte çocuk, çaba içindedir. Bebeklik ve çocukluktaki bilişsel özellikler için diğer alanlardaki özellikler gibi yetişkinliktekinin az gelişmişidir demek yanlış olur çünkü çocukların kendilerine has bakış açılarıyla düşünme ve yorumlama tarzları vardır.
Bebek, yüksek bir öğrenme potansiyeline sahiptir. Çevresine ilgi duyar, olan biteni anlamaya çalışır, duyduğu sesler, parlak, hareketli nesneler, insan yüzleri gibi dikkatini çeken uyarıcılara ilgi gösterir ve sahip olduğu özellikler dâhilinde tepkiler verir, ilgisi 2. aydan sonra nesnelerin tanınmasına yönelir. Belleği az gelişmiş olmakla birlikte gözlemlediği durumlardan yola çıkarak basit bilişsel işlemleri yapabilir. 1 yaş dolaylarında çevresinde duyduklarını, gördüklerini taklit etme davranışı gelişir, 2 yaşına doğru basit zihinsel faaliyetler görülmeye başlar.
Bilişsel gelişimle ilgili bir kuram geliştiren Piaget, bu gelişimi dört dönemde inceler. Ona göre, doğumdan yaklaşık 2 yaşına kadar olan ilk evre, “Duyusal Motor Dönem”dir. Bu evrede sembolik düşünce henüz gelişmediği için zihinsel faaliyetler duyusal uyarılmalar, refleksler ve basit hareketlerle sınırlıdır. Başlangıçta kendisini çevreden ayrı olarak düşünemeyen bebek, duyularının gelişimiyle birlikte bir şeyleri fark eder, böylece duyusalmotor öğrenme başlar. Altıncı aydan sonra motor beceriler, ikinci yıl içinde de bu becerilerle birincil koordinasyonlar gelişir ve dönemin sonunda bebek, duyusalmotor yolla karmaşık olmayan zihinsel faaliyette bulunabilir.
Dönemin başlarında yalnızca görüş alanındaki uyarıcı ve nesneleri izleyen, nesne görüş alanından çıkınca varlığını yitirdiğini sanıp izlemeyi bırakan bebekte 8–12. aylar arasında nesnenin sürekliliği kavramı gelişmeye başlar. Nesnenin sürekliliği bilgisi kazanılmadan önce bebek, örneğin oyuncak bebeğin elinden düşüp yuvarlandığında onun yok olduğunu sanır ve bu yüzden düşen oyuncağı aramaz, bir yere saklanan nesneyi gösteremez. Bu kavramı kazanan bebek oyuncağı düşerse veya saklanırsa onun yok olmadığını, bir yerlerde olduğunu bilir, saklanan nesneyi arar, düşen oyuncağı izlemeye çalışır.
Piaget’e göre kalıtsal etkenler, sinir sistemi ve duyu organlarındaki gelişim ile bireyin yaşadığı, karşı karşıya kaldığı çevrenin özellikleri zekâ gelişimini etkiler. Bilişsel gelişim evreleri her çocuk için aynı zamanda başlayıp bitmeyebilir, daha kısa veya uzun sürebilir. Ancak dönemlerin sırası değişmez ve her çocuk aynı gelişim sırasından geçer. Bir evrenin sonuna doğru bir sonraki evrenin özellikleri görülmeye başlayabilir. Ayrıca yeni evreye geçildiğinde önceki evrenin özellikleri birden ortadan kalkmaz.

Aileye Öneriler
Bebeğinizi doğumundan itibaren doktorun önerdiği aralıklarla düzenli olarak kontrole ve aşıya götürmeniz son derece önemlidir. Bu dönemde bebeğin gelişimiyle ve sağlığıyla ilgili herhangi bir sorun olursa ve bu sorunlar fark edilmeyip önlem alınmazsa, bebek büyüdüğünde bile bunun izlerini taşımaya devam edebilir.
Bebeğinizin reflekslerini, uyarıcılara verdiği tepkileri, duyusal gelişimini yakından takip edin. Parlak nesnelere bakıp bakmadığı, o görmeden bir ses çıkarıldığında sesi arayıp aramadığı ve başını sesin geldiği yöne çevirip çevirmediği gibi davranışların izlenmesi, parmak, el, kol hareketlerinin gözlenmesi, onun reflekslerinde ve duyularında her hangi bir problem varsa erken tanılanmasına ve daha büyük boyutlara ulaşmadan çözüm aranmasına katkı sağlar.
Bebeğinize her zaman gülümseyin, onunla göz kontağı kurun. Gülümsemek, sevginizi, onu kabulünüzü, onunla mutlu olduğunuzu göstermenin en iyi yoludur, göz kontağı, bebeğe güven verir. Onunla bol bol konuşun, Çıkardığı seslere ve hareketlerine hem onunkine benzer sesler çıkararak hem de yüz ifadelerinizle, başınız ve bedeninizi hareket ettirerek karşılık verin; bebeğiniz onu dinlediğinizi, onunla ilgilendiğinizi hissetsin. Bebekler heyecan, onay, neşe, sevgi vb. durumlardaki farklı konuşmalara, yüksek ve alçak ses tonlarına duyarlıdır ve ona göre tepki verirler. Onunla konuşurken bunlara dikkat edin. Zaman zaman taklitler yapın, ninni söyleyin; şarkı söyler gibi konuşmak ve ninni söylemek onun ritm algısını geliştirir.
Sakın aklınıza “o daha küçük bir bebek, konuşmamızdan, bakışımızdan ne anlar?” gibi düşünceler gelmesin; evet biz büyükler gibi her şeyi anlayamaz ama hisseder. Onun sizin sevginize, gülümsemenize, tatlı sözlerinize en az besine, suya, vitamine, uykuya olduğu kadar ihtiyacı vardır. Bebeğinizin her alanda katedeceği ilerleme sizinle arasındaki etkileşime bağlıdır; onunla kuracağınız iletişim, onun duygusal ve algısal gelişimini etkiler, bilişsel gelişimine de yön verir.
Ten teması da bebeğe güven verir, kendisini rahat, huzurlu hissetmesine yardım eder. Bu yüzden ona sık sık dokunun ve onu zaman zaman öpün, kucaklayın, karnını gıdıklayın. Nasıl dokunuşlardan (yumuşak, sert, yavaş, hızlı gibi) hoşlandığını anlamaya çalışın ve sevdiği şekilde dokunun. Araştırmalar, doğumda bulunan veya doğumdan hemen sonra bebeklerini kucaklarına alıp sevip okşayan babaların çocuklarına daha güçlü bağlarla bağlandıklarını göstermiştir.
Bebeğinizin olumlu davranış ve hareketlerinden duyduğunuz memnuniyeti gösterin; bu konuda tutarlı bir şekilde vereceğiniz tepkiler, istenen davranışların yerleşmesini büyük ölçüde kolaylaştırır.
Duyularının ve algısının gelişmesini destekleyin. Odasına göz zevkine hitap eden nesnelerin yanında dikkat çekici görsel malzemeler de yerleştirin. Onun yakınında zaman geçirerek yüzlerinizi tanımasına imkân verin. Ona net çizilmiş, sınırları belirli, fazla ayrıntı içermeyen fotoğraflar, insan ve hayvan resimleri, aile resimleri gösterin. Farklı nesnelerle sesler çıkarın, çıngırağını sallayın hatta avucuna koyarak sallamasına yardım edin. Ona parçalarını ağzına alamayacağı, gözüne de hitabeden bir müzik kutusu alın.
Bebeğinizin başta gelen gereksinimlerinden biri de uykudur. Onun rahatça uyuyabileceği bir ortam hazırlayın. Uykusunu olumsuz etkileyecek veya engelleyecek durumlar varsa ortadan kaldırmaya çalışın. Onu yatağınıza almayın, kendi yatağında yatırın. Gece beslenme ihtiyacı azaldıktan sonra imkân varsa odasını da ayırın; sizinle aynı odada yatması, hem sizin uyku düzeninizi hem onun uykusunu olumsuz etkileyeceği gibi bebeğinizin gelişimine de zarar verir.
Her ağlayışında hemen müdahale etmeyin. Bu, ağlamanın alışkanlık haline gelmesine neden olur. Onun ağlayarak size vermek istediği mesajı anlamaya çalışın ve ihtiyacı olduğu zamanlarda ona yardımcı olun.
Konuşmaya başlaması için onu destekleyin. Onunla bol bol konuşun, konuşmaya hazırlanması amacıyla dil, dudak, damak alıştırmaları yaptırın (emme, yalama, baloncuklar çıkarma, aynaya buğu yapma, üfleme gibi) buna yönelik oyunlar oynayın, karşılıklı oynarken konuşun ve dikkatini çekin. Ona bol bol şarkı ve ninni söyleyin, bunlar, onun söylenenleri daha iyi anlamasına ve konuşmayı daha kolay öğrenmesine yardım eder.
Ona konuşurken, oyun oynarken ve her anlamda örnek olun. Yaptıklarınızı, eylemlerinizi açıklayarak anlatın. Oyunu doğru oynadığında ve verdiğiniz görevi doğru yaptığında onu gülümseyerek, alkışlayarak, öpücükler vererek, güzel sözler söyleyerek ödüllendirin. Bir şeyi yanlış yaptığında veya yapmakta zorlandığında ona yardım edin ve göstererek doğruyu yapmasına destek olun. Bağımsız olarak bir şey yapmaya çalıştığında onu cesaretlendirin ve destekleyin. Örneğin, 1 yaşına doğru oyuncağı alarak yastığın altına saklayın ve bebeğinizden bulmasını isteyin. Bulursa ödüllendirin. Eğer bulamazsa yastığı kaldırarak bulun ve ona gösterin, sonra tekrar bulmasını isteyin. Motor becerilerini ve algısını geliştirmeye yardımcı olacak oyunlar oynayın.
Bir baba olarak tüm bunları anneye bırakmayın, bilin ki eşiniz zor bir görevi başardı bir bebek dünyaya getirdi, o yorgunluğun yanısıra sorumluluklarına alışmaya çalışıyor. Ona anlayış gösterin, bebeğin bakımına destek olun, onu yıkarken, gazını çıkartırken eşinize yardım edin. Bebeğinizle konuşun, oyunlar oynayın, onun yüzüne bakın ve onunla göz kontağı kurun, onu öpmekten, kucaklamaktan ve ona dokunmaktan çekinmeyin. Bunlar ayıp olmadığı gibi, bebeğinizle aranızın iyi olmasına, büyüdüğünde daha iyi anlaşmanıza zemin hazırlar.