BAĞIMSIZLIK

BAĞIMSIZLIK

Artık Osmanlı devleti gerçekte ve uygulamada bağımsızlıktan yoksun duruma dürüşülmüştü, Bir devlet ki, kendi uyruklarına koyduğu vergiyi yurdunda yaşayıp kazanan yabancılara uygulayamaz; gümrük işlerini, vergilerini ülke ve milletin isteklerine ve çıkarlarına göre düzenlemesi yasaktır. Bir devlet ki sınırları içinde suç işleyen yabancıları yargılayamaz, cezalandıramaz. Böyle bir devlete elbette bağımsız denemez.

Devlet ve millet işlerine karışma, bu kadarla bitmiyordu. Doğrudan doğruya günün gerektirdiği, ulusun istediği birçok işlere devletin girişme hakkı yoktu. Demiryolu yapmak, fabrika kurmak, artık elinde değildi.

Yabancılar böyle girişimleri daha başlarken durdurabilirlerdi. Yaşamasını ve yönetimini kendi gücü ve karan ile sağlamaktan yoksun bir devlete bağımsız denilebilir miydi? Devlet, bağımsızlığını çoktan yitirmişti. Osmanlı ülkesi artık yabancıların sömürgesi olmuştu. Osmanlı halkı içindeki Türk milleti büsbütün tutsak bir duruma düşürülmüştü, Bu sonuç, deminden beri belirttiğim gibi, milletin, kendi iradesini, kendi egemenliğini kendi kullanamamasından; bu iradeyi, bu egemenliği şunun bunun eline bırakmasından doğmuştu. Öyleyse, kesinlikle diyebiliriz ki bir ulusal egemenlik dönemi yaşamıyorduk. Ulusun, egemenliğini eline almaması yüzünden, geçirdiği dünya savaşında, değerli çocuklarımızdan toplanmış ordularımızın Gafiçya’da, Romanya’da, Makedonya’da, Kafkas dağlarında, Sina çöllerinde katlandığı eziyetleri ayrıca belirtmemizi gerektirecek kadar uzun zaman geçmemiştir; genel savaşın uğursuzluğunu da bilmeyenimiz yoktur. Hele Mondoros’la açılan “mütareke” döneminin acıklı durumunu şöyle bir gözden geçirirsek göreceğimiz baştan aşağı bir çöküntüden başka bir şey değildir. Karşı devletler, her türlü uygarca ve insanca verilen sözleri ve hakları hiçe sayarak yurdumuzun en değerli, en verimli yerlerini çiğnediler. İzmir’i, Bursa’yı, Eskişehir’i ta Sakarya’ya kadar, sonra bütün Adana ve -dolaylarını, Trakya’yı- İstanbul’u,’en sevgili yerlerimizi çiğnediler. Bizde bu düşmanların, bu davranışlarından daha acıklı, daha korkunç bir iş oldu; Yüzyıllardır bu milletin başında, bu ulusun egemenliğine konmuş olan kimseler de düşman sırasına geçtiler ve bu düşmanlar, bu iç düşmanlarımız, dış düşmanların yapmadığı, yapamayacağı korkunç ve iğrenç davranışlara girişmekte bir sakınca görmediler. Dış düşmanlar, saydığımız sevgili yurt topraklarında bulunurken; padişahın çıkardığı fetvalar ve fermanlarla, kurduğu “halifelik ordusu” ile bu suçsuz millet şurada burada kandırıldı, aldatıldı. Yurdumuzun şurasında burasında millet gücüne karşı baş kaldırmalar oldu.

Şu bu nedenle çoktandır bağımsızlığını yitirmiş Osmanlı Devleti böylece çöküp gitti. Düşmanlarımız bununla da yetinmediler; Osmanlı devletini kuran Türk milletinin, bu ülkenin gerçek halkının da yok olacağını, eriyip gideceğini umdular. İşte bunda çok aldandılar, Osmanlı devletini ve Osmanlı devleti gibi çok devletleri kurmuş olan Türk milleti yok olmamıştır. İçten ve dıştan gelen bu öldürücü, bu tiksindirici vuruşla birdenbire uyanmış, silkinmiş, kendisine gelmiş; şerefle, namusla yaşamak için başını kaldırmış, birleşip kaynaşarak ortaya atılmıştır.

Mustafa Kemal ATATÜRK

1 Cevap
  1. 26 Şubat 2012