Babam geldi Ankara’ya                                                                                 **DenizEngin**

Babam geldi Ankara’ya                                                                                 **DenizEngin** 

            Çok şaşırdım kapıyı açtığımda, nereden çıktın sen diyesim geldi. Girsene içeri dedim, girmedi. Yıllardır görmemiştik birbirimizi sanki, sarılmadık yine de, sarıldığımı da hatırlamam zaten hiç babama; çocukluk fotoğraflarımdır, inkar ederler beni, genç bir adamın dizine sarılmış o siyah beyaz yumurcak ben miydim?

 Onda da, beni kendimden iten şeyden vardır, gizlediğim birşey. Söyleyecek söz bulamadım. Mektup yazarken de hitap kelimelerini bulamazdım bir türlü, sayın ailem mi desem, sevgili ebeveynlerim mi, karar veremez sonunda pat diye başlardım derdimi anlatmaya, çok zaman da mektuplarımı anneme yazıp babama da iletivermesini söylerdim. Ne kadar acayip bir ilişkiydi bizimki, soğuk diyeceğim ama başka birşey bu.            -Sağlığın nasıl?            Duraksadım birden, babam bana ne sorabilirdi bundan başka; ancak işte nasıl gidiyor falan derdi, yaptıklarımı ona söylemezdim hiç, yine de ilgisiz değildi, ama sadece iyi dedim.            -Seninki?            Cevap vermedi, birşeyler mırıldandı kendince, iş için geçiyormuş buradan, uğramak istemiş, o kadar işte. Ayakkabısıyla yerdeki buz parçalarına vurdu, soğuktu. Sarılmak istiyordum, olmaz dedim, olmaz.            -Yürüyelim mi biraz?            Sanki utanıyorduk biribirimizden, okulu sordu, birkaç gereksiz cümle düştü ağzımdan ve kayıp gitti kaldırım taşlarının buzlu kaplumbağa sırtında.            Yine de konuşabilirdik belki, eskiden oturur karşısına anlatırdım herşeyi, sarılmadan ama, uzaktan, oniki yaşımda ona küsene değin. Neden küstüm ben? Hatırlamıyorum şimdi, konuşmuyordum pek, kaç yıl geçmiş… Bu bitmeliydi oysa, bu en büyük ihmalim, yıllardır farkına varmadığım, neden bunu hiç düşünmedim? Benim babam var mıydı, yok muydu, farkında bile değildim, hep televizyonun karşısına oturmuş bir fotoğraf gibiydi aklımda. Yürüdük uzun kaldırım boyunca, sessiz.            -Gitmem gerek.            El sallamadım giderken, başıyla belli belirsiz bir hareket yaptı benim ayrılırken ona yaptığım gibi, boğazım ağrıdı, bir garip his, otobüs uzaklaştıkça acıdı bir yerim, arkasından ağladım, yıllar sonra ilk defa benim de bir babam olduğunu hatırladım. Onunla neden bu kadar uzak olduğumu anlıyorum şimdi, hiç yakınlaşamayacağımızı da…            -Aynı senaryoyu ardısıra oynayan iki aktör gibiyiz.            Anlamazlıktan gelmişti, biraz da gülümsemişti.            Onu benden, beni ondan daha iyi anlayacak kimse olmayacaktı. Küstüm ona da kendime küstüğüm kadar.                                                                                                           97′ ANKARA                                                                                                          990115 Alanya 

 

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir