AYASOFYANIN SIRLARI BİTMİYOR

Sıva altındaki bir sır daha ortaya çıktı

Ayasofya’da Kültür ve Turizm Bakanlığı adına bir dönem kontrolörlük yapan, altı kanatlı 4 Serafim meleğinden birinin mozaik yüzünün açılması gibi dünyada ses getiren çalışmalara imza atan mimar Hasan Fırat Diker (Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi öğretim üyesi), Fossati’nin peşini bırakmıyor.

Fossati kardeşler, Sultan Abdülmecid döneminde (1847-1851 arası) Ayasofya’da restorasyon ve iç dekorasyon çalışmaları yürüttü. Ayasofya’nın harç karışımında dişbudak ağacı yapraklarının kaynatılmasıyla elde edilen bir sıvı kullanıldığını da ortaya çıkaran Diker ise yeni çalışmasıyla iki kardeşten Gaspare Fossati’nin Ayasofya’da yaptığı değişikliklerden yola çıkarak çarpıcı iddialarda bulunuyor.

Ayasofya’nın ana kubbesi altında Serafim meleklerinin yüzlerini sıva ve çinko maskelerle kapatan da Gaspare Fossati’nin ta kendisi.

DOĞU YARIM KUBBEDE DEV HAT KOMPOZİSYONU

Fossati kardeşlerin işleri için “Profan” yani “dini ögelerden uzak” diyen Diker, şimdiye kadar bu konunun irdelenmemesini Fossati’nin müdahalelerinin nedenlerine ilişkin yeterli belge olmayışına bağlıyor. Fossati’nin onarımları sırasında üstünü kapattığı, ancak melek mozaiği kadar şanslı olmayan bir diğer eser, Ayasofya cami olarak kullanıldığı Osmanlı dönemine ait bir hat kompozisyonu.

Fossati, mihrabın üstüne denk gelen, doğu yarım kubbesi üzerindeki süslemeleri de kendi estetik anlayışı doğrultusunda güncellemiş. Ve yarım kubbeye I. Ahmed döneminde nakşedildiği düşünülen devasa hat kompozisyonunun da üstü kapatılmış. Eşkenar yamuk çerçeve içine yazılmış bu büyük yazı şimdi sadece yüzlerce yıl önce çizilmiş birkaç gravürde görülebiliyor.

GRAVÜRDEN METNİ DEŞİFRE ETTİ

Diker, hat kompozisyonunun okunabildiği tek resim olan D’Ohsson’un gravürünü inceleyip yazıyı deşifre etmeyi başarmış. Kompozisyonda, Nur Suresi’nin 35. ayetinin ilk cümleleri ile son cümlesi hariç tamamı yazılı. Ayasofya’nın ana kubbe merkezinde halen Nur Suresi’nin 35. ayetinin ilk yarısı bulunuyor. “Eğer Fossati, yazının bulunduğu sıvayı söktükten sonra kendi süslemelerini uyguladıysa bu yazı artık yok olmuş demektir” diyor Diker. “Ama süslemeler direkt yazının üstüne yapılmışsa ortaya çıkarmak ya da en azından izlerine ulaşmak mümkün. Teknolojik görüntüleme cihazlarının kullanılması halinde bu konuda daha net sonuçlar da alınabilir” diye devam ediyor.

Diker, çalışmasında Fossati’nin onarım süreci kapsamında dönemin padişahı Abdülmecid için yaptırılan Hünkâr Mahfili’ndeki ilginç bir ayrıntıya da dikkat çekiyor. Mahfili taşıyan sütun başlıklarının dört yüzünde yer alan motifte, uluslararası masonik sembollerden pergel ve gönye kurgusunun stilize edildiğini ileri sürüyor. Diker, “İslam ve Hıristiyan dünyası için evrensel önemi olan Ayasofya’da, Tanzimat reformlarının başladığı bir dönemde bu tür sembolik arayışlara gidilmesi manidar. Abdülmecid’in tahta çıktığı 1839’da Tanzimat hareketleri başladı. Ayasofya’nın da Batılılaşma hareketlerinden sembolik anlamda nasiplendiği düşünülebilir.” diyor.

İSTANBUL’UN SİLUETİNİ DEĞİŞTİRMİŞ

Diker, Fossati’nin İstanbul’un siluetini etkileyecek değişimlere gittiğini de anlatıyor. Fossati, Ayasofya’nın ana kubbesini dışarıdan dört yönden destekleyen uçan payandaları bu onarımlar sırasında yok etmiş. Kubbenin burulmasını engellemek maksadıyla inşa edilen bu payandaların yerine ana kubbe kasnağını demir lamayla kuşatmış.

Bu yöntemi o dönem için bile çağdışı bulan Diker, “Kubbeyi dört yönden yaklaşık 500 yıl destekleyen bu uçan payandalar, Ayasofya’yı ayakta tutan, Mimar Sinan’ın eseri büyük payandalar kadar önemli statik elemanlardır” diyor. Ayasofya’nın sırları daha yüzyıllarca dünyayı oyalayacak gibi görünüyor.

DEPODAKİ MOZAİKLER KULLANILABİLİR

Fossati’nin yöntemi, dökülen mozaik yüzeyleri kalem işiyle tamamlamak. Diker, toplamda yaklaşık 1900 metrekare yüzeye sahip ana kubbenin yaklaşık 900 metrekaresinin 1847’den günümüze kalemişi yöntemle tamamlandığını düşünüyor. Orijinal mozaiklerse, müze deposunda çuvallarda saklanıyor. Diker, bunların renk ve dönemlerine göre yerine koyulabileceğini savunuyor.

Nur Suresi 35. ayet

Eskiden tam karşıdaki yarım kubbenin üzerinde Nur Suresi’nin bir bölümü yazılıymış. Diker, gravürden metni deşifre edip yazının orijinal halini gösterebilmek için bilgisayar ortamında kubbedeki yazıyı eski yerine yerleştirmiş.
Anasofya hep sırlar barındırmakta. Ancak bu tür binalar elden geçirilirken gerçekten uzman olanlarca yapılmalı. Bilinçli olmayan ellerde önemli eserler tarihin sayfaları arasında yok oluyor.

Yorumunuzu Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir